Yalnız Mozart'la yaşanmaz

Yazara e-mail Geçtiğimiz hafta, Bedrettin Dalan beyle yine bir "hayır işi" için, cennet diyarı Yeditepe Üniversitesi'nde yan yana geldik. Bir ara aşağıdaki kitap satan dükkana indik. Bedrettin beyin raflara yeni konmuş "Türkü Antolojisi" cildini alıp heyecanla bağrına bastığını görünce, "Hayırdır başkan!" dedim, "var mı türkü merakınız?" Bizim biraz vardır ya, sanıyorum tek türkü manyağı benim. İnsan mavi mavi gülebilir mi? Vallahi becerdi ve güldü. Ben ukalalığa devam mahiyetinde, "Peki 'Bedir Türküsü'nü bilir miyiz?" diye sorunca, hafiften söylemeye başladı ki, şimdi aşağıda sayacağım şarkıcı arkadaşların derhal mesleği bırakmaları gerekecek. Kral TV'yi buldum ve açtım az önce. Daha doğrusu açtık sekiz minik yavru kedi ile birlikte. Hamur tahtasının başında bağdaş kurmuş, öyle yazıyorum bu yazıyı. Kabile de kımıl kımıl istila etti her yanımı. Elimin üstünü dişliyor biri. Diğer "çıçan"lar da, A4'ün uçlarından çekiştiriyorlar. Evet kanalımızı izliyor ve yazıyoruz. Emrah Keskin ve eseri... Bir Sinan Çetin siyahlığı ve ciddiyeti içindeyken birden galeyana gelip aman bir oynama, bir döktürme, ellerini şöyle yana aça aça. Burada tıkanıp bir yudum su içmişim. Aslında çözdüm durumu: Çocuğun, "delikanlı müziksever" tarafından beğenilme nedenini keşfettim yani. Burnu eğri. "Hani biz de, icabında façayı bu yollarda yamulttuk hesabı" gibi bir duruşu var sanatçımızın. Ekrana "Korsana hayır" diyen ünlüler geldi. Merakımızdan soruyoruz yanlış anlaşılmasın. Bu soysuzların faaliyetlerini yürüttükleri bir mekanları vardır elbet. Az-buz bir malzeme değil çünkü. Şimdi bunların bu fabrikalarını devlet bulamıyor mu? Üstelik organize suçlara girmez mi? Geçen sabah saat altıda Akmerkez ışıklarında yeşil yanmasını bekleyen tek şoför olarak ve yanından geçip giden bir ekmek kamyonetini hayli şaşırtmış bir vatandaşınız olarak, "korsan"a nasıl baktığımı anlamışsınızdır herhalde siz sevgili korsanseverler. Şimdi de, Yıldız Tilbe'nin nadide bir eseri fişmekanla devam edelim Kral TV'yi izlemeye. Bence bu kızı giydirmeyelim, konuşturmayalım, makyaj yaptırmayalım, hele küpe-kolye hiç taktırmayalım, meclis kararı ile tümüne yasak getirelim. Ellerini öyle oynatırsa da vuralım ellerine ellerine. İlle de "sesi" isteniyorsa, alıp götürelim 1995 yılına, Sezen Aksu'nun Ulus'taki evine. Oturtalım bütün utangaçlığı ve amatörlüğü ile Minik Serçe'nin dizlerinin dibine, "Zülüf dökülmüş yüze" diye bir başlasın ki, hepimiz naralar atalım.. Grup AS'a gelince... Ah yavrucaklarım, yaptığınız eseri sizden önce birileri yazıp çizdi maalesef. "Sar beni, sık beni, sıkı sıkı sar beni, hadi başa dönelim yine öp beni, duy beni gör beni, sar beni"...Bu kadar yeter. Çok fazla klip olduğundan bundan gerisini toplu olarak mütalaa edeceğiz. Pek bir şey kaybetmeyecekler inanın. Çünkü sesler aynı, mekanlar benzer. Hele bir de "arka fonda" aynı şekilde dans eden ve oynayan gençler var ki fotokopi düzeni içindeler, onlar da aynı. Belleri açık kızların kendilerini taşların üzerine atıp uğun uğun kıpırdanmaları, kameranın bir yandan quick-cut'la bizi şaşı etmesi, solist oğlanın üstü açık arabada rüzgar gibi gitmesi vs... Böylece tek bir klip izlemiş gibi olduk desek yeridir. Arkadaşlara önerimiz, toplaşın bir araya ve bir tane yapın. Çünkü gerisi boşuna masraf ve iris tabakası ziyanı. Kim mi bu sanatçılar: Berdan Mardini, Sertab Erener, Pınar Aylin, Deniz Seki, Rafet El Roman, Kargo, Ebru Destan, Mithat Körler şimdilik şu 20 dakikada görebildiklerim. Yıldız Tilbe'yi giydirmeyelim, makyaj yaptırmayalım, tümüne yasak getirelim Hoşumuza gidenler de oldu tabii... Günay'ın "Gitme" klibi sanatçının çirkin yüzünün yakın planlarından oluşuyor. Şarkısını sever veya sevmezsiniz ama genç adamın ekrandan taşan duygusuna şaşıracaksınız. Şahsen şimdiye kadar izlediğim en yapmacıksız yüz. Ve Ahmet Koç... Che Guevara'nın bilinen ezgisini sazla çalarak yeniden yapmış. Ve müthiş olmuş. Yalnız vokali birkaç kere tekrar edebilirdi. Klipteki kız güzel ama Che'nin halasının kızı gibi duruyor. Oysa onun aşığı. Biraz gizem ve tarçın tadı gerekiyor. Buldan bezi etek-bluzu kim seçtiyse, bir daha bulaşmasın bu işlere. Kızı "Karayip Korsanları"ndaki Johnny Depp gibi karartıp, orasından burasından bir şeyler sarkıtıp, çula çaputa sarabilirdi. Dahası klip fazla aydınlık, mahalle arasındaki halı saha maçları atmosferi gibi. Yeniden ele alınmalı ve o haliyle dünyaya açılmalı bu şarkı. Ve bir şiir klibi. Sacit Onan okuyor, İstanbul'u anlatıyor. Aramızdaki dostluğa dayanarak, "İçin çıksın Sacit" diyorum. Saçlar siyaha boyanmış da o beyaz sakal ne öyle! Sacit, hatırlatmak gibi olmasın ama Fatih'in şehri almasından bu yana bilsen neler değişti İstanbul'da. Eskiden don paça yüzdüğümüz Caddebostan Plajı bile açıldı, Sabancı Kuleleri de dikildi. Hani haber vereyim dedim. Mezarlık artı güvercin artı minare eşittir İstanbul artık mazide kaldı, Yahya Kemal Beyatlı'dan bile öncede. Bence sen bir tepeye çık ve İstanbul'a yeniden bak! Şimdi müsaade ederseniz biraz boyut değiştirip bir yabancı kanala ve çocukluk aşkımı yaşadığım kaküllü dönemlerime geçeceğim. Brenda Lee söyleyecek: "I'm sorry... So sorry... Please accept my apology." Ardından marş haline getirdiğim bir Sezen şarkısı dinleyeceğim... "Hani biz kimseye küsmemiş... Hani hiç kimse ölmemişken..." Ahmet Koç'un klibindeki kız güzel ama Che'nin halasının kızı gibi duruyor

11 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber