Kovboy çizmeli bir first lady olur mu?

First lady'lik makamını sıkıcı bulduğunu söyleyen Fransa'nın yeni first lady'si asker pantolonu ve kovboy çizmelerinden vazgeçmeye pek hevesli değil

malphan@milliyet.com.tr Cecilia Sarkozy gerçekten kovboy çizmesi giyemeyecek diye mi first lady olmak istemiyor? Sanmam. Ama inanırım, bunun da payı vardır. Bazılarımız durduğu yere tırnaklarıyla tutunurken bir gün Cecilia Sarkozy gibi biri çıkıyor ve "first lady"lik gibi pozisyonu elinin tersiyle itebiliyor. Neden özde değil sözde bile olsa insanın takdir edesi geliyor: "Kendimi bir first lady gibi göremiyorum. Bence sıkıcı. Asker pantolonum ve kovboy çizmelerimle dolaşmayı tercih ederim. O kalıba uymuyorum." Önce terk edip sonra geri döndüğü kocasının seçim kampanyası süresince yine ortalıktan kaybolan Cecilia zafer anında onun yanındaydı. Kıyafeti fazlasıyla sadeydi. Öğlenleri arkadaşlarıyla Nişantaşı kafelerinde buluşan bizim ev kadınları üç-beş kişiye görünecekler diye Cecilia'dan daha abartılı giyiniyor. Ki Cecilia, Concorde Meydanı'nda binlerce kişiyi selamlıyordu. Üzerinde bol gri bir bluz ve beyaz pantolon vardı. Rahatsız görünüyordu. Bluzuyla oynayıp duruyor ve saatine bakıyordu.Kocasıyla arası limoni olsa da anlaşılan o ki Cecilia, Elysse Sarayı'nda first lady'lik makamına oturacak. Peki Bernadette Chirac gibi hayır kuruluşları yararına organizasyonlar düzenleyecek mi? 2005 yılında verdiği bir röportajda "Bunları düşünmek bile sıkıntıdan patlamama neden oluyor. Politik doğruculuk bana göre değil" demişti. "Sandığınız kişi değilim" diyor ve "Üç yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?" sorusuna "New York'taki Central Park'ta koşarken" cevabını veriyordu.Yani, asker pantolonu ve kovboy çizmeleri aslında birer sembol. Cecilia bağımsızlığını kaybetmek istemiyor. Bağımsızlığın işareti dilediği gibi giyinmek bile olsa. Tüm objektiflerin onlara çevrildiği günlerde üzerinde genellikle ceket-jean takımı oluyor. Kocasının takım elbiseyle "boy gösterdiği" zamanlarda en fazla pamuklu kumaştan bir bluz ve pazar gezmelerinde giyilen cinsten bol diz boyu bir etek giyebiliyor. Gözünde pilot gözlükleri, ayağında babetleri... Ama zarif ve sade. Ne gelişmiş ülkelerin first lady'leri gibi tayyörle dolaşıyor ne de üçüncü dünya ülkelerinin first lady'leri gibi parlak tafta kumaşlı elbiselerle, pardösülerle ve ince yüksek topuklu ayakkabılarla.Kadın diyor zaten "First lady'likte gözüm yok" diye. Kıyafetlerinden de anlaşılmıyor mu? Hayali Central Park'ta koşmaktı Şu klişelerden niye bir türlü kurtulamıyoruz? Kenan Doğulu'nun Eurovision'daki kıyafetini ele alalım. İlle de kırmızı-beyaz giyilecek! Sonra efendim, kıyafetin bir yerinde Osmanlı motifleri olacak. Nitekim, Kenan'ın ceketinin kenarlarında yaldızlı işlemeler vardı. Kendince ayağına giydiği Converse'lerle kıyafeti modernize ettiğini düşünmüş. Ama yok, olmamış.İngilizler Viktorya dönemi tarzı giysilerle, İtalyanlar Antik Yunan kostümleriyle katılıyorlar mı Eurovision'a? Son dönemde sakız gibi aynı lafları çiğneyip çiğneyip duruyoruz. Nasıl da köklü bir milletmişiz. Kültürel hazinemiz nasıl enginmiş, bizde bunlar varken diğer kültürlere de ne oluyormuş... Tasarımcılar da yıllardan beri kullanırlar bu Türk motiflerini, ay-yıldız desenlerini. Ama hakikaten sıkıldık artık.Geçmişten, kültürel bağlardan esinlenilebilir ama bunları sandıktan çıktığı gibi kullanmak iyi tasarım yapıldığı anlamına gelmiyor. Modernize etmek diye bir şey var. Geçmişle bugünü ya da geleceği öyle bir harmanlarsın ki yaptığın kıyafet zamansız durur. Bunu yapabildiğimiz gün dünya standartlarında olacağız bence. Türk motiflerinden bıktık artık Çocukken kağıt bebekler vardı, hatırlıyorsunuzdur. Hani şu ince kitapçıklardan elbiseleri kesip biçer sonra kağıttan bebeğe giydirirdik. Bunlar hâlâ varmış bu arada.Neyse, biliyor muydunuz, bunların internet versiyonu da var. Stardoll.com bir süredir açık olan bir site. Orada ünlülerin imajını yenileyebiliyorsunuz. Ama moda meraklıları için esas cazip site i-dress.com. Burada dünyaca ünlü tasarımcıların ilkbahar-yaz koleksiyonlarını mankeniniz üzerinde deneyebiliyorsunuz. Diyelim John Galliano'nun koleksiyonundaki kıyafetleri mankeninize giydiriyor, istediğiniz ayakkabılar, kolye ve küpelerle kombinleyebiliyorsunuz. Mankeninizin ten, saç ve ruj rengini de siz belirliyorsunuz. Bir anlamda o sırada John Galliano'nun "stylist"i oluveriyorsunuz. Birkaç arkadaşıma siteden bahsettim. İstisnasız ilk tepkileri "Kendimizi giydirebiliyor muyuz?" oldu. Ben bu sitenin arada bir eğlenme, oyun oynama görevi görebileceğini düşünürken herkes onda bir fonksiyonellik arar oldu. Moda markaları aslında burada durumdan vazife çıkarabilir ve işe el atabilirler. Mesela Zara öyle bir site yapar ki, insanlar mağazada dön dön dolaşmaya gerek kalmadan koleksiyondaki giysileri sitede mankenler üzerinde kombinleyebilir ve mağazada "Bunun altına ne olur? Buna nasıl ayakkabı gider?" diye saatler geçirmek zorunda kalmaz. Tabii kendinizi giydirme olayı biraz sarkar gibime geliyor. İnternette kağıt bebek koleksiyonları Babetler geçtiğimiz yıl tahtın keyfini sürdü. Bu yaz ise evrim geçirmiş halleri olan arkası lastikli "Banana shoes" (muz ayakkabılar) çok popüler. 2002'de ilk olarak tasarımcı Alber Elbaz ayakta yok gibi duran bu ayakkabılara Lanvin koleksiyonunda yer vermişti. O günden beri balerin ayakkabıları onun imzası niteliğinde. Arkası çorap söküğü gibi geldi. Prada, Bottega Veneta, Burberry, Miu Miu ve Marc Jacobs bu ayakkabılara koleksiyonlarında yer verdi. Gap'te bu sezon mağazalara yapılan daha ilk sevkıyatta siyah muz ayakkabılar bir haftada tükenmiş. İkinci sevkıyattaki kırmızılar da yine aynı sürede satılmış. Türkiye'de de aynı hızla sokakları arşınlamaya başladı bu ayakkabılar. Çok rahatlar ama bizimki gibi toz toprak yollarda ne kadar kullanışlı oldukları tartışılır. Muz ayakkabılar

17 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber