Siyaset
06.04.2017 - 19:47 | Son Güncelleme: 06.04.2017-22:41

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Trump'ın sözleri lafta kalmasın!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7-Ülke TV ortak yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. ABD Başkanı Donald Trump'ın 'Suriye'ye askeri müdahale' ile ilgili yaptığı son açıklamayı da değerlendiren Erdoğan, "Lafta kalmasın. İcraat ortaya konulursa Türkiye olarak bize ne düşüyorsa bunu yapmaya hazırız, asla çekinmeyiz" dedi.

Sitene Ekle

AA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7 ve Ülke Tv ortak yayınında, Mehmet Acet'in gündeme  ilişkin sorularını yanıtladı.

İdlib'teki kimyasal silah saldırısına değinen Erdoğan, İdlib'te doğu  Halep'ten taşınmasına vesile olunan muhacirler bulunduğunu ifade ederek, bunların  Suriye'nin vatandaşları olduğunu, klor gazıyla kimyasal saldırı neticesinde 100'ü  aşkın, çoğu da çocuk olmak üzere insanların öldürüldüğünü, şehit edildiğini  söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırı sonrası manidar tablolar olduğunu, bir  babanın kucağında ikiz yavrusuyla görüntüsünü, bir baba olarak eşiyle izlediğinde  tüm dünyalarını paramparça ettiğini vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, bu saldırıya ilişkin açıklamalarına  bakılınca sanki bir müdahale yapılacak gibi bir intiba oluştuğu, böyle bir  müdahale olursa Türkiye'nin tutumunun ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan,  6 yıllık süre içerisinde her şeyden önce Obama'nın ne yazık ki ne Suriye'de ne  Irak'ta üzerine düşen görevi yapması gerektiği şekilde yerine getirmediğini ifade  etti.

Erdoğan, bunları onlarla da çok konuştuklarını dile getirerek, "Trump,  Obama'nın adeta bıraktığı o tabloyu devralmış durumda. Bunu hangi kadroyla, nasıl  yapacak? Gördüğüm kadarıyla elinde tabi Obama'nın bıraktığı kadro var. Henüz  kendi kadrosu A'dan Z'ye duruma hakim değil." ifadesini kullandı.

Trump'ın Dışişleri, Milli Savunma bakanlarını değiştirdiğini ama henüz  Genelkurmay Başkanının aynı olduğunu belirten Erdoğan, bunların icrai noktadaki  kişiler olduğunu söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Türkiye'ye geldiğinde kendisine  "Siz henüz Suriye'de yoksunuz" dediğini hatırlatarak, "'Rusya Suriye'de var. Ha  siz şöyle Suriye'de varsınız, PYD'ye, YPG'ye silah, mühimmat bu tür yardımları  yapmakla varsınız. Eğer bu böyle devam edecek olursa bilesiniz ki, buradaki bu  cinayetler, bu terör esintileri devam edecek.' Çünkü şöyle bir zihniyet var. Önce  ABD'nin bunu değiştirmesi lazım. Yani 'bir terör örgütünü, biz başka bir terör  örgütüyle yok edelim, elimizde sıcaktan soğuğa değmesin.' Bu olmaz." şeklinde  konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Biz teklifimizi Sayın Obama'ya da yapmıştık. Şimdi size de  yapıyorum' dedim. 'Gelin Türkiye, koalisyon güçleri beraber olalım DEAŞ denilen  terör örgütünü beraberce oradan temizleyelim. Buna siz hala olumlu cevap  veremiyorsunuz.' Kendilerine bunu söyledim. İleteceğini söyledi. Beyaz Saray'dan  yapılan açıklamaya baktığımızda, 'Suriye'de kadın ve çocukların da aralarında  bulunduğu masum insanları hedef alan bugünkü menfur kimyasal saldırı uygar dünya  tarafından gözardı edilemez.' Beşer Esad rejiminin bu hain eylemleri önceki  yönetiminin zayıflığının ve kararsızlığının bir sonucudur. Barak Obama 2012'de  kimyasal silah kullanımına ilişkin kırmızı  çizgisinin olduğunu söyledi. Ardından  hiçbir şey yapmadı. ABD bu kabul edilemez saldırıyı kınama noktasında dünyadaki  müttefikleriyle bir arada durmaktadır. Şimdi bu St. Petersburg'da yaptığımız  toplantıda bu konunun üzerinde özellikle durduk. O toplantıda tamamen bu konu  Suriye üzerindeydi. "

O toplantıda uzun uzadıya bir konuşma yaptığını, Türkiye'nin Suriye'ye  911 kilometre sınırının olduğunu söylediğini dile getiren Erdoğan, herkesin  durumdan vazife çıkardığını, şu anda tehdit altında olan ülkenin Türkiye olduğunu  vurguladı.

"NETİCESİ ÖLDÜRMEK OLAN BÜTÜN SİLAHLAR AYNIDIR"

Erdoğan, sürekli olarak kimyasal silahlardan bahsetmenin yanlış  olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Çünkü bana göre kimyasal silahlarla konvansiyonel silahlar arasında  hiçbir fark yok. 'Niye?' derseniz, neticesi ölüm olan, neticesi öldürmek olan  bütün bu silahlar aynıdır. Kimyasal silah gayri insanidir. Konvansiyonel silah  insani değil, o çok açık, net vurur, bitirir. 'Biz şu tarihte kimyasal silahlarla  ilgili böyle bir karar alalım, bundan dolayı buna karşı tavır belirlememiz  gerekir' diyorsanız beni o çok ilgilendirmiyor. Ben şu anda konvansiyonel  silahlarla burada o zamanlar 200 bin civarında insan öldürülmüştü. Kimyasal  silahlarla ne kadar insan öldürüldü? 3-5 bin insan öldürüldü. 3-5 bin insanı mı  konuşacağız yoksa 200 bin insanı mı konuşacağız. Şimdi buyurun bu ölüm sayısı  belki de 1 milyona yaklaştı. Bu 1 milyona yaklaşan ölüm sayısı kimyasal  silahlarla değil, ağırlıklı konvansiyonel silahlarla. Varil bombalarıyla, gökten  yağdırdıkları bombalarla Suriye halkını öldürüyorlar. Bunu görmek zorundayız."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trump'ın son açıklamalarının yer  aldığı haberi okuyarak, şöyle devam etti:

"Suriye'deki kimyasal saldırıya karşı sorumluluğum var. Dün yapılanlar  benim için kabul edilemez.' ifadesini kullandı. 'Ürdün Kralı 2. Abdullah'la  düzenlediği ortak basın toplantısında söz konusu saldırıya da değinen Trump',  burası önemli, 'böylelikle benim için birçok çizgi aşıldı.' dedi. 'Trump Suriye  Devlet Başkanı Başer Esad'a yönelik tutumunun değiştiğini de belirterek, kadın  çocuk ve bebeklere yönelik salı günkü saldırının üzücü ve korkunç olduğunu ifade  etti. Trump Esed rejiminin insanlığa yönelik bu iğrenç eylemlerine göz  yumulamayacağını söyledi.' Teşekkür ederim ama lafta kalmasın. Eğer bu hakikaten  icraat ortaya konulursa, biz de Türkiye olarak, bize ne düşüyorsa, biz bunu  yapmaya hazırız. Biz bundan asla çekinmeyiz, kim olursa olsun çekinmeyiz. Biz  Amerika başta olmak üzere, tüm koalisyon güçleri bir araya gelelim. Ben Sayın  Putin'le de konuştum ama Sayın Putin hala 'bu işin arkasında Esed var mı yok mu?'  Bunu hala iki gündür, üç gündür anlamıyorsa bu bizim için de üzücüdür. Bunları  süratle bizim aşmamız lazım, kararımızı vermemiz lazım. Dost kimdir, düşman  kimdir, bölgedeki virüs kimdir, bunu artık lütfen öğrenelim, ona göre de artık  adımımızı atalım."

FIRAT KALKANI OPERASYONU

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Edoğan, Fırat Kalkanı Operasyonuna ilişkin  "Sürprizlerimiz var" şeklindeki ifadesinin sorulması üzerine, "Trump 'Ben nen  yapacağımı söylemem' dedi. Şimdi bizim 'sürprizlerimiz var' derken Trump'ın  söylediğinin bir başka söylem şeklidir. Bir yerde bir harekat yapıyorsanız, bunun  yol izini, izlendikten sonra görürsünüz." dedi.

Ortadaki iki önemli hedefin Münbiç ve Rakka olduğunu vurgulayan  Erdoğan, Cerablus'a girilerek DEAŞ'ın silindiğini, ancak kimsenin beklemediği  anda silahlı kuvvetlerle Rai'ye de girildiğini anlattı.

Erdoğan, yine Dabık'a da girildiğini ifade ederek, buranın da önemli  olduğunu, adeta DEAŞ'ın kutsalı olduğunu aktardı.

Sonrasında hedefin El Bab olduğunu, onlar için önemli merkez olan  buranın uğraştırdığını dile getiren Erdoğan, "Orada Özgür Suriye Ordusu'yla  birlikte El Bab halledildi. Şimdi güneydoğuya doğru, Münbiç'e yönelmemiz  gerekiyor, hedef bu. Şimdi bakıyoruz ki bazıları orada bayrak dalgalandırma  gayreti içinde. Zaten Sayın Obama'yla bu işi çözemedik biz. Çünkü Obama maalesef  orada PYD'yi ve YPG'yi korumak gayreti içerisinde oldu, bunlara silah yardımı  yaptı, çok ciddi silah yardımı yaptı. Kim ne derse desin, elimizde belgeleri var.  Biz şimdi bunları Trump yönetimine de söyledik, yani 'bizi ikna edemezsiniz'  dedik. 'Elimizde bu belgeler var. Siz PYD terör örgütüne, YPG terör örgütüne bu  silahları verdiniz ve onlara bu silah yardımını yaparken bunlardan aynı zamanda  DEAŞ da istifade etti.' Şimdi aynı tuzağa yeniden düşmek istemiyoruz. Eğer insani  yardım adı altında bir şeyler yapacaksanız gelin bunu beraber yapalım. Rusya da  bayrak dalgalandırmak istiyor. Tamam, beraber yapalım ama Münbiç'i gerçek  sahiplerine verelim. Münbiç'in gerçek sahibi kim? Araplar, orada Kürt yok."  şeklinde konuştu.

ABD'nin vereceği sözü tutacağına dair bir işaret olup olmadığına  ilişkin soruya Erdoğan, "Bakalım. 'Ben sizlerden aldığım bu bilgileri kendim için  çok faydalı buldum' dedi Dışişleri Bakanı. 'Bunları başkanla konuşacağım' dedi.  Önümüzde, savunma bakanımızın da bir Amerika seyahati olacak. Bunları daha yakın  temasla inşallah görüşmeye devam edeceğiz. Seçim de olsa biz Suriye'yi bir kenara  koyamayız. Çünkü Suriye bizim için bir defa tehdit oluşturan bir yer." ifadesini  kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşların kendisine PYD terör örgütünün  Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis'e de girip girmeyeceğini sorduğunu dile getiren  Erdoğan, "Benim vatandaşım diyor. Kılıçdaroğlu bunu anlamaz. Çünkü  Kılıçdaroğlu'nun böyle bir derdi yok. O istediği zaman çağırırlar onu gider  Esed'e, onlarla dertleşir, sohbet  eder. Biz Esed'i kenara attık. Niye? O zaman  böyle değildi ama şimdi artık bizim indimizde devlet terörünü estiren Esed var ve  bu bizim için de 911 kilometrelik sınırda tehdit oluşturuyor." dedi.

Erdoğan, sınırda güvenlik duvarlarının örülmeye başlandığını, bununla  her geçen gün giriş çıkışların kontrol altına alınacağını, milli güvenliğin en  ideal şekilde tesis edileceğini belirterek, 350 kilometrelik Irak sınırı da dahil  olmak üzere nerede gerekiyorsa bu güvenlik duvarlarını yapılacağını kaydetti.

‘BENİM BÖYLE BİR DİRDİM OLMASI MÜMKÜN DEĞİL’

"Sarıyer'de önce 'evet' sonra da 'hayır' çadırına gitmiştiniz. Dün de  Sayın Kılıçdaroğlu Gaziantep'te bir 'evet' çadırını ziyaret etti. Bununla ilgili  değerlendirmeniz ne olur. Size bir misilleme mi yapmış oldu Kılıçdaroğlu?" sorusu  üzerine Erdoğan, misilleme yapılıp yapılmadığı konusuna girmek istemediğini  belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Konutu'nun Tarabya'da yer aldığını, yol güzergahında  bulunan 'evet' çadırının yanında bir de 'hayır' çadırının yer aldığını ifade eden  Erdoğan, 'hayır' çadırındaki vatandaşlarla yaşadığı diyaloğu şöyle anlattı:

"Önce 'evet' çadırına uğradım. Zaten yolumu sürekli kesiyorlardı.  Dedim 'arkadaşlar bir de hayır çadırına uğramak istiyorum.' 'Hayır' çadırına  geçtim ve oradaki arkadaşlara şunu söyledim. 'Niye hayır diyorsunuz, öğrenebilir  miyim?' dedim. Dediler ki 'Çağdaş bir Türkiye'de yaşamak için hayır diyoruz.'.  'Peki şu anda' dedim, 'Türkiye çağ dışı mı?' Biraz bocaladı. 'Veya çağdaşlıktan  ne anlıyorsunuz? Modern bir Türkiye'nin oluşturulması için çok önemli adımlar  atıyoruz.' Bulunduğumuz yerden de Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü, onlara anlatmak  mümkün. Dedim ki 'Yavuz Sultan Selim Köprüsü şöyle...'

Hemen oradan bir Beyefendi dedi ki 'Niye onun adını Tayyip Erdoğan  Köprüsü koymadınız da Yavuz Sultan Selim Köprüsü koydunuz? Bu bölücülük değil  mi?' dedi. 'Bak ben buna çok üzüldüm' dedim. 'Sen burada Tayyip Erdoğan ismini  koymamakla ne kadar mütevazi olduğumu anlayacaksın. Bunu görmen lazım.  Koyabilirdik, koymadık.' Ama Yavuz Sultan Selim kim? Sıradan birisi mi?  Osmanlı'nın gelmiş geçmiş en güçlü hakanlarından, padişahlarından bir tanesi.  Şimdi biz orada onun adını vererek, onu hem bu nesle hem geleceğe aktarıyoruz.  Dört gidiş, dört geliş, modern Türkiye bu. Bir de ortasından hızlı tren geçecek  ama buradan geçerken, gidip gelirken, kim Alevi'dir, kim Sünni'dir, kim Türk'tür,  kim Kürt'tür böyle bir şeye bakılmayacak. Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm  vatandaşları, dışarıdan gidip gelenler, herkes buralardan geçecek. Tüm insanlığa  yönelik bir köprü bu. Herkesin hayran kalacağı bir köprü. Çünkü dünya  literatürüne giren bir köprü yaptık."

Marmaray Projesi'ne de değinen Erdoğan, üç yılda 200 milyon insanın  Marmaray'dan geçtiğini dile getirdi. Avrasya Tüneli ile de otomobillerin denizin  altından geçtiğini ifade eden Erdoğan, Osmangazi Köprüsü gibi projelerin, modern  Türkiye'nin sinyalleri olduğunu vurguladı.

"VATANDAŞLARIMDAN, BUNUN BİR MUHASEBESİNİ YAPMALARINI İSTİYORUM"

Erdoğan, Mersin'de geçen gün hastane açtıklarını hatırlatarak,  "Özellikle Sayın Kılıçdaroğlu'nun o meşhur SSK Genel Müdürlüğü yaptığı dönemdeki  hastanelerin halini biliyorsunuz. Ne durumdaydı o hastaneler? Ne rezil  hastanelerdi. Onlar çağdaş hastaneler miydi? 'Hayır' eğiliminde olan  vatandaşlarımdan bunun bir muhasebesini yapmalarını istiyorum." dedi.

Yayında, daha sonra 1998 yılında gazeteci Savaş Ay'ın yaptığı  programda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun SSK Genel Müdürü olduğu  dönemdeki hastanelerin durumu ekrana getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "10 yıl önce diyor 'İstanbul'un nüfusu şu kadar  ama bugün üçe beşe katladı. Dolayısıyla hastanelerde nüfusa göre bir gelişme  kaydedilmedi.' Tamam da senin görevin ne? SSK Genel Müdürüsün. Bağlı olduğun  bakanınla oturacaksın, konuşacaksın, ona göre yeni yeni adımlar atacaksınız.  Keşke elinizde şu anda imkan olsa da Balıkesir'de, Mersin'de, Yozgat'ta,  Isparta'da açtığımız hastaneleri bir görüntüleyebilsek. Onlar modernitenin, zirve  yapmış hali. Hijyense hijyen. Vatandaş parası var, yok. Hiç böyle bir şey yok."  diye konuştu.

Bir kış mevsiminde seçim kampanyası için Tokat'a giderken, Bolu'da  Kargasekmez virajında arabayla kaydıklarını ve 5 arkadaşıyla birlikte kaza  geçirdiklerini anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Arabanın içinde 5 arkadaşız. Döne döne bariyerlere vurduk. Karşıdan  Urfa Cesur Otobüsü geliyor. Otobüse bindirdik, kaldık. Tabii bizi hemen aldılar  önce Düzce'ye götürdüler ama almadılar. Ambulans yok. Bizi bir minibüsün içine  koydular, açık arkası. Yaralı arkadaşlarımdan biri bizim serumları tutuyor.  Hemşire de vermediler.

O halimizde Bolu'ya gittik. Bolu'da devlet hastanesinde emeklilere  bakan yere götürdüler. Soru şu; 'Bunlar memur mu, sigortalı mı?' Dediler ki  'yok.' İş adamı var aramızda. Ben de o zaman işçiyim. Dediler 'alamayız.' 'E ne  olacak?' 'SSK hastanesine götürüleceksiniz.' Yine ambulans yok, yaralıyız, kan  gidiyor, kırıklar var. SSK hastanesinde filmler falan derken, yatırdılar. Ben  bile bunu yaşadım. Biliyorum. Onun için de geldiğimizde hep şunu söyledim  arkadaşlarımıza; 'Türkiye'yi dört temel direk üzerinde yükseltmemiz lazım,  eğitim, sağlık, adalet, emniyet.' Bu dört temel direk üzerinde yükselen  Türkiye'nin ardından biz ulaşım, enerji, gıda-tarım bunlarla da bu işi  yaygınlaştırmalıyız. Bu alanda ilk adımı attık."

"SORUMLULUK MAKAMINDA OLAN İNSAN, SORUMLULUĞUNUN GEREĞİNİ YAPACAK"

Eğitimde, sağlıkta yaptıkları dev reformla bunları başardıklarını dile  getiren Erdoğan, bütün hastaneleri birleştirdiklerini anımsattı.

Erdoğan, bir hocasının "Bizde, Osmanlı tabiridir sevki idare vardır.  Yeni kavramla organizasyon. Eğer sevki idareyi başarılı yaparsan, neticeyi  yakalarsın, yapamazsan yakalayamazsın." sözünü hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Bu zatın zaten böyle bir derdi yok. Orada o kadar rahat duruyor ki.  Rezillik görüntüler. İki tane oradan galoş ve fiyat. O zamanın parasıyla 25 bin  lira. Şu anda biz hastadan para mara almadık. Böyle bir şey yok. Her doğan, şimdi  sigortalı doğuyor. Bunu biz getirdik. 'Kimseyi kapıdan çeviremezsiniz' dedik.  Hepsini alacaksın, gerekli tedaviyi yapacaksın. Bizde şimdi ambulans uçaklar,  helikopterler, paletli ambulanslarımız var. Dağlar, tepelere çıkıyor kar kış  demeden. Bu bir aşk işi, sevda işi. Dertli olmak gerekiyor. Öyle dertsiz bu adam  gibi olursan, bu millete hizmet veremezsin. Orada o kadar rahat. Savaş Ay da ne  diyor? 'Bu kadar da rahat olunamaz.' diyor. 10 yıl önce şöyleydi, böyleydi deme  hakkınız yok. Çünkü sorumluluk makamında olan insan, sorumluluğunun gereğini  yapacak."

"GENSORULARLA KATLEDİLEN BİR YASAMA ORGANI VAR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Neden bu işe koyuldunuz? Bu anayasa  değişikliğini, Tayyip Erdoğan olarak kendiniz için mi yetkilerinizi arttırmak  için mi istiyorsunuz?" sorusuna, "Tayyip Erdoğan olarak benim böyle bir derdim  olması mümkün değil. Bir defa biz beş yılda bir seçim yapıyor muyuz? Beş yılda  bir seçimin yapıldığı bir yerde bir insan kendisi için böyle bir şeyi isteme  lüksüne sahip olabilir mi? Çünkü şu andaki yapıda bile 5+5 değil mi? Tekrar aday  olabilirseniz ve seçilirseniz. Dolayısıyla bunun nihai süresi nedir? 10 yıl. 10  yıl sonra ne olacak? Her şey bitmiş olacak. Geç onu bir tarafa biz faniyiz. Fani  olan bir insanın kalkıp da kendisi için böyle bir şey yapıyor olması bile aslında  bizim değerler silsilemize terstir. Bizim derdimiz, bu ülkede öyle bir sistem  oturtalım ki bu sistemle ülkemiz gerçekten istikrar ve güveni yakalasın. İstikrar  ve güvenle birlikte oturtulan bu sistem üzerinde Türkiye bu yükselişini devam  ettirsin. Çünkü şu anki sistem çalıştırmıyor. Örneğin, parlamento çalıştırmıyor.  Gensorularla katledilen bir yasama organı var. Biz bundan bir defa yasama  organını, yürütmeyi kurtaralım istiyoruz." yanıtını verdi.

Türkiye'de yerel yönetimler ve hükümet etme sistemlerinin bulunduğunu  ifade eden Erdoğan, mevcut yerel yönetimler sisteminin, hükümet etme sisteminden  çok daha verimli, çok daha faydalı olduğunu kaydetti.

İstanbul'da 4,5 yıl belediye başkanlığı yaptığı dönemden aldığı birçok  esintilerin olduğuna ve faydasını gördüğü konular olduğuna değinen Erdoğan,  "Mesela yedek milletvekilliği sistemi. Niye derseniz? İki konuda yedek  milletvekilliğinin faydalı olduğuna inanıyorum. Belediyelerde yedek belediye  meclis üyeliği var. Yine aynı partiden gelecek. Ölüm olur. Ölüm olması halinde  onun yerine yine kendi partisinden yedekte olan kişi kimse o gelir. Parlamentodan  birisini bakan yapmaya kalkarsan ne oluyor, milletvekilliği düşüyor. O düştüğü  zaman onun yerine yine oradan birisinin gelme şansı var. Bu görüşmeler esnasında  buna olumlu bakmadılar. Bu teklifin içinde bu yok ama şu anda belediyelerde bu  var. Yönetim sistemiyle olayı kişilere değil sisteme bağlamak. Bunu rahmetli  Özal, Demirel, Erbakan Hoca, Türkeş, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimiz  söylemiştir. Hepsi bu konuları bu şekilde işlemişlerdir." şeklinde konuştu.

TEK ADAM ELEŞTİRİLERİ HEDEF SAPTIRMA

Erdoğan, ortada bir seçim ve sandık olduğunu belirterek, şöyle  konuştu:

"Kaldı ki bu sadece Türkiye'ye ait bir şey değil ki. Dünyanın en  gelişmiş ülkelerine bak, bunların bir çoğunda başkanlık sistemi var. G-20  ülkelerinin 7 tanesinde var. G-20'nin dışında olan ülkelerin bir çoğunda bu var.  Dolayısıyla bir yerde seçim varsa, sandık varsa, o da demokrasidir. Kaldı ki  burada Cumhurbaşkanı tek adam değil, cumhurbaşkanının yanında yardımcıları var.  Kabinesi var mı var. Bunun yanında dar halka içerisinde diyelim ki şahsen şu anda  yaptığım ve yaptırdığım çalışmalarda, mesela şu an Amerika'da da dar halkasının  içinde danışmanları vardır ve en önemli yetki onlardadır. Onlarla beraber  çalışır. Onlar aynı zamanda uyarı mekanizmasıdır. Başkanı onlar sürekli  uyarırlar. Böyle bir sistem var. 'Check-balans' diyorlar ya. "

"CHECK-BALANS'I YAKIN HALKADAKİ DANIŞMANLARIYLA YAPIYOR"

Başkanın bu 'Check-balans'ı yakın halkadaki danışmanlarıyla yaptığını  dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Yasama organı burada atılıyor veya yasama organı devreden  çıkarılıyor.) Böyle bir şey söz konusu değil, yetkileri alınıyor, söz konusu  değil, hepsi yalan. Önümde benim bu konu ile ilgili vereceğim örnekler var.  Mesela, cumhurbaşkanının şu an ihanet-i vataniye dışında yüce divana gitme diye  bir durumu yok, sorumlulukta. Ne var? Şu anda kişisel suçlarda da cumhurbaşkanını  parlamento yüce divana gönderir mi? Gönderir, yeni sistemde. Bakın böyle bir  yetki var. Bakın bu ne demektir? Tek adamı sarsıyor bu. Çok ciddi bir denetleme  getiriyor ve tek adamı alt üst eder. Yeter ki o oranları tuttursun, tutturduğu  anda kişisel suçlardan dolayı da Cumhurbaşkanını yüce divana gönderir, bu bir.  İki, Hakimler Savcılar Kurulu var. Bakın bundan önce mesela ben onu size  rakamlarla vereyim. Çok enteresan. Mesela Hakimler Savcılar  Kurulu, 2010 öncesi  7 asıl, 5 yedekten oluşuyordu. Cumhurbaşkanı buradan 5 asıl, 5 yedek atıyordu,  2010 öncesi. Adalet Bakanı ve müsteşarı da 2. 7'yi oluşturuyordu. O zaman Türkiye  Büyük Millet Meclisi devrede yok, Adalet Akademisi devrede yok. 2010 sonrası yani  şu anki durum, 21 asıl, 7 yedek. Türkiye Büyük Millet Meclisi yine devrede yok.  Cumhurbaşkanı 4 tane atıyor şu andaki tabloda. Yargı, 14 asıl, 7 yedek atıyor  Yargıtay ve Danıştay. Adalet Bakanı ve müsteşar yine 2 olarak var. Bir de Adalet  Akademisi. 1 kişi oradan geliyor.

Şimdiki öneride ne var? İşte burası önemli. Şimdi üye sayısı Hakimler  ve Savcılar Kurulu'nun üye sayısı 13 oluyor. Yedek yok, 13 üye var. Türkiye Büyük  Millet Meclisi kaç kişi atıyor? Yetkileri alınmış denilen Türkiye Büyük Millet  Meclisi 7 üye atıyor. Cumhurbaşkanı yine 4 tane üye atıyor. Adalet Bakanı ve  müsteşar 2, oldu 13. Hani Meclisin yetkileri alınmıştı? Anayasa Mahkemesinin  oluşumunda da 2010 öncesi, 11 asıl, 4 yedek,  2010 sonrası şimdiki tablo, 17 üye,  3 üye Türkiye Büyük Millet Meclisinden geliyor. 14 tane cumhurbaşkanı atıyor.  Geliyorum şimdi 2017 sonrasına, şimdi yapacağımız bu seçimle birlikte üye sayısı  kaça düşüyor? 15'e. Niye düşüyor 15'e? 2 tane askeri üye var, askeri yargı  kalkıyor ya, askeri yargı kalktığı için 2 üye de gidiyor ve cumhurbaşkanı burada  12 üye atama şansına sahip olacak ama Türkiye Büyük Millet Meclisi de burada ne  yapacak? 3 tane üye atayacak."

"5'TE 3 ÇOĞUNLUĞU ALAN SEÇİLİR"

Avrupa'da bu model ile ilgili değişik uygulamalar olduğunu dile  getiren Erdoğan, "Benzer uygulamalar var. Oluşturulan bakanlar kurulu ile  atamalar var. Çok değişik uygulamalar var." dedi.

Erdoğan, Mecliste üyelerin atama şekillerine ilişkin ise mecliste 5'te  3 çoğunluğu alan kişinin Hakimler Savcılar Kurulunda seçileceğini ve hepsinin  isim isim oylamaya gireceğini, 5'te 3 çoğunluğu alanın Hakimler Savcılar Kuruluna  seçileceğini söyledi.

Seçimlerin uzlaşmayı gerektireceğini ve AK Parti çoğunluğuyla bunun  sağlanamayacağının altını çizen Erdoğan, şunları söyledi:

"Muhakkak yanına bir parti almış olacak, beraberce bir uzlaşma  zeminini yapacaklar. Sonra mesela burada en önemli alımlardan bir tanesi,  parlamento özellikle süreç içinde mesela seçimleri yenileyebilme noktasında böyle  bir hedefi şansı var ama bunu yaparken tabii bir şey var. Yani Meclis  yenilenirken, aynı şekilde cumhurbaşkanlığı da yenileniyor. İkisi aynı anda  olacak bir şey. Yani birisinin olup, birisinin olmaması diye bir şey yok. Fesih  diye bir şey yok, yenileme diyebiliriz, böyle bir şey var. Bu da tabii aynı anda,  bir nevi erken seçim de denilebilir. 2 sandığın aynı anda gelmesi hem  cumhurbaşkanlığı, hem Meclis. Yani 'Cumhurbaşkanlığı fesh edebilir' diyor.  Edemez, böyle bir şey yok. Fesih diye bir mekanizma yok, ancak yenileme var.  Şimdi bir cumhurbaşkanı durup dururken yani dertsiz başını derde sokar mı? Niye  seçimlerin yenilenmesini istesin ki? Dünyada bunlar çok çok istisnai şeylerdir.  Böyle bir şeyin olduğu anda iki sandık nereye gelecek? Ortaya gelecek. O şekilde  olabilir, başka türlü olamaz. Bu da ne yapıyor? Parlamentonun nasıl bir  yetkisinin olduğunu ortaya koyuyor."

"MEVCUT YAPININ, VESAYETE CİDDİ MANADA KAPI ARALAYAN BİR ÖZELLİĞİ  VAR"

Erdoğan, getirecekleri sistemin demokratik anlamda mevcut sistem ile  mukayese bile edilemeyeceğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Örneğin, sorumluluk meselesinde şunda ihanet-i vataniyeden ancak  Cumhurbaşkanı yargılanıyor. Kişisel suçlarında dahi cumhurbaşkanını ne yapılıyor?  Parlamento tarafından yüce divana gönderilebiliyor, olay bu kadar ortada.  Herhalde bundan daha önemli bir denetim mekanizması olabilir mi? Kime verdi bu  yetkiyi? Meclise verdi, parlamentoya verdi. Bundan önce böyle bir yetki yoktu ama  Sayın Kılıçdaroğlu bunları hiç okumamış, görmemiş. Aç şu 18 maddeyi bir oku.  Nerede acaba bu söylediği birçok şey var, ben anlamıyorum. Çünkü bu 18 maddeyi  çok çalıştım, çok okudum ama bunun söylediği şeylerin hiç birini ben oralarda  göremedim. Hala bakıyorsun aynı şeyleri devam ettiriyor. Bir de şu andaki mevcut  yapının, bakıyorsunuz ki hakikaten vesayete ciddi manada kapı aralayan bir  özelliği var. Bu onu da kaldırıyor. Hemen devreye giriyorlar, bunun da zaten  faturasını çok ağır geçmişte ödedik. Niye hala bunların bedelini ödeyelim ki?"

"GÜÇLÜ HÜKÜMETLER OLARAK GELDİĞİMİZ İÇİN VESAYET ODAKLARI FIRSAT  BULAMADI"

Erdoğan, "Vesayet hala bitmedi mi?" şeklindeki soruya ise şu cevabı  verdi:

"Bir defa güçlü hükümetler olarak geldik. Güçlü hükümetler olarak  geldiğimiz için o kadar vesayet odakları fırsat bulamadı. Bir koalisyon denklemi  olsa orada hemen paylaşıma girerler. Nerede, nasıl bunları sıkıntıya sokarız,  nasıl paylaşım yaparız, hemen bunun gayreti içine girerler. Biz bu fırsatı uyumlu  ekiplerle olduğumuz için, biz şu 14 sene içinde başarılı bir şekilde hamdolsun  sürdürdük. Aynen zayıf düşen bünyeye nasıl mikrop girer, orada hemen hastalık  meydana gelirse...Bunların bakın şimdi, 1950'den itibaren şöyle bir alın.  Ortalama 16 ayda bir hükümet. Bu tabii ortalaması yok da 25 günde hükümet de var.  Hatta daha kısa süre içerisinde. Mesela biri Yalım Erez hükümetini hatırlayın.  'Kuramadım' diyor hükümeti. Bunları yaşadık. Bizler artık bunları yaşamak  istemiyoruz. Biz bu adımı atarken özellikle diyoruz ki, mesela bizim dışımızda  Avrupa'da bakıyorsunuz, biz 50'den bu yana 48 hükümet kurmuşken, bizim dışımızda  ikinci sırada en fazla hükümet kuran ülke Almanya 28 tane hükümet kurmuş. Biz  niye bu duruma düşelim? İşte biz bunları aşalım istiyoruz ama bizim şu anda  aramızdaki sıkıntının olmayışı sistemden gelen bir şey değil, aynı ekolün  insanları olduğumuz için böyle bir sıkıntıyı biz yaşamıyoruz. Onun için de şu  14-15 yıl Türkiye'de bir istikrar ve güven dönemi oldu."

REFERANDUM YORUMU

16 Nisan'daki halk oylamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan  Erdoğan, "Şu anda güçlü bir sistem oturtursanız gelen kişi kim olursa olsun  nereye uyacaktır? O sisteme uyacaktır. O sisteme uyacağı için de o oturmuş,  ülkeyi uçurmayı sağlayan sistem, kişi de ona uyacağı için çok daha verimli bir  şekilde, istikrar ve güven ortamında ülkenin kalkınmasını sağlayacaktır." diye  konuştu.

Erdoğan, partili cumhurbaşkanlığı konusunda ise şunları söyledi:

"Her şeyden önce şunu iyi görmemiz lazım. Cumhurbaşkanını bir kenara  koyalım. Şu andaki yapıda cumhurbaşkanı çok açık ve net söyleyeyim, icrai görevi  olan bir kişi değildir. Yürütme teklifini yapar atamalarda, cumhurbaşkanı da onu  onar. Yasama organı gönderir, cumhurbaşkanı onamak durumundadır. Onamadığı  takdirde yasama organı ısrar ederse, yasama organının ısrarı geçerlidir. Aslında  cumhurbaşkanı bir yerde adeta bir süs eşyası gibidir. Çünkü icrai bir şeyi yok.  Bu yeni olayda, millet seçtiği için bir güç getiriyor. Milletin vermiş olduğu  bana tabii ki bir güç var. Fakat, bu güç yasalar manzumesi içerisinde yerini  almıyor. Bu nedir? Sayın Bahçeli'nin de ifade ettiği gibi 'Fiili bir durumu...'  Böyle bir durum var. Buradaki atılacak adım, bunu bir düzene sokmak. Ben bugün  varım, yarın yokum. O ayrı mesele. Partili cumhurbaşkanlığı, bunu da bilmesi  lazım Kılıçdaroğlu'nun. Bilmez. İlk defa şu anda bizim bu düzenlememizle  gelmiyor. Ben bazı ülkeleri örnek olarak vereceğim. Amerika, Fransa, Rusya,  Meksika, Brezilya, Güney Afrika, Arjantin bunların hepsi partilidir. Direkt  partili olanı var, dolaylı partili olanı var."

Söz konusu partili cumhurbaşkanlarının güçlerini partilerinden  aldığını dile getiren Erdoğan, ABD Başkanı Trump'ın Cumhuriyetçiler'in lideri  olduğunu hatırlattı.

YAZILI ÖNERGE

Erdoğan, yeni sistemle cumhurbaşkanının gücünü partisinden alacağını  belirterek, şöyle konuştu:

"Partisinden tüm milletvekilleriyle beraber özdeş hale gelecek.  Böylece adımlarını atacak. Son zamanlarda (Kılıçdaroğlu) bir örnek veriyor.  'Diyelim ki filanca köyün filanca ilçenin yolu vesairesi bozuk. Bundan sonra bunu  yapamazsınız.' diyor. 'Böyle bir şey olduğu zaman muhalefet partisi gelir,  Meclis'te kürsüye çıkar. Benim ilimin filanca ilçesinin filanca köyünün yolları  bozuk. Sayın bakan bunu ne zaman düzelteceksin diye sorar. Bakan orada çıkıp ona  cevap vermek durumundadır.' diyor. Şu anda parlamentoda adeta şova dönüştürülen  bu soru önergelerini biz, yazılı önergeyle çözüyoruz. Bu yazılı önergeye de bu  sistemde bakan yazılı olarak bunun cevabını verecek. Bu mekanizma oturduğu sürece  o cumhurbaşkanı ne yapabilir? Bir sonraki seçimde halkının karşısına nasıl  çıkabilir? Yoksa adamı rezil ederler."

Soru önergesinin her şey olmadığını aktaran Erdoğan, burada aslolanın  halka kendini kabul ettirmek için halka hizmet götürmek olduğunu kaydetti.

FEYZİOĞLU'NUN "HAYIR" KAMPANYASI YÜRÜTMESİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin  Feyzioğlu'nun "Hayır" kampanyası yürütmesi ve TBB internet sitesinde yer alan  "Derdimiz anayasa mıydı?" başlıklı paylaşım hakkında yöneltilen soruyu cevapladı.

TBB'nin yasayla kurulan bir örgüt olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle  devam etti:

"Barolar Birliği Başkanı güya hukuk profesörü. Sözde hukuk profesörü.  Böyle bir açıklamayı yapması bu işin ne kadar gerisinde olduğunu göstermesi  bakımından çok önemlidir. Her şeyden önce böyle bir adım ülkenin bölünmesine  neden sebep olsun? Bir defa, Türkiye'de şu anda atılan adımda, kimse kalkıp da  'Ben, buranın hakim unsuruyum.' diyemez. O, bir şeyi karıştırdı. Karıştırdığı  nedir? 1940'lı yıllarda hatırlar mısınız? CHP'nin il başkanları aynı zamanda o  ilin valisiydi. Ey Metin Feyzioğlu, sen herhalde bununla karıştırdın. Yanlışlık  yapma, burayı düzelt. Öyle ilçeler, iller, bunlar neden kalkıp da böyle... Bunu  hangi maddede gördün? Bu 18 maddenin hangisinde nerede var böyle bir şey? Olmayan  bir şeyi nasıl söylüyorsun? İnsan utanır. Sözde profesör, sözde barolar  birliğinin başkanı. Bir il barosunun başında değilsin. Türkiye Barolar Birliğinin  başındasın. Bunu siyasi hırsına alet edemezsin. Böyle bir yetkin yok. Aslında bir  suç da işliyor. Bununla da kalmıyor, terör örgütleriyle Avrupa'da kampanya  yapıyor. Bölücülükse, orada bölücü terör örgütüyle kol kola girmesi suretiyle  böyle bir suça irtikap ediyor. CHP 1940'lı yıllarda... Bunu özellikle gençliğe  söylüyorum. İl başkanları o illerin valisiydi. AK Parti hiçbir zaman demokratik  olmayan yollara tevessül etmemiştir. Yasalar ve anayasa neyi emrediyorsa biz  onunla hareket ettik ve onunla da bugünlere geldik. Şimdi o, kendisi herhalde bir  siyasi partinin başkanlığına oynuyor ki... Bundan başka bir şey anlaşılmaz."

Erdoğan, il barolarından bazılarının bu durumdan rahatsız olduğunu  belirterek, "Bazı il baroları bir araya gelmek suretiyle yaptıkları açıklamalar  var. 'Sen bizi bu işe nasıl karıştırıyorsun, bizim adımıza böyle bir açıklamayı  nasıl yaparsın, Türkiye'de nasıl bölgesel dolaşmalar yapar ve yurt dışına  gidersin?' Tabii bu özellikle şüphesiz 16'sından sonra çok daha farklı  gelişmelere de bu tür adımlar vesile olacak. Çünkü hakkı olmayan birçok şeyleri  hak edinmişti. Birçok insan orada baro faaliyetleri içerisinde yer alamıyor, bu  tür insanlardan dolayı. Bunları da masaya yatıracağız." dedi.


Yorum Yazın
Gönder
Bilgi Yarışması''Turist Ömer'' tiplemesi ile tanınan sanatçı kimdir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
Smyrna nerenin eski adı?

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
İlginizi ÇekebilirX