SiyasetRSS
02 Ekim 2009 - 02:00
Yalçındağ’la Koç’un TÜSİAD konuşmaları üzerine...

Demokrasiyle hukuk her şeyin başıdır!

Değişim dönemlerinde tarih bazen toplumları ya da ülkeleri paçasından çeker!
Fransa’nın eski cumhurbaşkanlarından François Mitterrand’ın bu sözü, Mustafa Koç’la Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında dün yaptıkları konuşmaları izlerken yine aklıma takıldı.
TÜSİAD’ın iki yöneticisi de, yıllardır Türkiye’nin paçasından çeken, bir başka deyişle, istikrar içinde kalkınmasını önleyen bazı temel sorunlara işaret ettiler.
Ve çözüm istediler.
Bu sorunlar çözülmeden, Türkiye’nin demokrasi ve hukuka, yani ‘siyasal istikrar’a kalıcı olarak kavuşamayacağını, ileri gidemeyeceğini, aş ve iş meselesini halledemeyeceğini söylediler.
Demokrasi dediler.
Hukuk devleti dediler.
Hukukun üstünlüğü dediler.
Demokrasi kültürü dediler.
AB üyeliği dediler.
Kürt sorunu dediler.
Kıbrıs sorunu dediler.
Ermeni meselesi dediler.
Liberal demokrasiyle pazar ekonomisinin iç içeliğinden söz ettiler.   
Siyaset meydanında, “Demokrasinin liberallik boyutunun erimeye ve güçler arasındaki dengenin yürütme lehine bozulmaya başlaması” gibi tehlikeli bir eğilimden duydukları huzursuzluğu dile getirdiler.
TÜSİAD Yönetimi Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye’de barış ve demokrasi  açısından büyük önem taşıyan iki sorunun altını çizerken şöyle dedi:
“Son toplantımızdan bu yana geçen süre içinde iki tarihi açılıma tanıklık ettik. Kürt açılımı ya da demokratik açılım adı verilen siyaset inisiyatifini yaklaşık iki aydır tartışıyoruz. Açılımın başarıya ulaşması halinde Türkiye’nin tarihine damgasını vurmuş önemli bir meselesini çözmüş olacağız. Daha da önemlisi, buna bağlı olarak  ülkemizi çeyrek yüzyıldır acılara boğan terörizm belasından da kurtulacağız. Elbette bunu yürekten temenni ediyoruz. Ermenistan ile ilişkilerimizin normalleşmesi bizim için bölgesel barış ve entegrasyon açısından gayet doğal ki çok önemlidir.”
Yalçındağ’la Koç’un konuşmalarında ortak bir nokta da, Türkiye’de demokrasinin derinleşmesi ile ilgiliydi.
Yalçındağ şöyle dedi:
“Liberal demokrasi ile ekonomik gelişmenin birbirini daha fazla beslediği bir çağda yaşıyoruz. Bu bağlamda demokrasi konusunu tartışırken üzerinde pek durmadığımız bir konuya değinmek istiyorum. Bu da vergi ile demokrasi arasındaki ilişkidir. Vergi ödenmeyen bir ülkede demokrasi de serpilmez. İngiltere’de demokrasi vergi mükelleflerinin siyaset üzerinde denetim talebiyle doğdu ve gelişti. Vergi bir demokrasi kültürü öğesidir. Türkiye’nin demokratik saygınlığını zedeleyen bir araca dönüşmesi hazindir. TÜSİAD olarak yıllardan beri vergi idaresinin özerkleşmesi gereğini savunuyoruz. 2001 yılında bu konuda kapsamlı bir rapor hazırladık. O dönem oldukça ilgi çekti ve tartışıldı raporumuz. Eğer bu gerçekleşmiş olsaydı, her yıl aksatmadan vergi rekortmenleri arasına giren kurumlara karşı yıllar sürecek incelemelerle bir tür baskı yapılırken, kayıtdışı ekonomi her geçen gün büyümezdi.”
Bu sözlerin de altı çizilmeli.
Evet, Türkiye’nin önünü ancak bu ülkede demokrasi kültürünü derinleştirerek, liberal demokrasiyi tüm değerleriyle gerçekleştirerek açabiliriz.
Başta Erdoğan hükümeti olmak üzere parlamentosu ve partileriyle bütün bir siyaset kurumunun bu noktayı hiçbir zaman göz ardı etmemesi gerekir.
Demokrasiyle hukuk her şeyin başıdır.

 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Dünya klasikleri arasında yer alan 'Çanlar kimin için çalıyor?'adlı eserin yazarı kimdir?
Markapon
©Copyright 2009