Çakma ve gerçek duayenler

Çakma ve gerçek duayenler

Geçtiğimiz hafta Türk tenisinin gelişmesine yönelik temennilerimi ve bazı fikirlerimi kaleme almamın ardından gerek Milliyet Ege’ye, gerekse de şahsıma gelen destekleyici yorumlarla birlikte neşter vurulması gereken; “Aman! Konuşursak alınanlar olur, yanarız” denilen konulara değinmem gerektiğini fark ettim.

Hoş, gelen yorumların arasında kentteki profesyonel tenis kulüp yöneticileri yoktu. Gerçi, ilk yazım diye görmemiş olabilirler diye düşünüyorum. Böylesi güzel bir sporun gelişememe sebeplerine kısa bir giriş yapmıştım.

Sıkı durun bir tanesini daha açıklıyorum!

Duayenler!

Bu ifadeyi görünce sakın irkilmeyin. Zira, Türk sporunun birçok dalındaki ‘Duayen Problemi’ tenisin de etrafını sarmış, gelişmesine engel olacak şekilde ayaklarına pranga misali bağlanmıştır.

Neden? Çünkü herkes duayen de ondan!

Herhangi bir spor dalında yahut sanatta, hatta ve hatta zanaat sahasında belli bir yaşa mı geldiniz? O halde tebrik ediyorum duayensiniz.

Ama çakma duayen!

O yaşa kadar alanınıza dedikodu ve laf üretmek dışında bir katkınız oldu mu, olmadı mı diye kimse sormaz.

Başınızda beyaz saç telleri olduktan sonra gerisini koyver gitsin!

İyi de canım her sakallı dedemiz mi?

Düşünün ki bir futbolcu, gençliğinde çok eleştirilen ve başarısız bulunan bir isim olsun. Kariyerinin ikinci evresinde de çalıştırdığı takımı alt lige düşürsün. Biraz daha yaşlanıp yarın bir gün televizyon programına yorumcu kisvesiyle çıkarıldığında onun duayenliğinden ne olacak?

Tenis de böyle...

İşte sevgili tenis dostları, bugün kortlarımızın etrafında da olan bu probleme ve neşter vurmak zorundayız. İnovasyona kapalı, sözde duayenlerin hikayelerinde ve geçmişin dehlizlerinde kaybolarak, böylesine güzel bir sporu bir adım öteye taşıyamayız.

Tabii hakkını yemeyelim, saçlarını değirmende değil kortlarda, bu sporun gelişmesi için verdiği mücadelelerde, zorluklara göğüs gererek ağartan  büyüklerimizi her zaman saygıyla anıyor ve dinliyoruz.

Kendi adıma gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, İzmir’de gerçek duayen birkaç isme danışmayı ve onlardan fikir almayı şeref kabul ediyorum.

Bununla birlikte tenis gelişsin istiyorsak, yurtdışına kısa süreli olarak sporcu ve antrenör göndermeli, oralardaki disiplini yurdumuza taşımalıyız.

Burslar ve fonlar oluşturmalı, yurdun dört bir tarafından başarılı minik sporcularımızı bir arada tutmalı ve milli takım için sporcu fabrikası yaratmalıyız.

Konuyu internet fenomeni haline gelen bir video üstünden esprili bir dille noktalayayım.

Bir teyze vardı, “Dedeye sahip çıkalım komşumuz oluyor” derdi. Teniste tam tersi. Artık dedelere değil, gençlere sahip çıkalım. Zira onlar geleceğimiz olacak.

Son olarak birkaç gün sonra başlayacak

Kurban Bayramınızı da kutlar; ülkemize, milletimize, bölgemize ve insanlığa huzur, barış, esenlik dilerim.

Dünya Türkiye'yi konuşacak! Yüzde 70...Türkiye'nin prestijli projeleri arasında yer alan, tamamen milli sermayeyle Türk mühendis ve işçisinin alın teriyle inşa edilen Yusufeli Barajı ve HES'te yüzde 70 fiziki gerçekleşme sağlandı.
Seda Sayan’lı Yemekteyiz Yeni Sezon.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber