Şimdi fonda bir Edith Piaf şarkısı çalın, gözlerinizi de dört açın Paris yazısı geliyor!

Artık saymayı bıraktığım kez geldiğim bu güzel şehre her defasında aynı heyecanla koşarak geliyorum. Canım şehir klasik olarak romantizm ile ilişkilendirilse de inanın bana çok daha fazlası var. Gezilecek yerleri zaten çok meşhur, hepsini de gezelim ama alışagelmiş mekânların dışında size birkaç önerim var! Şehri turist gibi değil de yerlisi gibi gezmek isteyenler buraya!

Öncelikle belirtmeliyim ki kalabalık gidiyorsanız tam size göre bir transfer seçeneği keşfettim. Bakınız “Paris Dolmuşu” Bugüne kadar biz iki kişi olarak gittiğimiz için maliyet odaklı olarak havaalanından metro ile şehre ulaşma çabası içindeydik ama bu sefer 8 kişi olunca Paris Dolmuşu tam da bize göre oldu. 100 Euro karşılığında CDG havaalanından otelimize ( Opera bölgesi ) ulaştık. Diyeceğim o ki kalabalıksanız bunu düşünebilirsiniz.

Gezilecek yerler dersek eğer, aklınıza ilk gelen Eiffel biliyorum. Bence çıkmayın, zaman ve para kaybı. Tepeye çıktığınızda görmek isteyeceğiniz şey güzel bir Paris manzarası olacak biliyorum ama içinde Eiffel olmayan bir Paris manzarası bana pek de Paris gibi gelmiyor. Bunun yerine önerim Montparnesse Tower. Özellikle gün batımına yakın bir saatte çıkarsanız hem gece hem de gündüz Paris manzarasını seyredebilirsin. Hem de karşınızda gördüğünüz manzara Eiffel kulesi olacak. Üstelik sıra beklemek yok!

Eiffel başlığından ayrılmadan benim için Paris’i Paris yapan özelliklerden biri de Eiffel’in altında mini piknik havasında geçecek olan çimenlere sere serpe uzanıp birşeyler içmek. Monoprix(bizim Migros)’den 2 ila 10 Euro arasında değişecek bir tutar karşılığı temin edebileceğiniz içeceklerinizi Eiffel kulesinin altında yudumlayabilirsiniz. İşte tam da burada benim için bi Edith Piaf parçası patlatın. Güzel yakışır…

Montparnesse bölgesine dönecek olursak hazır yakınken uğramanız gereken mekan önersi; Lüksemburg Bahçeleri. Bakınız sayın okur, bir Parisiienne özellikle ılık havalarda öğleden sonralarını bu güzel bahçede geçirir. Tıpkı bir Maçka Parkı mantığı ile küçük sandviçlerini, içeceğini kapan buraya gelir. Ağaçların gölgesinde, süs havuzunun kenarında ayaklarını uzatır ve keyfine bakar. Yolunuz Saint Germain bölgesine düşerse ki düşmeli, bu güzel parkta bir mola verebilirsiniz. Yanınızda çıkınlarınız yoksa üzülmeyin parkın içinde küçük bir büfe&kafe var. Ancak bir markete uğramak maddi açıdan çok daha mantıklı olacaktır.

Buralara kadar geldiniz ise benim asla vazgeçmediğim, Paris dediğimde aklıma ilk gelen mekân olan Cafe de Flore’ye uğrayın lütfen. Kafe Napolyon’un çokça vakit geçirmesi ile ünlü sandalyelerinin sokağı seyrettiği tipik bir Fransız kafesi. Gelin bi kahve için! Yüzünüzü caddeye dönün kahvenizin tadını çıkarın. Yeterince iyi bir çocuk olursanız sokak çalgıcılarını bile görebilirsiniz.

Yürüyün sayın okur, bu şehir yürüdükçe güzel. Siene nehri kıyısında Notre Dame’dan Eiffel’e kadar yürüyün. 1 saat kadar sürer ama yol boyunca Pont des Arts, Musee du Louvre, Musee d’orsay, Sainte Chapelle’i göreceksiniz.

Sainte Chapelle mesela. Paris’te klise denilince Notre Dame gelir akla. Klasikleri bir kenara bırakacak olursak gözlerimize bayram yaptıracağımız bir sanat eseri burası. Vitray işçiliği muhteşem bir görsel şov sağlıyor. Vakit ayırın beni seveceksiniz, yüzünüz gülecek. Giriş ücreti 13 euro. Üstelik yetişkinlerle birlikte giren çocuklara ücretsiz.

Son olarak gurme önerilerime geçiyorum sayın okur. Aslen Brüksel’li olan Chez Leon ünlü Champs Elysees Caddesi üzerinde bulunuyor. Aksam ya da öğlen yemeği için mutlaka uğrayın derim. Midyeyi değişik formlarda döküm tencerelerde servis ediyorlar. Üstelik rezervasyon gerektirmez. Kişi başı ortalama 20 euro gibi bir ücretle karnınız tok mekândan ayrılabilirsiniz.

Yine aynı cadde üzerinde bulunan, rengârenk macaronları ile meşhur Laduree’a uğramanızı tavsiye ederim. Oturarak servis alabileceğiniz gibi elde servis de alabilirsiniz. Paket alıp çıkmak isterseniz sizi küçük bir sıra bekliyor olacak ancak hem dükkânın mimarisi hem de ürünlerin renkliliği sıra beklemenizi kolaylaştıracaktır. Ayrıca tadına baktığınız macaronlar da buna değer emin olun!

Ve söylemeden geçemeyeceğim ki her köşe başında rastlayabileceğiniz baget ekmekler! Özellikle sabah kahvaltıları için lezzeti damak tadımıza uygun içerisine istediğiniz şeyleri koydurabileceğiniz sandviçler yiyebilirsiniz. Marketlerde bile sıcak baget bulmanız mümkün.

Ay yine Paris’im geldi sayın okur. Yine gidelim mi?

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler