‘Saç rengimiz değişti, müziğe saygımız aynı kaldı’

Konserleri bitince “Aa ne çabuk bitti, keşke biraz daha çalsaydık” diyen, gruba yeni alacakları kişinin önce gözündeki ışığa bakan müzisyenlerin bir araya gelmesiyle oluşan İstanbul Gelişim Orkestrası, 42’nci yılında.

‘Saç rengimiz değişti, müziğe saygımız aynı kaldı’

Şimdiye kadar pek çok önemli mekanda sahneye çıkmalarına rağmen Beyoğlu’na uğramamış olan grubu bundan böyle her ay İstanbul Live’da dinlemek mümkün olacak. Üyelerden Garo Mafyan ve Attila Özdemiroğlu’yla 42 yılda nelerin değişip nelerin aynı kaldığını konuşmak üzere buluşuyoruz. Sohbetimizin başında, birlikte çalıştıkları sanatçıların isimlerini saymaya niyetleniyoruz. Sonra sadece kendi bestelerinden oluşan bir konserin ne kadar süreceğini hesaplamaya kalkıyoruz. İşin içinden çıkamıyoruz.

* Neden Beyoğlu’nda şimdiye kadar hiç sahneye çıkmamıştınız?

Attila Özdemiroğlu: Genelde İstanbul Gelişim konserleri çok katılımlı oluyor. Beyoğlu’nda o kadar büyük salon olmadığı için belki... Genelde Açıkhava’da, Şan Sineması’nda oluyordu.

* Nedir sizi bir arada tutan?

Garo Mafyan: Birkaç şeye bağlayabiliriz; müzik, saygı, çalışma, disiplin. Gelişim’de kimse birbirini kırmamış, müzikal olarak herkes her zaman fikrini ortaya koymuş, bazen münakaşa edilmiş ama her şey müzik için yapılmıştır. 42 senede ne ben birine bağırdım ne biri bana bağırdı. Sürekli birlikte vakit geçirmemize rağmen bu böyle... Eşlerimizi birbirimizi tanıdığımızın yüzde 10’u kadar tanımayız. Cumartesi sabah Hepgül’ü (Özdemiroğlu) gördün. Sonra pazar öğleden sonraya kadar beni gördün.
Attila Ö.: Doğru (gülüyor).

* Neler değişti bunca yılda?

Attila Ö.: Bir tek şey hiç değişmedi; müziğe olan saygı.
Garo M.: Değişen, saç renkleri ve göz numaraları oldu (gülüyor).

“Herkes ‘Can’t Take My Eyes Off You’da zıplar”

* Bir konseri unutulmaz yapan nedir?

Attila Ö.: İnsanlarla iyi kontakt. Kim olursa olsun, müzik zevki ne olursa olsun dinleyici iyiden anlıyor. Öyle olunca bir iletişim oluşmaya başlıyor dinleyiciyle, görünmez bağlar oluşuyor.
Garo M.: Enerjini ne kadar iyi yansıtabiliyorsan onlar da aynı şekilde geri dönüşünü yapıyor. Herkes bir taraflarda zıplıyor, hopluyor. Pist falan kalmıyor o zaman, her taraf pist oluyor.

* Hangi şarkılarda en coşkulu tepkiyi alırsınız?

Garo M.: Bugün dünyada “Can’t Take My Eyes Off You”da zıplamayacak tek bir adam gösterebilir misin? “I Will Survive” ya da Sezen’den “Hadi Bakalım”da?

* Repertuvardaki değişiklikler ne sıklıkla yapılıyor?

Attila Ö.: 42 yıllık bir orkestra olmak şunu da getiriyor; her jenerasyona hitap ediyorsunuz. Çok güncel bir repertuvarımız var ama 40 yıl önceki parçaları da çalıyoruz.
Garo M.: Eskiden de bir plağı daha Amerika’da çıktığının üçüncü günü dinler ve çalmaya başlardık. Yüzyıllar evvel çaldığımız Sergio Mendes’in “Mas Que Nada” parçasının dört beş sene evvel cover’ları çıkmış, “Aa bu yeni çıktı ama çalıyorsunuz” dediler. Şöyle bakıp “Evet 69’dan beri” dedik.

* Başka projeler var mı gündemde?

Garo M.: Yakında Gelişim’in kendi bestelerinden oluşan bir albümü çıkacak. “Sahibinin Sesi” diye bir şey düşündük. “Sahibinin Sesi 1, 2, 3... 88” diye gidebilir çünkü sahibinin sesi çok çıkmış.

“Neco’nun yorulduğunu düşünüyorum”

* Neco’nun gruptan ayrıldıktan sonra söyledikleri sizi üzdü mü?

Garo M.: Bu konu hakkında bir şey söylememeyi daha doğru buluyoruz. İstanbul Gelişim’in etik yanı bunu gerektiriyor. Neco çok iyi bir solist arkadaşımız. Bazı hayat tercihlerine karışma haddine ve hakkına sahip değiliz. Biz bir şey olduğu zaman aramızda paylaşırız. Asla üçüncü kişilere bunu aksettirmeyiz. Söylenenler kırdı. Çünkü hak etmiyoruz.
Attila Ö.: Ben kırılmadım. Sadece Neco’nun yorulmuş olduğunu düşünüyorum.

* Kızı Ayşe Özyılmazel’le görüşmeye devam ediyor musunuz?

Garo M.: O ilişki hiç kesilmedi. Çocuklarımız hep görüşüyorlar.
Attila Ö.: Evvelsi gece kızlarımla sinemaya gittiler mesela.

* Onu sahnede görmek ne hissettiriyor size?

Garo M.: Ya hiç sorma. Ayşe bizim çocuğumuz, elimize doğdu. Onun da ablasının da doğumlarına girdim, onları dünyada gören ilk kişi benim. Bunlardan biri büyümüş, karşımda şarkı söylüyor. Çok fena bir şey (gülüyor). Tabii ben de bir zamanlar birileri için öyleydim.

“Televizyondaki müzik yarışmaları birer jüri şov”

*Televizyonlardaki müzik yarışmalarını nasıl buluyorsunuz? Siz de bir dönem jürilik yapmıştınız...

Garo M.: O kadar olmaması gereken şeyler oluyor ki... Bir müzik adamı olarak izlerken rahatsız oluyorsun. Ama sonuçta bir televizyon programı. Bazen çok güzel şeyler de çıkabiliyor ama onlara içinde müzik olan bir jüri şov demek daha doğru.

* Eurovision adayları yavaş yavaş belli oluyor. Bu konuda ne dersiniz?
Garo M.: Bu yarışmada her ülke kendi kriterlerini belirler. Bizde TRT belirliyor. Bize de saygı göstermek kalır. Her şeye karışmaktan çok keyif alıyoruz. Birini seçiyorlar, bizim tek arzumuz başarılı olması.

Uğur Başar: “42 yılda aklıma kazınanlar kayıplarımız”

* Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrası ile birkaç konser vermiştik Beyoğlu’nda ama Gelişim’le verdiğimizi hatırlamıyorum. Sanırım gece kulüplerinin ve otellerin Beyoğlu dışında yapılanması bunun en büyük nedeni.
* 42 yılda aklıma kazınanlar maalesef çok değerli müzisyen arkadaşlarımızın, Onno Tunç, Selçuk Başar, Uzay Heparı, Günnur Perin ve daha nicelerinin kayıpları.

20 Eylül 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber