Sarıkızdan Sarıgüle

Sarıgülle bir kez karşılaştım. Görse tanımaz. Kim olduğumu bilmez. Sarıkızı bebek fotoğrafımla yazmanın eşsiz avantajlarından biridir bu. Sadece sizi orta yaşta bir vatandaş olarak dinler, ilgilenir, sonra hakkında yazabilecek bir işiniz olduğunu öğrenir şaşırırlar. Bakmayın benim inek, onun çiçek olduğuna, aslında ikimiz de şu tabiatın bir parçasıyız. Ve sadece bu yüzden benzeşiyoruz. Diye düşünüyordum ki... Mustafa Sarıgülün gençliğini bilen komşuları ile tanıştım. Hayır, bu genç adamla aramızda başkaca ortak noktalar vardı. Spora olan yeteneği, disiplin kolu başkanlığı, sınıf mümessilliği, yardımseverliği, çalışkanlığı, centilmenliği, söylemesi ayıptır endamı... Evet, ben de böyle bir gençtim. Ama keşfettiğim en ortak nokta "dürüstlüğümüzdü" galiba. Ve yüzden, bu sabah, hayatı boyunca CHPye tek oy vermemiş bir ailenin ferdi olarak kendisini köşeme konuk ettim. Evet, ilk kez bir CHPli ile ilgileniyorum. Ayrımcılığımın nedeni dedem rahmetli. Bu da ta yıllar öncesine, dedemin koyu Menderes hayranlığına dayanır. Ben de dünyaya gözümü açtığımda Müslüman, Demokrat Partili ve Fenerbahçeliydim. Dedeme göre Menderesin katili CHP idi. Ve onlar düşman taraftı. Varın düşünün siz gerisini... Yaş kemale erince ve uzun incelemeler sonunda Müslüman-Fenerli olmayı sürdürdüm ama ya parti? Her neyse, bu uzun bir konudur (Sizi de katiyen alakadar etmez dermişim). Şaka bir yana hep ortanın bir yanında olmuş ve bir tek Çilleri her zaman sevmişimdir. Söylediğim gibi, dedem CHPyi ve İnönüyü sevmezdi. Bir de -ne garip tesadüf ki- Antalyalıları da pek "gözü tutmazdı". Ona göre Atatürkün gizli (kağıt üzerinde olmayan) bir emri vardı. Mesela Alanya ömrü billah il olamayacaktı. Bu fikre nereden kapılmıştı bilmem. Bir de İnönünün diktatör olduğuna inanırdı. Ecevite koltuğu kaptırmamak için yaptıklarını anlatırdı uzun uzun. Şimdi yaşasaydı ve Sayın Deniz Baykalın, "Parti bütünlüğünü koruma" adına sürdürdüğü komik-acımasız politikaya şahit olsaydı, gözlüklerinin üstünden hırsla bakıp ne derdi, aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. "Bu Antalyalı mı? Hımm! Bir diktatör gitmiş diğeri gelmiş!"Tipimi, göz rengimi, en önemlisi aptallığa varan dürüstlüğümü çok benzettikleri dedemi rahmetle anıyorum. Ve bu gün ona ihanet ederek CHPye ilk seçimlerde oy vermeye karar veriyorum. Tabii Mustafa Sarıgül başkan olursa. Siz buna ister tepki oyu deyin, ister mevcut hükümeti alaşağı etme oyu. Ya da Sayın Baykalın Sayın Erdoğanla son günlerdeki yakınlaşmasına duyduğum mide bulantısı. Ben sadece Mustafa Sarıgüle bir şans verilmesinden yanayım. Başbakanlık için henüz deneyimli olmayabilir. Ya da belediyede gösterdiği onca hizmetin yanında mutlaka birilerine ters gelen kararları olmuştur. Kadrolaşmadaki hatalar gibi... Ama Nokta Dergisinin hakkında başlattığı o güdümlü, "yolsuzluk" suçlaması tamamen acımasızlıktır ve Sarıgüle yapılan büyük haksızlıktır. (Noktayı var eden rahmetli Ercan Arıklının kemikleri sızlamıştır. Dergisi böyle maşa olarak kullanıldığı için.) Ayrıca, sayın Baykalın, Mustafa Sarıgülün partisine katılması için gösterdiği çabayı ve söylediklerini henüz unutmadık. "Her türlü sorumluluğu alabilen, çalışkan, dürüst, kabına sığmayan, ateş gibi, pırıl pırıl biri." Bunlar, şimdi karalamaya çalıştığı Sarıgülün tarifiydi. Ne değişti merak ediyorum Mustafa bey için söylediklerinden gayrı. Antalyalıları nasıl bilirsiniz? Yanlış anlaşılmasın, Antalyalılar konusunda dedeme çok hak verdiğim zamanlar olmuştur. Yüzlerce camii vardır mesela üç kişi namaza gelir. Bir aylık çekle mal alırsın, iki gün sonra bankan seni arar, "Çekin sahibi burada ödeme yapayım mı?"derler. Eleman ilanı verirsin kimse gelmez ama işsizlikten yakınırlar. 50 derece sıcakta garsondan soğuk kola istersin yarım saat sonra kaynar çay getirir. Binlerce yıldır turist ülkesidir, mini etek görünce kahvelerden dışarı fırlarlar vs...AMA, Yine Antalyanın yerlisi öyle dostlarım olmuştur ki yukarıdakilerin tümünü yalanlar. Bir Sevim Yılmaz teyze tanırım mesela en güç zamanında bana Singer makinesini vermişti, dikiş dikip para kazanmam için. Sonra... Larada havaalanı yolu üzerindeki "yer evlerinde" yaşayan Ünal Şirin ağabeyim. Eşi, çocukları, torunları ve keçileriyle en kötü zamanımda yanımdaydılar. "Böreği fırından çıkardık çay da hazır bacım gel hadi" diyen sesleri hâlâ kulaklarımdadır. Böyle bir çağrıya hayır denebilir mi? Güneş yeni doğmuş, lahana ekili bostanların arasından öylece yürüyüp giderdim. Yazara e-mail Sarıkızdan açıklamalar

19 Kasım 2019 Magazin Bülteni19 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber