02.04.2012 02:30 | Son Güncelleme:
Tarihi hesaplaşma-12 EYLÜL DAVASI BAŞLIYOR- GÖKÇER TAHİNCİOĞLU,TÜRKER KARAPINAR

DARBE İKTİDARI 32 YIL SONRA SANIK SANDALYESİNDE

12 Eylül 2010’daki referandumda 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasıyla dokunulmazlıkları kalkan ve haklarında suçlama yağan 12 Eylül darbesinin yöneticileri, 32 yıl sonra sanık sandalyesine oturuyor12 Eylül’ün hayattaki komutanlarından Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında ‘anayasal düzeni zorla değiştirmek”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle açılan davanın görülmesine 4 Nisan’da başlanıyor

“Bütün yurttta sokağa çıkma yasağı uygulandığından önemli bir olay esasen beklemiyorduk. Anarşist ve teröristler için ilk birkaç gün şok geçirilen günler olur. Ondan sonra toparlanma ve arkasından da eylem fazlı başlardı. Bunu bildiklerinden dolayıdır ki sıkıyönetim komutanlıkları, emniyet mensuplarıyla işbirliği yaparak, evvelce eylemlere katılmış veya şüpheli olan kişileri gözaltına aldılar.
Esasen emniyet kuvvetleri senelerdir horlanmaktan, siyasi baskılar yüzünden iş görememekten büyük bir moral çöküntüsü içindeydiler. 12 Eylül saat 03.00’ten evvel, Ankara Emniyet Müdürü’nü sıkıyönetim komutanı çağırıp, kendisinde birkaç saat sonra harekatın başlayacağı tebliğ edildiğinde, gözleri yaşararak bütün Ankara emniyet mensuplarının seve seve emirlerinde olduğunu ifade etmesi de bunun en güzel örneği idi...”
Bu sözler 12 Eylül Darbesi’nin lideri Kenan Evren’in ve 13 Eylül sabahını anlatıyor anılarında... 12 Eylül 1980’den tam 32 yıl sonra, 4 Nisan sabahı, bu kez, darbenin ilk saatlerinde gözaltına alınan “olağan şüpheliler” hesap soracak Evren’den.

30 yıllık dokunulmazlık
Kenan Evren, 1982 Anayasası’na koydurduğu, darbe yönetiminin yargılanmasını engelleyen anayasanın geçici 15. maddesi sayesinde, 2010’a kadar hiçbir soruşturmaya hedef olmadan yaşamını sürdürdü. Evren hakkında 2000 yılında dava açmaya cesaret eden Savcı Sacit Kayasu, mesleğinden atılmakla kalmadı. Kayasu’nun avukatlık yapması bile engellendi.
Ancak büyük tartışmalar sonucu 12 Eylül 2010’da yapılan referandumla anayasanın geçici 15. maddesinin kaldırılması, Evren için de sonun başlangıcı oldu. 13 Eylül sabahı, Türkiye’nin dört bir yanından yüzlerce darbe mağduru, Evren ve Milli Güvenlik Konseyi üyeleri hakkında suç duyurularında bulundu. Yapılan tüm suç duyuruları, Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’nde birleştirildi.
Tasnif edilen suç duyuruları, 12 Eylül’de yaşanılanların özeti gibiydi. İdamlar, işkenceyle ölümler, gözaltında kayıplar, işkenceyle sakat bırakılanlar, işlerini ve mesleklerini kaybedenler, yakınlarını bulamayanlar, yüzlerce kişi, darbecilerden şikayetçi oldu.

Zamanaşımı tartışması
Ankara Başsavcıvekilliği’nin, soruşturma konusunda önemli bir karar vermesi gerekiyordu. Savcılık, hukukçuların uzun süredir dile getirdiği, “Geçici 15. madde kalksa da affa uğraması ya da zamanaşımına girmesi nedeniyle bu suçlamalarla ilgili yargılama yapılamaz” tezlerine de yanıt vermekle yükümlüydü.
Savcılık, ya soruşturmalara başlamadan dosyaları kapatacaktı ya da soruşturmadan sonra bu konuda nihai kararını açıklayacaktı.

Bayrak Harekat Planı
İkinci yolu seçen savcılık işe darbenin uygulanışını gösteren ve İstanbul Başsavcılığı’nda bir örneği bulunan Bayrak Harekat Planı’nı isteyerek başladı. Bunu, darbe mağdurlarının ifadelerinin alınması izledi.  İfadeler doğrultusunda, savcılık, Türkiye’yi darbeye götüren süreci mercek altına aldı. Bu süreçte yaşanan suikastler, katliamlar, sağ-sol çatışması gibi sunulan provokasyonlar savcılık tarafından incelendi.

31 yıl sonra ifade
Savcılık, kanıtları topladıktan sonra tarihi bir adım attı ve Milli Güvenlik Konseyi’nin hayattaki üyelerine ifade vermek üzere gelmeleri için tebligat çıkartmayı kararlaştırdı. Evren, Şahinkaya ve Nejat Tümer’e telefonla tebligat yapmaya hazırlanan savcılık, oğlundan, Tümer’in bir önceki gün vefat ettiğini öğrendi. Böylece, Evren, Şahinkaya, Tümer, Nurettin Ersin ve Sedat Celasun’dan oluşan MGK’dan sadece hayattaki Evren ve Şahinkaya şüpheli olarak kaldı.
Adliyeye davet edilen Evren ile Şahinkaya’nın sunduğu raporlar nedeniyle, ifadeleri konutlarında alındı. Koltuğunda oturarak, çay molası verilerek ifadesi alınan Kenan Evren’e, savcı Hüseyin Görüşen, “Sayın Cumhurbaşkanım” diye hitap etti. Evren, savcının, “Pişman mınız?” sorusuna ise “Değilim” yanıtını verdi. Şahinkaya’nın ifadesi ise İstanbul’da yattığı hastanede alındı.
İfadelerinin alınmasının hemen ardından Evren ve Şahinkaya’nın avukatları Ömer Nihat Özgün, her iki isim hakkında eylemlerinin affa girdiği, zamanaşımı süresinin dolduğu, darbenin zaruret nedeniyle yapıldığı, sorumsuzluk hali nedeniyle işlem yapılamayacağı gibi gerekçelerle, dosyanın takipsizlikle sonuçlandırılmasını istedi.

2012’nin ilk davası
Ancak Ankara Başsavcıvekilliği, 2012 yılının ilk davasını Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açtı. Savcı Kemal Çetin imzalı iddianamede, her iki ismin, anayasal düzeni zorla değiştirmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istendi. İddianamede, iki isme, yurtdışına çıkış yasağı konulması da talep edildi.

Olayları çıkartıp, darbe yaptılar
İddianamede, 1961 ve 1982 anayasalarıyla askeri bürokrasi ve askeri bürokrasiyle koalisyon yapan elitlerin, yönetim konusunda halkın doğru karar veremeyeceği düşüncesini kararlılıkla devam ettirdikleri, bir tehlike yokken sanal bir tehlike paranoyası içinde özgürlükleri kısıtladığı ve ortadan kaldırdığı vurgulandı. “Devlet toplum içindir” özdeyişinin tersine çevrilerek “toplum devlet içindir” anlayışının hakim kılındığı kaydedilen iddianamede, özgürlüklerin, sanal ve dokunulmaz bir devlet anlayışına feda edildiği belirtildi.
“Son yıllarda AB yolunda atılan adımlarla süreç demokrasi lehine işlemeye başlamıştır” denilen iddianamede, 1980 darbesi öncesinde yaşanılan olaylardan da darbe yönetimi sorumlu tutuldu. Darbeye zemin oluşturmak isteyen güçlerin, tertipledikleri terör olaylarıyla ülkeyi adım adım askeri darbeye sürükledikleri kaydedilen iddianamede, olaylarda herkesçe görülen asli faillerin bir türlü yakalanamadığı, olayların ülke yönetiminin askeri otoritenin eline geçmesini isteyen güçler tarafından çıkarıldığı belirtildi.
İddianamede, “Evren ve Şahinkaya’nın denetiminde bulunan askeri yönetimin, ülkenin kaosa sürüklenerek darbe şartlarının oluşmasını bekledikleri sonucuna varılmaktadır” denildi.

Maraş, Çorum, MSP mitingi
İddianamede, ülkenin 12 Eylül’e götürüldüğü süreçte yaşanan “1 Mayıs 1977’deki Taksim olayları, Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, Adıyaman Emniyet Müdür Muavini Abdulkadir Aksu ve Kahramanmaraş Pazarcık ilçesinin CHP’li ilçe başkanı, milletvekili adayı Memiş Özdal’a Ankara Emek Postanesi’nden bir gün arayla bombalı paket gönderilmesi, 16 Mart Katliamı, 1 Nisan 1978’deki Sivas olayları, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta meydana gelen olaylar, Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin öldürülmesi, Çorum olayları, Fatsa operasyonu, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, MSP’nin Konya mitingi” olaylarının darbeye zemin hazırladığı belirtildi.
Darbecilerin, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk aracılığıyla, parti liderlerine mektup gönderdikten sonra Bayrak Planı’nı komutanlara gönderdikleri daha sonra şartların oluşmadığını düşünerek, planı geri çektiklerinin anlatıldığı iddianamede, 1 aylık beklemeden sonra planın yaşama geçirildiği vurgulandı.
Evren’in, “Bana kalsa 1 yıl önce yapardım, arkadaşlarımın çoğu ‘şartlar tam olgunlaşsın’ dedi” açıklamalarına yer verilen iddianamede, şüphelilerin anayasada yer alan, TBMM, Cumhuriyet Senatosu ve Cumhurbaşkanı’na ait yetkilere cebren el koydukları, yaptıkları düzenlemelerle anayasa ve anayasal düzeni ortadan kaldırarak, kişi hak ve özgürlüklerini tamamen MGK’nın insiyatifine bıraktıkları savunuldu. İddianamede, Evren ve Şahinkaya’nın, 765 sayılı TCK’nın 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmaları istendi.


DARBE ZEMİNİ OLAYLAR!
İddianamede, ”1 Mayıs 1977’deki Taksim olayları, Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, Adıyaman Emniyet Müdür Muavini Abdulkadir Aksu ve Kahramanmaraş Pazarcık’ta CHP’li ilçe başkanı, milletvekili adayı Memiş Özdal’a Ankara Emek Postanesi’nden bir gün arayla bombalı paket gönderilmesi, 16 Mart Katliamı, 1 Nisan 1978’deki Sivas olayları, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta meydana gelen olaylar, Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin öldürülmesi, Çorum olayları, Fatsa operasyonu ile MSP’ nin Konya mitingi” nin darbeye ze-min hazırladı-ğı belirtildi.


İşkence yöntemleri

İddianamede, darbe döneminde uygulanan işkence yöntemleri falaka, köpek saldırtma, zincir, germe, ayaktan asma / Tepe Kule, ranza altı, kantar, kervan, sehpa, cop sokma, çek çek, lağım suyuna sokma, kitap okuma, marş söyletme, öl dediğimde, sigara içirme, banyo, sayım düzeni, gece nöbeti, lokomotif, pislik yedirme, işeme, tecavüz, hastane, verem, ayakta bekletme, konuşma yasağı, gece baskını, avukat-ziyaret dayağı, mahkeme dayağı olarak sıralandı ve işkence mağdurlarının ifadelerine yer verildi.

191 kişi öldü
12 Eylül yönetiminin sivillere devredildiği 1983 tarihine kadar cezaevinde 191 kişinin öldüğü, bunlardan 5’inin cezaevinde açlık grevinde, birinin de işkence sonucunda hastalanıp öldüğü kaydedilen iddianamede, sadece 12 Eylül 1980-31 Aralık 1980 arasında cezaevinde ölenlerin sayısının 43 olduğu kaydedildi.

Sol eleştiriye tepki
İddianamede, sola yöneltilen eleştiriler ise büyük eleştiri konusu oldu. İddianamede, çoğulcu demokraside özgürlüğün hem amaç hem araç olduğu, Marksist demokrasi rejiminde ise özgürlüğün araç değil, sadece varılması gereken bir amaç olduğuna işaret edilen iddianamede, bu amaca özgürlük kanalı ile değil ancak proletaryal diktatörlük ile ulaşılabileceği kaydedildi. “Toplum devlet içindir” anlayışı güçlü olan devletlerin güvenliği ne kadar yüksek olursa olsun yıkılmaya, değişmeye mahkum oldukları kaydedilen iddianamede, “Bunun en güzel örneği başta Rusya olmak üzere ‘Demirperde’ dediğimiz ülkelerdir. Amerika ile birlikte dünyanın iki süper gücünden biri olan SSCB halkına yaptığı baskı ve mezalim karşısında daha fazla dayanamamış, dağılarak, bir çok yeni devlet kurulmuştur. Şu anda Rusya olarak dünyanın ve ortak aklın kabul ettiği liberal ekonomi ve özgürlükler anlayışını kabul ederek yeniden süper güç olma yolunda ilerlemektedir” denildi. İddianamede, darbenin gerekçelerinden gösterilen Fatsa Operasyonu için, “Terzi Fikri”nin belediye başkanı olduğu dönemde, Fatsa’da namaz bile kılınamadığı ifade edildi. Bülent Ecevit döneminde “kıtlık” yaşandığı kaydedilirken, Turgut Özal döneminden övgüyle söz edildi.



BİRLİKTE GELDİLER VE GİTTİLER

12 Eylül Darbesinden sonra yasama ve yürütme yetkilerini kullanmak üzere Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral
Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun, Milli
Güvenlik Konseyi’ni oluşturdu. 7 Kasım 1982’de referandumla oylanan Anayasa’nın Geçici 1. maddesi uyarınca Evren
Cumhurbaşkanı seçildi. Milli Güvenlik Konseyi üyeleri de geçici 2. madde uyarınca, 6 yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyesi sıfatını aldılar.





Mamak Askeri Cezaevi, 12 Eylül döneminde sağcısı ve solcusuyla çok sayıda siyasi tutukluya ev sahipliği yapmıştı. İşkence ve yasaklarıyla da darbe döneminin simge merkezlerinden oldu.




YARIN: İdam edilenlerin yakınları ile işkence gören mağdurlar anlatıyor... 

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0