Hayatımıza hükmeden bir sürü düşman var. Hayatımıza hükmeden düşmanlar iç ve dış olmak üzere iki grupta toplanırlar. Bu iki grup arasındaki tek benzerlik kaynaklarının aynı olmasıdır. Dışarıdaki düşmanlar, içeridekiler tarafından yaratılırlar ve biz bu durumu dikkate almadan yaşantımızı sürdürüyoruz. İşin kötüsü bu durum asırlardır böyle devam ediyor.

Öfke, gurur, kıskançlık, nefret içerideki düşmanlardır. İçerideki düşmanlar, çevrenize ve etrafınızdakilere verdiğiniz anlama göre değişerek hayatınızı yönetirler.  Hatta bazen onları kendimizi korumak için kullanırız. Örneğin, gurur; kendinizi çaresiz hissettiğiniz anlarda ilaç gibi gelir. Gururun sahip olduklarınızı ya da yeteneklerinizi hatırlatmada üstüne yoktur. Kendinizle gurur duymaya başladığınızda çaresizlik duygusu da yok olur. Gurur sınırlarını aştığında, insanları küçük görme ve “ben, sadece ben” hali etkin olur. Kıskançlık başlar. Beklentiler artar. Beklentiler arttıkça da başka bir iç düşman olan öfke ortaya çıkar. Öfke ortaya çıktığında sadece insanlar değil, siz de kendinizden uzaklaşırsınız. Etrafınızdaki insan sayısı azaldığında terk edilmişlik hissi, ortaya çıkar. Kendinizden uzaklaştığınızda ise içerideki düşmanların alt edecek tek güç olan iç güzelliklerinizi terk etmiş olursunuz. Tüm bunlar çaresizlik hissini ortaya çıkartır. Bir duygunun yükselişi, hayatınıza mutluluk getirirken aynı duygunun belli bir doygunluk seviyesine ulaşması mutsuzluk getirebilir. Tek bir mutsuzluk hali, iç düşmanların harekete geçmesi için yeterlidir. Bu döngü herkes için aynıdır. Geçici mutluluklarla kendimizi avutmaya devam ettiğimiz sürece hayatımızı negatif enerjiler üzerine oturtturmuş olacağız ki bunun hiç kimseye faydası yok. 

Bence evrende her şeyin mükemmel bir kurgu içinde olduğuna inanmamız gerekiyor. Hiçbir zaman çaresiz olmadık, çaresiz de kalmayacağız. İç düşmanlar ancak çaresiz olduğumuzu düşündüğümüzde, mutsuz olduğumuza inandığımızda ortaya çıkarlar. İç düşmanların gücünün azalması iç güzelliklerin güçlendirilmesine bağlıdır. Sevgi, şefkat, neşe, huzur iç güzelliklerdendir. İçeride nasıl gurur, çaresizlik, kıskançlık, öfke varsa onlar da vardır. Sürekli dış düşmanlardan kurtulmaya çalışmaktan iç güzellikleri biriktirmek için zaman kalmaz. Çoğumuz dış düşmanlardan kurtulma arzusuna bağımlıyız. Ne yazık ki bu bağımlılığı besleyenler, içerideki düşmanlar.

Tabii bir de doğduğumuz günden itibaren, dış düşmanlarla nasıl başa çıkabileceğimiz ile iç güzellikleri nasıl güçlendireceğimiz konusunda eğitilmediğimiz gerçeği var. Şimdiye kadar olanları bir kenara bırakıp, iç güzelliklerin dış düşmanların alt etmede kesin çözüm olacağına inanmak gerekiyor.

Bu çok basit durumu fark etmenin neden bu kadar zor olduğunu bilmiyorum ama bu konuda bildiğim tek bir şey var.  O da iç düşmanlar, zehirden bile güçlü. Zehir içince ölüp, gideriz. Acılar son bulur. Fakat içimizdeki düşmanlar her gün canımızı acıtırlar… İyisi mi siz, siz olun düşmanınızı iyi tanıyın

 

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Nefestr.com