Yaşam / Yazar Yazısı
Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr

‘Savaş alanına döndü’ benzetmeleri sıklaşırken...

03 Temmuz 2009

Espri radarları gelişmiş az dosttan biri olan Sn. Tülay Eriş’in, müdürlük bürosunda, çay-kahve servisi yapan gençten bir kadıncağızla tanıştım.
*    *    *
Ne MGK’nın öyle bir kadından haberi vardı, ne de o kadıncağızın MGK’dan.
*    *    *
Resmi dili Fransızca olan Fas’ta doğmuştu o kadıncağız; Fransızcayı, bir Fransız gibi konuşuyordu.
Ana dili Arapçaydı ve Türkiye’ye geleli 16 yıl olduğu için de, Türkçesi pürüzsüzdü.
*    *    *
16 yıldan bu yana Fas’taki annesini görmemiş ve onu çok özlemişti.
Sn. Tülay Eriş’in, kendisinin Fas’a kadar gidip gelmesi için her türlü kolaylığı sağlamasına karşın; eşi gitmesine izin vermiyordu.
*    *    *
Bizim şoför Hüsnü ile, kızım Zeynep’in kapıcısı Mustafa’nın; “uğraş alanları” aynı olan Pakistanlı bir general ile İngiliz bir generalin çocukluklarını ve yetiştikleri ortamları karşılaştıran bir belgesel üstünde çalışmak hiç akıllarına gelmemişti.
*    *    *
Genellikle halkı çok cahil bulan, Hazine’den geçinmeli mesleksiz “mevki sahipleri”nin aklına gelmiş miydi acaba?
*    *    *
ABD’deki bir generalin çocukluğuyla yetiştiği ortamı, İranlı bir generalin çocukluğu ve yetiştiği ortamla karşılaştıran bir belgeseli, TV’lerden izlemek; torunlarım Sanem, Kerem, Ali, Ömer ve Tuğçe’nin çok hoşuna gidecek ve bir hayli eğleneceklerdi.
*    *    *
Tansiyon ölçmeye yarayan aletler gibi, koşullanmalarımızı da ölçebilen bir alet yapılsaydı...
MGK’nın gündeminde başköşeye oturur muydu, oturmaz mıydı?
*    *    *
Bendeniz de küçükken, evdeki üst kat merdiveninin tırabzanından aşağıya doğru kaymaya kalktığımda, annemden en çok işittiğim azar:
- Nerde görülmüş bu yaptığın, yeni icat çıkarma idi.
*    *    *
Alışılmışa uymak, alışılmışın dışına çıkmamak, icat çıkarmamak...
En çok kimlerin işine yarıyordu ki böyle bir koşullanma?
*    *    *
Küçükken, bir köşede oturup tahta oyuncaklardan ev yapmaya uğraşmam, annemin işine yarıyordu; düşeceğim, yahut bir şeyleri kıracağım kaygısıyla, beni izlemekten kurtuluyordu.
*    *    *
MGK’daki tartışmalar, Fas’tan İstanbul’a göç etmiş kadıncağız ile şoför Hüsnü ve kapıcı Mustafa’nın çok mu işine yarıyordu?
*    *    *
Kapalı kapılar arkasındaki resmi tartışmalar üstüne de bir belgesel yapılsaydı.
Bu tür tartışmaların kimlerin işine ne kadar yaradığıyla, kimlerin işine ne kadar yaramadığı tıngır tıngır tıngırdatılsaydı...
*    *    *
Baş parmakla işaret parmağını sıkıca çemberleyip, kapatılmış bir avuç halinde karşısındakine göstermek üstüne de eğlenceli yorumlar üretilebilirdi...
Kimi:
- Kıçı sıkıyor mu, demek istedi, derdi.
Kimi de:
- Yok, hayır, derdi; sözünü ettiği kişinin cimriliğiyle, elinin sıkılığını işaret etmek istedi.
*    *    *
Bu arada dünkü gazetelerin pas geçtiği umacı bir haber dikkat çekiciydi; tam gece yarısı Girit adası açıklarında 6.2 şiddetinde bir deprem, İzmir’in Çandarlı beldesinde de 3.4 şiddetinde ikinci bir deprem olmuştu.
*    *    *
Çeşitli ülkelerdeki generallerin çocukluklarıyla yetiştikleri ortamların karşılaştırılmasını içeren bir belgesel; koşullanmış beyinlerde de dalga dalga aynı şiddette bir deprem yaratır mıydı, yaratmaz mıydı?
*    *    *
Bir de çizgi bir film yapılsaydı...
Ülkelerdeki kitlelerin koşullanmalarını sarsan depremler ve ortalığı yıkıp döken doğal depremler.
*    *    *
Sakın ha, devletimizin kurumlarını yıpratmayalım, ezberlerimizi bozmayalım, yeni icatlar çıkarmayalım. Milletimizin gücü, her sorunun üstesinden gelmeye yeterlidir.
*    *    *
İskenderiye ile İskenderun’a da adını armağan etmiş olan, Aristo’nun öğrencisi Büyük İskender, bundan 2300 yıl önce ordusuna:
- Yabancılarla evlenin, emrini vermişti.
Bu emri neden vermişti acaba?
*    *    *
Dağlarda kar fırtınasına yakalanarak yollarını kaybeden çobanlar, gocuklarının yakasını kaldırarak, tipiye karşı yan yan yürümeye çalışırken, bir ayak iziyle karşılaşır ve sevinirlermiş.
*    *    *
Dağlardaki kar fırtınasında yollarını kaybeden çobanların, tipiye karşı yan yan yürürken, bir ayak iziyle karşılaşmaları ve sevinmeleri, ayak izleri çoğaldıkça artarmış.
*    *    *
Çobanlar, yollarını bulduklarını sanarak; gitgide çoğalan ayak izlerinin peşinden gitmeye uğraşırken; kendilerine ait ayak izlerinin çemberi üstünde dolaştıklarını fark etmez ve sonunda da donarak ölürlermiş.
*    *    *
Besbelli ki Büyük İskender, aynı “kısır döngü”nün içinde kapanılıp kalınmaması için vermişti o emri ordusuna:
- Yabancılarla evlenin!
*    *    *
Küreselleşme süreci, aynı zamanda evrensel bir burjuvalaşma süreci...
Köylü ağırlıklı yoksul kul yığınlarının, kendi koşullanmaları içine hapsedildiği “kısır döngü”ler, kanlı iç çatışmalarla kırılma depremlerini yaşıyor.
*    *    *
Faslı kadıncağız, 16 yıldır görmediği annesini çok özlemiş ama, gidip annesini görmesine eşi izin vermiyor.
*    *    *
Eniştem Dr. Ercan Alpagut, geçireceği yeni bir ameliyat için, hastaneye yatmaya hazırlanıyor.
*    *    *
Torunum Sanem ile eşi İbrahim’in yavrusu Leyla’cığın, henüz ne yaz tatillerinden haberi var, ne de MGK bildirisinden...
*    *    *
Bendenize de, Adalar’a doğru bakarken, İsmail Dümbüllü’nün altında yattığı taştaki bir satır görünüyor ufuklardan:
“Dünya bir penceredir, her gelen bakarak geçip gider”

Siz de reklam vermek ister misiniz?
Yazarlarda ara
  • ara
Foto Galeri
En yeni fotoğraf galerileri ...