Temelinde “ezen” ve “ezilen” tümörlerinin yattığı, siyasal bir kutuplaşma sonucu; gazete manşetlerinin de cadı tırnaklarına dönüşmesi sayesinde, nasıl bir bataklıkta çiçek açmaya çalışıldığı, kafalara -şayet varsa- dank etmekte.
* * *
İşte dünkü Hürriyet’in manşeti:
“Çocuklarımız kime emanet
Milli Eğitim Bakanlığı’nın talebiyle yapılan araştırmada, İstanbul’da 223 sabıkalının okullarda kantinci ve sözleşmeli personel olarak çalıştırıldığı ortaya çıktı. Valilik ‘Gereğini yaparız’ dedi.”
* * *
Torunumun yavrusu Leyla’cık 3 yaşını bitirmek üzere. Kendisiyle, eline verilen telefonla ilk kez konuştuk.
- Ben seni çok seviyorum, dedim.
O da bana:
- Ben de seni, dedi.
* * *
Dünkü Hürriyet’inki de dahil, gazetelerin cadı tırnaklarına dönüşmüş manşetleri ve aklıma takılan yanıtsız bir soru:
- Acaba Leyla’cık neler yaşayacak?
* * *
Dünkü Radikal’in manşeti de zehirli bir mızrak gibiydi:
“125 bin binada dev deprem araştırması
İstanbul’da yıkılacak 40 bin evin adresi belli
Riskli altı ilçedeki 101 bin betonarme yapı tek tek incelendi:24 bini 7.2 büyüklüğündeki, 43 bini 7.5 büyüklüğündeki depremlerde ağır hasar alır”
* * *
“İnsanların yaşam kalitesi” açısından; dünya sıralamasında Fransa’nın, İsveç’in, Finlandiya’nın nerdeyse 70 basamak altında olan Türkiye; bir kliniğe yatırılabilse herhalde konacak teşhis:
- Sorunlarını çözemeyen ülke, olurdu.
* * *
Demek ki, ne “Türk’e Türk propagandası yapmak”, iyi geliyor sorunları çözebilmeye; ne de kalabalık mı kalabalık bir savunma gücü beslemek...
* * *
Neden iyi gelmediğini belki bir gün tartışır yorumcular...
* * *
Bendenize ise, ilkokuldan bu yana kulaklarımda çalınıp duran “Çağdaş uygarlık düzeyine erişme” davulu ile neden bir türlü erişilemediği; Tristan Bernard’a ait bir fıkrayı hatırlatır hep.
* * *
Ünlü mizah yazarı, bir gün bir evin merdivenlerini çıkarken; omuzlarında 3 metre uzunluğunda rakkaslı bir saatle aşağı inmeye çalışan bir hamalla karşılaşmış.
Elini hamalın omzuna koyarak:
- Yahu dostum, demiş; sen de herkes gibi bir kol saati taşısana...
* * *
Acaba son 60 yılda; şayet Danimarka’da doğsalardı çok daha uzun yaşayacakları, kaç milyon insan ve çocuk öldü Türkiye’de?
* * *
Çeşit çeşit koşullanmaların zırhları, bu tür röntgen ışınlarına kapalı ve sloganlar daha bulaşıcı:
- Şehitler ölmez, vatan bölünmez!
- ...
- Kahrolsun vatan hainleri!
- ...
- En büyük Türkiye, başka büyük yok!
* * *
Salı günü hava güneşliydi. Flaş haberlerin bitmeyen şimşeklerinden kaçarcasına, kıyı yolundan Tuzla’ya doğru gidiyorduk.
Ufuklara kadar tüm dağlar tepeler; evlerle, sitelerle kupkuru bir “binacık” okyanusuna dönüşmüştü.
* * *
Dragos’un önünden geçerken, Solmaz:
- A bak leylekler gelmiş, dedi.
* * *
Dragos’un çok yükseklerinde, döne döne yüzlerce leylek uçuşuyordu.
Hiçbirinin ne “Ermeni sorunu” vardı, ne “Kürt sorunu”, ne “Kıbrıs sorunu”, ne “İMF sorunu”, ne “işsizlik sorunu”...
* * *
Ne var ki meteoroloji, bugün için İstanbul’un da iyice soğuyacağını; akşama doğru da yağacak yağmurun, sulu kara dönüşeceğini haber vermişti.
Acaba leylekler de mi, buralara gelirken bir aldanışın tuzağına düşmüşlerdi?
* * *
Her ne kadar leylekler için:
- Leyleğin ömrü laklakla geçer, dense de; leylekler binlerce kilometreyi uçarak gidip dönen ve bıraktıkları yuvaları bulan; çok üstün bir yeteneğe sahip canlılardandı; Türkiye’ye döndüklerinde bile, kolay kolay tongaya basmazlardı.
* * *
Keşke leyleklere de, kendilerine yakıştırılan bir kaç fıkra anlatabilseydim.
* * *
Bir çocuk bakıcısı, köy kökenli genç bir kız; biri 5 yaşında bir oğlan çocuğu, öteki de 4 yaşında bir kız çocuğu olan 2 kardeşi bir parkta gezdirirken; uzun bacakları, uzun gagasıyla yere konmuş leyleği görünce:
- Bakın bakın, demiş; işte bir leylek... O leylekler, lahanaların içindeki bebekleri alıp, annelerine götürüyorlar.
* * *
5 yaşındaki oğlan çocuk, 4 yaşındaki kız kardeşine dönmüş; yavaş bir sesle:
- Gerçeği anlatalım mı kendisine, demiş; yoksa bırakalım da, öyle sanarak, salak gibi yaşayıp da mı ölsün?
* * *
Acaba kimler salak gibi yaşıyor; kimler de salaklığı perçinliye perçinliye, salak olmadan yaşamaya çalışıyor?
* * *
Böyle bir sorunun yanıtını, Dragos’un yükseklerinde döne döne uçan leylekler bilmese de; herhalde militerlerimiz de bilirler, politikacılarımız da...
* * *
Çünkü onların bilmedikleri hiçbir şey yoktur.
Tabii inanırsanız...
Bul

Bir Bahar Akşamı daha / Rastlaştık Aliağa'da / Eridi Güneş Koyda / Akşam Olunca