Bugün farklı bir konuya değinip, Milliyet PembeNar çatısı altında yazmamın 1. yılını kutlayacağım bir yazı kaleme alacaktım. Bir yılın, insanın ömründeki yaşanmışlıklarla değerlendirildiğinde, uzun ya da kısa gibi tanımlamaların göreceli olduğuna vurgu yapacaktım. Bir yıl içinde insanın deneyimledikleriyle; durumlara bakış açısı, plan ve beklentilerle imtihanı, duygulara sıkıca tutunmak ile duyguların geçip gittiğini izlemeye odaklanmanın gücünü, değişim ile dönüşümün farklı anlamlar içerdiğini, değişimin direnci getirdiğini, dönüşümün ise kişiye hissettirmeden olduğunu, fark etmenin zaman aldığı gibi konulardan bahsedecektim. Evet, bir yıldır burada aralıklarla yazılar paylaşıyorum ve yazıyor olmak her geçen gün beni daha da dinlendiren uğraşlardan biri haline geldi. Bu keyifli uğraşımı başkalarına da ulaştırmama vesile olan Milliyet editörlerimize de teşekkürlerimi sunuyorum.  
Ancak son yıllarda sosyal medyanın bizi sürüklediği noktayı; oluşan rüzgâr da olsa kasırga da olsa bir süre sonra dindiğini ve bu sürece giderek –alışmak istemesek de- alıştığımızı hatta sistemli olarak duyarsızlaştırıldığımızı düşünmeden edemiyorum. Bu sebeple içsel paylaşımlarından ziyade toplumsal durumlara, üstelik alanımı ilgilendiren konuya değinmeden geçmek istemedim. Bundan sonrası tamamen bulunduğum yerden kişisel gözlemlerimi içeren bir yazı olarak devam edecektir...
…………
Yine fena halde isyan ettik, tepki gösterdik. Sonra günlük hayatımıza geri döndük. Uzmanlar önleyici tedbirleri yazdılar. Birileri hukuk dedi, beriki infaz etti. Paylaşımların ardı arkası kesilmedi. Herkes görüş belirtti. Herkes aslında, her olayın ardından yazılan yazıları aynen tekrar etti. Öneriler havada kaldı.  Üzüntüler evirildi öfkeye doğru ama o da boğaza takıldı.
 
İsyan da, kızgınlık da, üzüntü de, hatta mutluluk da insanın doğası gereği zamanla söner. Yeni bir dalga gelene kadar böyle devam eder. Psikolojide bu kavramın adı hedonik adaptasyondur. Ama kavramı, metaforu en iyi şekilde kullanarak Yılmaz Özdil Özgecan’dan sonra kaleme aldığı ‘Siren Sesi’ yazısında anlatmıştır. Yaklaşan ambulansın siren sesi ile irkilir, üzülür, hayıflanırsın; ambulans uzaklaşırken, sesi ile birlikte o duyguyu da alır götürür senden.
 
Siren aynı siren!
Sosyal medyada hepiniz fark etmişsinizdir; tepkiler çığ gibi büyür, ekranlar kararır, öfkeler kusulur ve bir müddet sonra hayat devam eder. Bu döngüye alıştık, sosyal medya ile alıştırıldık sanki.
 
Acılar yarıştırılmaz, yarıştırılmamalı ama bazı acılara da zamanla duyarsızlaşmasak iyi olur! Bunu da  feveranla değil, ancak rasyonel çözüm yolu ile sağlayabiliriz.  Uzmanlar, psikoloji alan çalışanları, sosyal hizmet uzmanları, sosyologlar, hukukçular gibi meslek çalışanları birleşmeli, sosyolojik-psikolojik-cezai yaptırımlar konusunda hangi tedbirlerin alınması gerektiğini, davranışın dinamiğini, önerilerini sunacakları çalıştaylar organize edilmelidir. Çünkü çocuğun eğitilmesi, kendini korumayı öğrenmesi tek başına sorunu çözmek için yeterli olmaz. Toplumun da şekillenmesi, bilinçlenmesi, eğitilmesi gerekmektedir. 
 
Sevgilerimle
Dilek Söylemez