SiyasetRSS
10 Şubat 2010 - 23:43

Darbe ve gerekçe

Her hükmün bir de gerekçesi vardır. Gerekçede birden fazla neden olabilir.
“Darbeler dönemi bitmiştir” hükmünün de inandırıcılığı “nedenlerinin” geçerliğine bağlıdır.
“Darbe” tartışmaları üzerinden prim yapmak döneminin de bitmesi için nedenleri iyi görmek gerekir.
1- Daha önceki askeri müdahalelerde cumhurbaşkanı “caydırıcı” değildi.
Yani...
Olası darbenin hedefi olan başbakan, emir-kumanda zincirinin başında bulunan genelkurmay başkanını ve komutanları emekliye ayırmak yaptırımını uygulamak için kararname engeliyle karşı karşıya kalırdı.
Ya kararnameyi cumhurbaşkanı imzalamazsa?
Örneğin 12 Mart 1971 muhtırasında, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel muhtıraya imza atan komutanları emekliye ayıracak kararnameyi Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a imzalatmayı bir yana bırakın, Çankaya Köşkü’yle saatlerce bir telefon bağlantısı bile kuramamıştı.
Sonunda ahizenin öte ucundaki Sunay’a nihayet duyurduğunda, hükümeti deviren asker muhtırası TRT’de okunmuştu bile...
Cumhurbaşkanı Sunay telefonda Demirel’e “Beni de aştılar” demekle yetinmişti.
12 Eylül 1980 ihtilalinde Çankaya Köşkü’nde seçilmiş cumhurbaşkanı yoktu.
İhsan Sabri Çağlayangil, cumhurbaşkanına vekâlet ediyordu.
27 Mayıs 1960 ihtilali ise zaten emir komuta zinciriyle yapılmış değildi.
Aralarında üsteğmenlerin, yüzbaşıların da bulunduğu 38 subaydan oluşan bir cunta darbesiydi.
Cuntanın tutukladıkları arasında dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un olması durumu açıkça ortaya koyuyor.
2010 Türkiye’sinde ise Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında “kararname krizi” yaşanmaz.
2-  Dünyada artık otoriter yönetimlerin “son kullanma tarihleri” doldu.
Toplumlar namlı ucunda yönetilmek istemiyor.
En disiplinli ülkelerde bile demokrasiye doğru küçük de olsa adımlar atılmakta.
Bir darbe olduğunda dünya kamuoyu karşı tavır alır.
Özellikle Türkiye’nin bağlantısı olan Batı kurumları hoşgörüsüz davranırlar.
Ekonomik ve siyasal kuşatma uygularlar.
Eskiden bir söylem vardı; “Asker 10 yılda bir müdahale eder” denirdi.
Bakın...
Son askeri müdahale olan 12 Eylül 1980’in üzerinden 30 yıl geçti.
Bu da göstergedir.
Gerçi yakın geçmişte “postmodern” darbe ve “e-muhtıra” gibi süreçler yaşandı ama bunlar  da artık geride kaldı.
3- Her dönem asker arasında darbe heveslileri olur.
İsmet İnönü “mahfillerde, orduevi lokantalarında birkaç kadeh içildikten sonra siyaset konuşulduğuna” işaret etmişti.
Ama...
Artık askerin zihniyeti, ufku, kültürü çok farklı.
Asker de dünyanın “gerçeklerini” görüyor.
Elbette özellikle Atatürk ve laiklik konularında ödünlere karşı ve duyarlı ama bu nabız atışlarının komutanlar tarafından siyasetçilere duyurulacağı meşru platformlar var.
MGK bunlardan biri...
Genelkurmay başkanlarının Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la haftalık düzenli görüşme geleneği de önemli bir kanal.
Asker kışladan çıkmanın nasıl da ağır bir fatura oluşturacağını biliyor.
Siyasete bulaşmaya hiç gönlü yok.
Psikolojisi geçmişten hayli farklı.
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un “Darbe yakıştırmalarını hakaret kabul ederim” söylemi demokratik bir manifestodur.
...................................
Bu gerekçeler “Darbeler dönemi bitti” hükmünün yapı taşlarıdır.
İçselleşmeli...
“Darbe” gündemiyle siyaset hasılatı sağlamak dönemi de bitmelidir.

 

AMBLEM MİLAT
Nail Keçili’den bir mektup aldım.
Duygulandım...
Şu dört satır bir insan ömrü için çok yıllara yayılan acıların sonunu işaretliyor.
Bu yıl 40. sene-i devriyesini kutlayacak olan Cenajans Reklamcılık A.Ş. ve ben burukluğumuzu geride bıraktık.

Aklanmak çok keyifli bir şey.
Ekteki iki mektubu takdim etmekten hakikaten şeref duymaktayım.
Eklerden biri Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Eğemen Bağış imzalı.
Nail Keçili’nin kurucusu ve yönetmekte olduğu Cenajans’a teşekkür ediyor.
Cenajans AB Genel Sekreterliği’nin “logo” tasarımını hiçbir ücret talep etmeden başarıyla gerçekleştirmiş.
İkinci yazı ise tasarruf mevduatı sigorta fonundan...
“Şirketin borçlarının tümünün Dinç Bilgin ile imzalanan protokol gereği karşılanacağını ve Cenajans’ın özel ve kamu kuruluşları nezdindeki ticari faaliyetlerinin devamında sakınca bulunmadığını” bildiren bir yazı.
Sıradan bir amblem başarısı ve bir borç ibrası olayı değil bu.
Türkiye’nin en büyük reklam şirketinin sahibiyken bir gece içinde yıllarca sürecek karanlık tünele itilmenin öyküsüdür.
O dönemin banka operasyonları arasında filler avlanırken çimenler ezilmiştir. Meslektaşımız Başkurt Okaygün de onlardan biri...
“Günahsız” ve “kader” kelimeleriyle örülmüş yıllar geçti.
Nail’in hapishaneden gönderdiği mektupta, “Yazımın kusuruna bakma, rutubetten parmaklarım ağrıyor” satırını hiç unutmadım.
Kaybolan yılların ardından “aklanmak” gene de güzel...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010