"Karım, kızım, kaynanam..."

Anneannem, annem ve ben... O kadar çok benziyoruz ki, şu anki üşengeçliğimle "Olup olacağım a ha budur, artık yaşamasam da olur" demekteyim

Hayatı rölantiye aldım, bünyeyi yatağa yaydım. Yemek için ayağımı sürüyerek masaya kadar gitme dışında, neredeyse hiç yerimden kalkmıyorum. Karşımda televizyon, elimde kumanda, kucağımda gazete ekleri-biraz televizyon izleyip bol bol sudoku çözüyorum. Geçen gün bir arkadaş tavsiye etti sudoku'yu, hani şu 3x3'lük 9 kareden oluşan bir alana rakam yerleştirme şeysi... Çok eğlenceli. Annemden bir film senaryosu bekliyorum en yakın gelecekte: "Annem ve Kızım". Zira anneannemle birlikte onun evine çökmüş durumdayız. Daha doğrusu ben "çökmüş" durumdayım. Anneannem ise çökmek ne kelime, 90 küsurunda -nazar değmesin- sabahtan akşama dimdik ayakta, evde dolanıp anneme emirler yağdırıyor: "Çay yap, kek yap, Tuba'ya dolma yap, kocana kahve yap, meyve getir, bunu götür, onu uzat, şunu bırak..." Geri kalan enerjisini de miskinim, sigara içiyorum ve hâlâ evli değilim diye beni; sigara içiyor, yemek biraz tuzlu ve ben hâlâ evli değilim diye annemi; televizyonda olup biten her şeyi -"sulu" diye Mehmet Ali Erbil'i, "kaba" diye "Çocuklar Duymasın"daki Tamer Karadağlı'yı, "Aleyhte konuşuyor. Hiç sevmem aleyhte konuşan insanları" diye muhalefet lideri Deniz Baykal'ı ve tüm dünyayı eleştirerek geçiriyor: "Hava niye soğuk?", "Ev niye bu kadar sıcak?", "Niye caddede trafik var?", "Denizde niye dalga var?" Neye kızıyor? Annem... En doğru tabiri arıyorum... Çırpınıyor.Oysa hamaratlığı ile meşhur bir kimse olmamıştır hiçbir zaman. Çok titizdir ve ev işlerini hiç sevmez. Bu ikisi aynı bedende bir araya gelince ortaya evin dağıtılmaması, kirletilmemesi prensibi üzerine kurulu bir ev düzeni çıkıyor. Bizimkisi fazla tertipli bir evdi. Mesela iki gazete okuyacaksanız, birini okurken, o anda okumadığınız gazetenin ille de gazetelikte durması gerekirdi. Elinizdeki gazeteyi bitirince, onu gazeteliğe bırakır ve ancak ondan sonra ikinci gazeteyi alabilirdiniz. Sabah kalkar kalkmaz yatağını toplamamak, saç tokasını sehpanın üzerinde bırakmak, evde çekirdek veya cips yemek kabul edilemez hareketler, büyük kabahatlerdi. Bir zamanlar bizim ev... Bugün annem bana biranın yanında cips ikram etti. "Başımıza taş mı yağıyor?" dedim, "Yoo, yağmur" deyip yine mutfağa gitti!Ve çevreme bakıyorum da, gün boyu yatağımı toplamamam bir yana, eşyalarımı odaya öyle bir saçmış durumdayım ki 10 yıl önceki, hatta 5 yıl önceki annem bunun yüzde 1'iyle sinir krizi geçirirdi. Taş mı yağıyor? Şimdi yatalak kızını ve yaşlı ama aktif, dinamik, heyecanlı annesini memnun etmek için yeni gelin gibi oradan oraya seğirtiyor. Benim bütün gün yatmamdan şikayet eden annesini de, anneannesi televizyonun sesini çok açtı diye mızırdanan kızını da yüzünde aynı tebessümle dinliyor.Odalarımızı dolaşıp kahve ister miyiz, akşam yemeği için özel bir arzumuz var mı, sırtımıza yastık falan lazım mı diye soruyor. Ki şu sırta yastık meselesinde bi... (Aman Tanrım! Tam şimdi, tam da ben "... biraz utandığımı itiraf etmeliyim" yazacakken, saat 01.42'de odamın kapısı çaldı. Annem uyuyamamış, salonda takılacakmış biraz, onu söyledi ve "Bir şeye ihtiyacın var mı? Ne getireyim?" diye sordu. Senaryo yazar mı bilmiyorum ama mutlaka bir butik otel açmalı!)* * *Bakmayın, şu anda birbirimize pek de benziyor gibi görünmediğimize... Aynı kadının üç hali gibiyiz. Doğa kanunlarını altüst ederek farklı zamanlardan yola çıkıp aynı anda, aynı yerde buluşmuş gibiyiz. O kadar çok benziyoruz ki, şu anki üşengeçliğimle "Olup olacağım a ha budur, artık yaşamasam da olur" demekteyim. Evet, şimdi uykucu ve tembel olabilirim. Beni izlemeye devam edin! 30 yıl sonra hamarat ve fedakar, 60 yıl sonra ise enerjik ve tam da bir köşe yazarının olması gerektiği gibi fazlasıyla eleştirel birine dönüşeceğim.Bence şu senaryoyu, hatta daha iyisi bizim romanımızı; bizi hayretle izlemekte olan babam yazmalı: "Karım, Kızım, Kaynanam..." Resmen huyu değişti. İnsanın kötü zamanında baba evi, ana kucağı gibisi yoktur. Burada sizi, size çok kızgınken bile öyle çok severler ki, iyileşirsiniz. "Elizabethtown"ı vizyonda yakalayabilirseniz kaçırmayın. Masal tadında bir memleket filmi. İşinde çuvallayan bir adam, tam da intihar edecekken, babasının ani ölümü nedeniyle memlekete gitmek zorunda kalıyor. Daha kente girişte kasaba halkı hayatta ilk kez gördüğü ama kimlerden olduğunu gayet iyi bildiği bu adamı el sallayarak karşılıyor. Komik, hatta saçma gibi görünüyor ama değil. Burada da herkes, beni tanısın-tanımasın burada olmamdan her nedense öyle mutlu ki; insan şaşırıyor.Çağan Irmak'ın "Babam ve Oğlum"undan sonra da Türkiye'de memlekete ailesini ziyarete gidenlerin sayısında artış bekleniyor. "Hadi gel köyümüze geri dönelim" Benim annemle babam öğretmen ya, TRT 1'de bir sanat müziği programında "Sıradaki şarkı öğretmenler için" anonsunu duyunca "Gelin gelin, sizin şarkınız..." diye onları çağırdım. Ne çıktı, dersiniz?Şarkı pek güzel, bir sürü öğrenci öğretmenine tam da böyle şeyler söyler ama...Sözler şöyle: "Ne bildin kıymetim / Reva mı şiddetin / Reva mı hiddetin / Zulmeden sen misin..." Sıradaki şarkı öğretmenler için Sevgilimle kavga ettim. "Ben annemin evine gidiyorum" diye bir not bırakıp buraya geldim. Notun absürdlüğünün de yardımıyla, daha ilk arayışında ikimiz de gülüp telefonda barıştık ama bu ev terk etme hadisesinin hakkını sonuna kadar vereceğim. Beyefendi elinde benim için çiçek, anneannem için çikolatalarla beni almaya buraya gelinceye kadar İstanbul'a dönmeyeceğim. Depresyon mu? Ben gayet iyiyim. Biri depresyona girecekse eğer, sevgilim girsin. tubakyol@yahoo.com manik depresif köşe

13 Kasım 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber