Diyet yapayım derken daha çok kilo almanızın tek sebebi var!

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Naziler, Hollanda’daki tüm petrol ve gıda erzaklarına el koydular ve bu da kıtlığa açlığa yol açtı. Bu kıtlık zamanında doğan pek çok bebek, kalp rahatsızlığı, obezite, glukoz intoleransı ve kapalı havayolları gibi çeşitli hastalıkları içeren uzun süreli, yüksek etkili rahatsızlıklarla karşılaştı. Bu ağır travma, kurban henüz doğmamış bile olsa, onların yaşam gen kodlarını değiştirdi.

Burada dikkatimizi çeken şey de, bu etkilerin bir çocuk ya da bir jenerasyo

Diyet yapayım derken daha çok kilo almanızın tek sebebi var!

Diyet yapayım derken daha çok kilo almanızın tek sebebi var!

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Naziler, Hollanda’daki tüm petrol ve gıda erzaklarına el koydular ve bu da kıtlığa açlığa yol açtı. Bu kıtlık zamanında doğan pek çok bebek, kalp rahatsızlığı, obezite, glukoz intoleransı ve kapalı havayolları gibi çeşitli hastalıkları içeren uzun süreli, yüksek etkili rahatsızlıklarla karşılaştı. Bu ağır travma, kurban henüz doğmamış bile olsa, onların yaşam gen kodlarını değiştirdi.

Burada dikkatimizi çeken şey de, bu etkilerin bir çocuk ya da bir jenerasyon ile bitmemesi. Savaş ve kıtlık bittikten sonra doğan çocuklar da, yakın geçmişten etkileniyorlar. Savaş bitse de, genetik hafıza unutmuyor.

Peki DNA'mıza kodlanan bu olaya 'kıtlık geni' demek doğru mu?
 

Hollanda, Naziler ve Türk kızlarının aşk yastıkları
 

Hollanda, Naziler ve T&uuml;rk kızlarının aşk yastıkları<br />
&nbsp;
İtiraf ediyorum, bu bilgileri ilk okuduğumda tepkim tam olarak Ece Seçkin'le aynıydı.. "VAY ANASINI SAYIN SEYİRCİLER!"

Sevgilinden ayrılırken kurduğun o "Biz ayrı dünyaların insanlarıyız Necdet" klişesini, üzgünüm senin için yapamayacağım tatlım. 

Üzülerek belirtmeliyim ki, bu yazı senin mahkemeye başvurduğunda çifte vatandaşlık almanı sağlayacak yeterli deliller de içermiyor. 

Sadece sana atalarının bıraktığı genetik mirası hatırlatarak, bilinç yönetiminde daha yeterli olmayı amaçlıyorum..
 

Atamızdan yadigar, bizde ata barı var

Atamızdan yadigar, bizde ata barı var
Eğer tarihimizi, ders kitaplarından aldığımız kadarıyla yeterli görmeyip, dizilerden takip ediyorsanız bilirsiniz. Obalar kurulur. Alpler sürekli savaşır. Başından dert bela eksik olmaz. 

Hanımlar kazanlarda yemek yapar. Savaşmaz. Göç zamanı geldiğinde ise erkekler dayanıklı ve sağlam, kadınlar yemiş yemiş o minnoş yağları istiflemiş ve hazırlardır.
 

Sön töröhö löf söylöyösön

S&ouml;n t&ouml;r&ouml;h&ouml; l&ouml;f s&ouml;yl&ouml;y&ouml;s&ouml;n
Yazıyı terk eder misin arkadaşım?

Çünkü Romalı da olsaydım söyleyeceğim şey yine bu olurdu. 

Şuralara bi yerlere etrafında kadın olan Romalı asker illüstrasyonu bırakayım da, ne demek istediğimi anlayın.
 

Kadın erkek eşittir
 

Kadın erkek eşittir<br />
&nbsp;
'Millenyum' adı altında bize giren 2000'li yılların tek faydalı öğretisi, "Sen kadınsın, mal değil. Daha güçlüsün. İstediğin şeyi kabiliyetince yapabilirsin" oldu.. Evet çalışıyoruz. Şahane işler çıkartıyoruz. Üstelik bunların hepsini "KIZ GİBİ" yapıyoruz.. 

Sabit bir yerimiz ve kış zamanı göç etmemek için sıcak bir evimiz var... 

O zaman neden hala kilo alıyoruz? 

Hadi yaptık bi hata da aldık 3-5 kilo.. Bunları neden veremiyoruz?
 

Teslim ol, etrafın sarıldı!
 

Teslim ol, etrafın sarıldı!<br />
&nbsp;
Evet hem de vücudunun en olmayacak yerinden sarıldı! 

Suçu tamamen büyük büyük büyük atalarına atabilirsin bebeğim. 

Şöyle ki, zamanında bununla ilgili sorun yaşayan annenin sıkıntısı mental rahatsızlık formunda kızlarına geçmiş ve onlardan da torunlarına aktarılmış oluyor: Genetik iz, pek çok bireye kollektif olarak en az iki jenerasyon boyunca gelen mirastır. 

Bir şekilde, kıtlıkla doğrudan teması olmayanların genleri bile değişmiş oluyor. 

Zaten büyük büyük atalarımız göçebe olmasa hepimiz sıfır bedendik..
 

Bingo!

Bingo!
Sorunu bulduğumuza göre sorunun içinden geçip zayıflayabilir miyiz? 

ELBETTE! BUNUN İÇİN BURADAYIM!!

Toplum olarak 'diyet' dendiğinde algıladığımız şey; açlık duygusu, yağsız ve lezzetsiz yemekler, yasaklamalar, Nutella yoksunluğu, kilo vermek uğruna çekilen işkenceler ve mahrumiyetlerdir. 

Bilinçaltı bunu şu şekilde yorumlar: "KITLIK VAR. O ZAMAN YAĞ STOĞU OLUŞTURMALIYIM. VE HER ŞARTTA HAYATTA KALMALIYIM."
 

Yemeğin salçalısı, kadının ooooo....  

Yemeğin sal&ccedil;alısı, kadının ooooo.... &nbsp;
Atalarımızdan aldığımız kıtlık geni yetmiyor gibi, daha küçücük çocukken bile bilincimize empoze edilen kilonun faydalı olduğu kaydı, siz şu an ne kadar inanmasanız da hala bilinçaltınızda tutuluyor. 

Değiştirmek istediğinizde ise sana direnç, karamsarlık, tereddüt ve şüphe olarak geri dönüyor.

Bu yüzden ne zaman 'diyet' lafıı geçse, bilinçaltı stok komutu alıyor. 
 

1 milyon anahtar düğme
 

1 milyon anahtar d&uuml;ğme<br />
&nbsp;
Stres, aşk, yaşlanma, korku, haz, enfeksiyon, acı, egzersiz ya da açlık deneyimlediğimizde, bedenimizin içindeki çeşitli hormonlar, bunlara karşı çeşitli fiziksel tepkiler ayarlıyor. 

Hormonlar kan yoluyla kabarıyor: Kortizol, testesteron, östrajen, interlökin, lekptin, oksitoksin, tiroid hormonu, büyüme hormonu ve farklı yollardan bizim davranışımızı oluşturan ve gelişitiren adrenalin... 

Ve bu hormonlar epigenomlarımıza sinyal yolluyor, “Bazı düğmeleri çevirme zamanı!” diye. 

Etrafımız değiştikçe, genler kapanıyor ya da açılıyor! 

Diyet düşüncesi de kafanda sürekli tekrarlandığı için ona olan ilgin güçleniyor. 

Bilinç sürekli stoklama ihityacını belirtiyor. 

Ayrıca diyetten sonuç alınmayacağı için, bir süre sonra başarısızlık hissiyle mücadele edebilmek için daha çok yemeye başlıyorsun. 

Yani, "YAŞASIN YEMEK YEMEK" diye çığlık atıyorsun...
 

113 kiloya sandığınız kadar kolay ulaşmadım!

Ben sizin hakir gördüğünüz o 113 kiloyu kaç diyet listesi eskiterek yaptım haberiniz var mı? 

Diyetisyenime 57 kilo gidip "Boyum çok uzun değil, 52 olsam yeter" dedikten 4 hafta sonra kendimi kaçamaksız 62 kilo bulmuştum. İsim verip rencide etmeyeceğim. 

Bugüne kadar diyet yapan yüzlerce insanla konuştum. Hepsi benimle aynı kaderi paylaşıyordu. Hemen hemen tamamı, verdiği kilolardan daha fazlasını bir süre sonra geri aldığını söylüyor. 
 

Diyet dediğimiz şeyle, beslenmeye, beden ve harekete olan inancımız değiştiğinde, bilincimiz bunu kabullenecek ve kıtlık geninin vücudunuza yaptığı baskıyı ortadan kaldıracak.

Bunu nasıl yapacağımızı ilerleyen günlerde paylaşacağım. 
Bu makaleye ifade bırak