Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 31 Ocak 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İnternet neydi neydi neydi?

Her ilk illa ki biraz acemice yaşanır. Şimdi interneti duya, dinleye, kullana büyüyen çocuklar için benim internetle ilk karşılaşmamda yaşadığım hayret komik mi? Komikse komik!


Geçenlerde bir arkadaş Berlin'den İstanbul'a uçuyor. Uçaklarda business class'ı ayıran bir perde oluyor ya, onu geçin, hah, tam orada oturuyor. İki Türk uçağa biniyor, business'ı geçiyor, arkaya doğru yürürken adamlardan biri "Keşke" diyor, "bileti alırken önlerden yer isteseydik. Baksana, öndeki koltuklar daha genişmiş."
Bir başka arkadaş da kendi "ilk"ini anlattı. 13 yaşlarında falan geneleve gidiyor, "ilk" için. Sıra ona geliyor. Odaya giriyor. Kadın "Soyun, geliyorum" diyor. Şapşal, bir başlıyor soyunmaya... Çoraplarını bile çıkarıyor!
Ersan Özer de g-string'le ilk karşılaşmasını yazdı (Akşam, 24 Ocak). Yıllar önce "Sebastiane" diye Roma döneminde eşcinselliği anlatan bir filmde görmüş g-string'i. Bir erkeğin üzerinde. Ve uzun süre g-string'i sadece eşcinsel erkeklerin giydiği bir şey sanmış.
Her şeyin ilki illa ki az ya da çok acemice yaşanır. Şimdilerde, özellikle internet sayesinde her şeyin kendinden önce bilgisi geldiğinden böyle şaşkınlıklar yaşamıyoruz. Ne bileyim cep telefonu mesela, elimize geçmeden önce öyle çok şey duyduk ki hakkında, o bakımdan şaşırtmadı bizi, bocalatmadı.
Ama internetin kendisi beni çok şaşırtmıştı.
İlk kez bilgisayarın başına oturup da internete bağlanan ve dünyanın öbür ucuyla yazışan birini gördüğümde belli etmemeye çalıştığım bir şaşkınlık ve hayranlıkla kalakaldım. O ana kadar internetin bahsini bile duymamıştım!
Hani bakar bakar ve asla bunu beceremeyeceğinizi düşünürsünüz ya... O kadar uzaktır size, o kadar yabancı!

Şu bizim tetrisin bir yazılımı mı var?
Sene 1993 galiba. O sıralar tetris fırtınası vardı. Şu "fırtına" lafını da sevmem, "rüzgarı esiyordu" falan benzetmesine ultra uyuzum ama hakikaten herkesin sabahlara kadar tetris oynadığı bir dönemdi. Ben bütün gece tetris oynayıp, sonra sabah derse giderken elimdeki kaleme bakıp bakıp "Hii nihayet çubuk, nereye düşüreceğim şimdi ben bunu" diye düşündüğümü hatırlarım uykusuzluk sersemi. Ki buna da ancak "fırtına" denir, "tetris rüzgarı esiyordu" denir.
İşte o esnada Pascal dersinden ödev verdiler. Pascal dilinde tetris oyunu yazmam gerekmekteydi.
Bugün bilgisayarda bir oyun oynarken, çoğunuz eminim onun bir yazılımı olduğunu düşünmüyorsunuz. Zira ben de sabahlara kadar tetris oynarken bu oyunun bir yazılımı olduğunu düşünmüyordum. Oysa bilgisayarda yaptığımız her şeyin, geri planda bir yazılımı var; belli dillerde yazılan. Bu diller kendine has imlalarıyla, belli komutlara karşılık gelen kelimeleriyle falan bir nevi yabancı dil gibi. Pascal da bu dillerden biri. Yanlış hatırlamıyorsam, galiba Pascal dilinde her satırın noktalı virgül ile bitmesi gerekiyordu. Öyle bir şeyler...
İşte bu dilde ben öyle bir komutlar dizisi yazmalıydım ki, biri bilgisayarın başına oturduğunda benim yazdığım bu programla tetris oynayabilmeliydi. Nasıl?

Bilgisayarın içindeki nöbetçi ödevci
Ödev teslim tarihine bir gün kala bilgisayar mühendisliğinde okuyan bir arkadaşa yapıştım:
"Yaz bana bir tetris, n'olur."
O da sağ olsun, "Pascal'ı unuttum ben. Ama gel sana internetten bulalım Pascal dilinde bir tetris" dedi.
Böylece internete girip "Ödev için tetris programı lazım, huuu!" yazdı. Ertesi gün tetris programım geldi. Ben de çıkış aldım. Ödevi teslim ettim. Türkiye'de internet marifetiyle ödev kopyalayan ilk'lerden biriyim. Ama ben bile şaşkındım yani, öyle söyleyeyim. Bir kere bugün bile bu işin nasıl olduğunu hâlâ anlayabilmiş değilim. Ödevi Amerika'dan biri gönderdi ama arkadaşım ona nasıl ulaştı, ödev nereye geldi... Yani o arkadaşın bir
e-mail adresi mi vardı, yoksa internette o yıllarda da chat-room'lar ve mesaj panoları var mıydı... Bilmiyorum.
Ama ödev geldi. Ben elimde ödev çıkışı, ödevini halletmiş bir öğrencinin mutluluk sarhoşluğuyla (Oops! Yine yaptım! "Mutluluk sarhoşluğu" da ne?) üzümünü ye bağını sorma tadındaydım.
Bütün ödevlerimi yapar mıydı acaba internette birileri? Laboratuvar raporlarımı da yazarlar mıydı? Bilgisayarın içinde nöbetçi ödev yapıcılar mı vardı? İnternet öğrenci cenneti miydi, yoksa neydi? İnternet neydi neydi neydi?

* * *

Şimdi adını kalemle yazmadan önce klavyede yazan; interneti duya, dinleye, kullana büyüyen çocuklar için benim bu hayretim komik mi? İyi, peki, komik. Ne olacak ki.
Bu arada Pascal'dan geçmek için tamamen kendi gayretimle bir üç top bilardo programı yazdığımı da söyleyeyim; hocaların falan hatırı kalmasın.
Hah, hatırladım, evet, Pascal'da her satırın sonuna ";" koymak şarttı. Programın en sonuna ise... Şey yazılıyordu, şeyy..:
end. (Nokta ile!)


manik depresif köşe
Manik günümdeyim. İnternet cahilliğimle ilgili bir şey daha itiraf edeceğim. İlk kez birinin e-mail adresini almam gerekiyordu. O söylüyor, ben yazıyorum. "@" dedi. Ben ne yazdım? "Et"!


Süpermiş, tebrik ederim
Basatap dergisinin ilk partisi Dansatap vardı Babylon'da çarşamba günü. Hem hastaydım hem o gün doğum günümdü, başka planlarım vardı. Gidemedim. Süpermiş parti. Dergi de süper zaten. Tebrikler.
Sergi komiserliğini Ayşegül Sönmez'in yaptığı "15 Sanatçı En Sevdikleri Plakları Sunar" sergisine de gidemedim. Dedim ya, hastayım. İyileşince gideceğim. Ama giden biri haberini yapmış bile, okuyacaksınız bugün. Ayşegül süperdir, sergi de süpermiş. Onu da tebrik ederim.
İstanbul Modern'in açılışına gidememiştim. Aslında hasta bile değildim o zaman. Sadece gitmemiştim. Bu hafta hasta hasta gittim. İstanbul Modern süper. Çok övülen restoranın bence sadece manzarası güzel. Bir de servisi çok hızlı. Garsonları tebrik ederim.

Aklınıza gelmeyen de başınıza gelebilir bilgisi

İlk işsiz kaldığım zamanı hatırlıyorum. En az internetle ilk karşılaşmam kadar şaşırtmıştı beni. Öğretmen çocuğu olduğum için, çocukluğumda çevremdeki herkes ya devlet memuruydu ya doktor, mimar, mühendis, avukat falan, yani kendi kendinin patronu. Hiç işsiz kalan birini görmemiştim.
O yüzden ilk işyerim kapanıp da işsiz kaldığımda, ilk hissim üzülmek bile değildi;
o kadar çok şaşırmıştım ki. Bende "işsiz kalma bilgisi" yoktu.
Çok daha ağır, şaşırtan değil dehşete düşüren başka ilk'ler de varmış:
Tiyatrocu İsmail Hakkı Sunat'ın ölümünü hatırlarsınız. Gürültü yüzünden çıkan tartışmada komşusu tarafından kurşunlanarak öldürülmüştü. Karısı Deniz Uğur Sonat "Yağmur Zamanı" adlı dizide oynuyor şimdi.
İşte o demiş ki bir gazeteye verdiği röportajda "İnsan eşini trafik kazasında ya da kötü bir hastalıktan da kaybedebilir. Bunu daha önce yaşamışsınızdır ya da etrafınızda bunu görmüşsünüzdür. Ama 'öldürülme bilgisi' bende yoktu."

tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Türkiye'de modelsen hayata eksi 2'den başlıyorsun"
Nişantaşı caz dinliyor
Bağdat'tan barış şarkıları
Atina'daki elçilerimiz
2005'te herkes çalışkan olacak
"Bu kitap benim değil 16 kişinin kitabı"
Kasetli, CD'li büyüsün ninni!
"Arkadaşlarımı kobay olarak kullanıyorum"
Ressamlar ve plakları
Şubata soğuk giriş
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
Girdaplar-2 / Kariyer veya koltuk
YENİ ALBÜMLER
YENİ ÜRÜNLER





Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet