Geri Dön

EXPO 2020 kaybedilirse bir daha aday olamayız

İzmir’in EXPO 2015 adaylığı sırasında üç yıl boyunca genel sekreterlik görevini yürüten Soyer sert konuştu: EXPO’da bu ülkenin 20 milyon doları harcandı ve aylar süren uykusuz günler geceler yaşandı. Şimdi kimse, bu deneyimleri sormak için dahi aramıyor

EXPO 2020 kaybedilirse bir daha aday olamayız

Milliyet Ege Yazı İşleri bu hafta ‘Misafir Odası’nda Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’i ağırladı. EXPO 2015 adaylık döneminde yaklaşık üç yıl, Genel Sekreter olarak görev alan Soyer, 2020 adaylığı ile yeniden hareketlenen EXPO sürecini değerlendirdi. 2020 EXPO’su için yürütme ya da yönetme kurulundan kimsenin kendisine gelip danışmadığından yakındı. Genel sekreter olarak 70’in üzerinde ülkeyi ziyaret ettiğini, EXPO felsefesini çok iyi özümsediğini düşündüğünü anlatan Soyer’in, ancak kimsenin bu fikirlerden yararlanmak gibi bir çabasının olmadığını belirtmesi dikkat çekiciydi. “2020 EXPO’su İzmir için son şanstır” diyen Soyer, Yayın Danışmanı Hamdi Türkmen, Yayın Koordinatörü Dilek Gappi, Yazı İşleri Müdürleri Uğur İşven ve İbrahim Akbulut ile Muhittin Akbel’in sorularını yanıtladı, görüşlerini aktardı.

- Öncelikle Seferihisar’a “Citta Slow” yani ‘Yavaş Şehir’ markası kazandırarak tüm Türkiye’nin dikkatini çektiniz. Bu kavram, EXPO genel sekreterliği sürecinde mi fark ettiniz?

Evet o süreçte ilk kez karşılaştım. O zaman, ne kadar güzel demek ki hala böyle şeyler de olabiliyormuş diye düşünmüştüm. EXPO kadar önemli bir kavram Citta Slow ancak o süreçte EXPO’yla çok yoğunduk. Bu bütün dünyada büyük bir sempatiyle karşılanmış, ilgi duyulan bir yaşam biçimi.Şu an Citta Slow olmak isteyen 350 kent var. Büyük bir hızla yayılıyor. Türkiye’de de Kars’tan, Eskişehir’den, neredeyse Türkiye’nin heryerinden birçok belediye başkanı ‘yavaş kent olmak istiyor. Herkes bir şekilde kendi yerel kalkınmasına “Citta
Slow” modeliyle yol açmak istiyor.

- Kulağa hoş geliyor ama Citta Slow olmak sanırız çok da kolay değil...

Kesinlikle. Ortaya koyduğunuz yerel kalkınma modelinin yanında, geçmişin değerlerini koruyacaksın, teknoloji ve bilimi kentinde en üst düzeyde kullanacaksın, doğayı ve çevreyi koruyacaksın, yönetimde şeffaf olacaksın. Bunları yanyana koyduğunuz zaman kimse size, ilçenizde termik santral teklif bile edemeyecek. O şehrin kalkınma modelleri konusunda herkes hemfikir olacak.

- İzmir, 2015 EXPO’su için de geçmişte hayli hareketli günler geçirdi. Şimdi yeniden 2020 adaylık sürecine yönelik çalışmalar hızlanıyor. Önce şunu soralım o dönemde doğru yapılan hamleler nelerdi, yanlış yaptığı hamleler hangileriydi.

Doğru yaptığı hamle bence yerel, sivil ve merkezi otoritenin aynı masa etrafında oturup, aynı proje için çalışıyor olmasıydı. Bir müsteşar ile oda başkanının aynı proje için kafa yorması olacak şey değil. Bu başarılmıştı. Çok kavga dövüş oldu ama sonuçta bence bu başarıldı. Böyle büyük organizasyonlar, böyle çalışmayı gerektiren etkinlikler çok önemli. Yanlış hamle ise bana göre acemilikten kaynaklanan başarısızlıklardan doğdu. Bilmediğimiz çok konu vardı, el yordamıyla Amerika keşfetmeye çalışıldı. Rakibimiz, İtalyanlar öyle değildi, tecrübelilerdi. Bir de merkezi otorite olayın idrakine geç vardı. Oylama 31 Mart 2008 de yapılacaktı, kanun 19 Mart 2008’de çıktı. O ana kadar yapılan harcamaların, düzenlemerin hiçbirinin hukuki dayanağı yoktu. Herkes, herşeyi göze alarak bodoslama gittik. Bu anlamda da büyük sıkıntılar yaşandı. Yasal dayanağın olmaması, oy alma mücadelesinde bazı dağıtılması gerekenlerin dağıtılmasını engelledi.

İzmir için EXPO son fırsattır

-Peki 2020 EXPO’su için çalışmaları nasıl buluyorsunuz? Size danıştılar mı?

Bize birşey sorulmuyor. Bence çok yazık oluyor. Ben kendim için bişey istemiyorum ki; Seferihisar’la zaten çok meşgulum. Ama dilerdim ki; bizi bir dinlesinler. Uygularlar, uygulamazlar onların bileceği şey. Ancak biz birçok şeyi yaşayıp ders çıkardık. Bu memleket, geçen dönemki EXPO adaylığı için 20 milyon euro harcadı. Eğer bütün bu emekleri, paraları gömerseniz, asıl kayıp o olur. O deneyimi, bugüne aktarmazsanız asıl o zaman yazık olur.

- Mesala neler dikkate alınmalı ?

İzmir 160 bin öğrencinin yaşadığı, 9 üniversitenin olduğu bir şehir. Böyle bir adaylıkta bu üniversiteleri ve gençleri kullanmak gerekiyor. İzmir’in EXPO adaylığında, üniversitelerden destek alabileceği çok sayıda başlık var. İletişim, tanıtım, EXPO alanının planlanmasında, gönüllülerin organizasyonunda bütün bu alanlarda üniversiteler seferber edilebilir. Şu anda en büyük eksiklikleri, EXPO adaylık sürecini sadece delege bazında yapılacak çalışma olarak görüyor olmaları. Oysa dünyanın her yerinden buraya delegeler gelecek ve tek şeye bakacaklar, ‘İzmirli bu projeyle ne kadar iç içe yaşıyor, ne kadar sahip çıkıyor’ Eğer siz sivil halkın katılımını gözardı ederseniz, o zaman EXPO tamamen merkezi otoritenin bir projesi haline gelir. İzmir için EXPO son fırsattır diyebilirim. Bir daha böyle bir organizasyona aday olma enerjisini de kadrosunu da, sahip çıkacak İzmirli de bulamazsınız. EXPO İzmir’in sadece 2020’ye dair geleceğini kurtarmış olmakla kalmaz. Bu tür hadiseler sadece yapıldıkları 15-30 gün için yapılmıyor. Eğer Londra olimpiyatlara talipse, o olimpiyatlardan sonraki 30 seneyi planladığı için talip oluyor. İzmir’de EXPO’ya 2020’den 20 sene sonrasını planlamayı hedef alarak talip olmalıdır. Bunlar tartışılmıyor. Eğer bu şekilde düşünülmüyorsa EXPO kazanılsa da kayıptır, israftan başka birşey olmaz.

- Görüşünüz alınmadı, herhangi bir konuda bilgi alan da mı olmadı?

Hayır. Sadece İZKA Genel Sekreteri Ergüder Can şartnameyi sordu. Oysa onlara bu konuşmayı yapmak isterdim.
Merkezi otoritenin ofisi gibiler

- Size göre saptadığınız eksikler, yürütme ve yönlendirme kurulunun yapısından mı kaynaklanıyor ?

Şu anda oluşturulan kuullar merkezi otoritenin ofisi gibi çalışıyor. Oysa Yönlendirme Kurulu’na bakıyorsunuz çok önemli bölümü İzmirli. Peki nasıl oluyor da böyle bir izlenim doğuyor, bilmiyorum. Halbuki böyle olmamalı. İzmirli olmalı, sivil olmalı, katılımcı olmalı. Mesala Ekrem Demirtaş, Aziz Kocaoğlu her ne kadar kavga da, gürültü de etseler, onların yerelliği vardı. İnisifiyatif gereken yerlerde, Vali’nin çok fazla yapabileceği birşey yok sonuçta kamu görevlisi. Ekrem Demirtaş ise ağırlığının olmayacağı bir yerde olmak istemiyor.


- EXPO 2020’deki rakip kentleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok ciddi rakipler var. Bir kere Sao Paulo ve Rio, Brezilya’nın iki büyük kenti. Rio 2014 Dünya Kupası ve Olimpiyatlara ev sahipliği yapacak. Sao Paulo ise mutlaka EXPO’yu almak isteyecek çünkü onlar organizasyon alamadı. EXPO’yu da alamazlarsa Rio’ya karşı 2-0 mağlup durumda kalacaklar. Diğer tarafta Putin faktörü var. Medvedev’in memleketi olduğu için Putin EXPO’yu Yekaterinburg’a getirmek isteyecektir. Dubai’ye gelince Prensesi, hem İngilizce hemde Fransızca sunum yapmış. Dolayısıyla şu çok açık; bu seferki rakipler öyle Milano gibi değil. Gerçekten hepsi son derece hırslı. İşimiz daha zor.

Sunum iyi değildi

-Sunumu nasıl buldunuz?

Ben sadece filmi izledim. Bir İzmir tanıtım filmi. Ama bence İzmir’in ruhu, sıcaklığı yok. İnsanlarının güler yüzü yok. Halbuki en çok geçmesi gereken şey o. Temamız sağlık olmasına rağmen, sağlık konusu yüzeysel işlenmiş. Sağlıkla ilgili dünyaya nasıl bir mesaj vereceğimizi tam olarak kavrayamadık.

-EXPO yeri olarak İnciraltı’nın belirlenmesi yine sıkıntı yaratabilir mi?

İnciraltı olmazsa olmaz. Geçmişte de çok detaylı yer aramaları yapılmıştı, en doğru yer olarak İnciraltı karşımıza çıktı.
-Biraz önce EXPO’dan sonra kentin 20 yılı planlanmalı dediniz. Bir örnek verir misiniz?
İspanya’nın Barselona kenti bunun iyi örneğidir. 1992’den sonra Barselona’nın geldiği nokta çok farklı. EXPO’yu kentleri için bir kaldıraç olarak kullandılar. Sevilla aynı şekilde iyi bir örnektir. EXPO alanını bir tekno parka dönüştürdü. Yerli şirketler örnek bir teknopark kurdu. Şehir planlamacıları hedeflere göre alanı ve kenti planlamalı.

“Mahmut Bey başkan olur”

- Size göre 2020’de şansımız nedir?

Bunu yorumlamak için çok erken. Öncelikle yönetme ve yürütme kurulunun nasıl bir yol haritası çizdiğini görmemiz gerekiyor. Planlananlar ne kadar yapılacak, nasıl gerçekleştirilecek bunları bilmemiz lazım. Adaylık dosyasını da görmedik. Bütün bunları görmeden tahminde bulunmak erken olur.

-Daha önce ESİDEF, delegelerin kentteki çeşitli kurumlara zimmetlenmesi için bir öneride bulundu. Sizce bu mantıklı mı?

Tabii ve bunun dışında yapılacaklar da var. İzmir’de 50’nin üzerinde fahri konsolos yaşıyor. Bunlar para pul istemiyor, sadece rol almak istiyor. Her biri kendi ülkesini sahiplenir. Diyorum ya daha yapılacak çok şey var.

-Peki size göre özetle EXPO’da sonuca kim gidiyor? Başbakanlık yada Hükümet düzeyindeki temaslar mı, yerel çabalar mı?

Hepsinin payı var. Ama şunu söyleyebilirim. Eğer AKP Hükümeti, EXPO Yürütme Komitesi Başkanlığı’na getirilen Mahmut Özgener’i 2014’de Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olarak düşünüyorsa, o zaman Başbakan son derece titiz ve dikkatli bir çalışmayla ülke delegelerinin oylarını almak için çalışacaktır. EXPO’yu almış bir kahraman olarak Mahmut Bey’in İzmir’e aday olması, seçimlerde kenti kolay bir lokma haline getirir. İster üniversiteler toplansın toplanmasın, ister sivil kuruluşları toplasın toplanmasın, Başbakan çalışmasını sürdürecektir. Bu da işin başka bir yönü.

Aziz Bey neden ziyaretlerde yok?

İzmir’in EXPO 2020 adaylık sürecinde geçmiş organizasyona göre önemli bir fark gördüğünü akaran Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, bu farkı“devletçi bir yapı” olarak tanımlıyor. Ülkelerin değil, kentlerin yarıştığına işaret eden Soyer, “EXPO’lar kentin adıyla anılır. İspanya EXPO’su denilmiyor, Barselona deniliyor. Bu organizasyon için de Türkiye EXPO’su değil, İzmir EXPO’su denilecek.” diyor. Soyer’e göre asıl yönlendirici belediye başkanı olmalı. Ancak ilk etaplardaki temasların Vali Cahit Kıraç ve Yürütme Komitesi Başkanı Mahmut Özgener’le gerçekleştiğine işaret eden Soyer, görüşlerini içtenlikle dile getirdi: “Haddim değil ama Aziz Bey’in, İzmir’in bu projesinde daha çok yer alması gerekiyor. Yürütme Kurulu’na belediye başkanı adına Muzaffer Tunçağ’ın vekalet etmesi detayları yürütmesi açısından mümkün. Ancak Aziz Bey’in dışarıda bırakıldığı bir yapı çok yanlış olur.”

Sosyal belediye örneği yarattık

Seferihisar’a aşkla bağlı olduğunu anlatan Tunç Soyer, bu nedenle gelecek planları yapmak yerine, hayalindeki ilçeyi yaratmaya odaklandığını söylüyor. Soyer, “Seferihisar bence dünyanın en güzel yerlerinden biri .
Sıkı bir tempo içinde çalışıyoruz ve asla yorulmuyoruz, asla umudumuzu yitirmiyoruz. Daha çok şeyler yapma heyecanımız hep var.” diyor. Soyer ayrıca diğer hayalini de, ülkeye örnek olacak bir sosyal belediyecilik anlayışını ilçeye kazandırmak olduğuna dikkat çekti. Bu anlayışla öncelikle ekmek fiyatlarını 50 kuruştan sattıklarını şöyle anlattı: “Seçildiğimizden bu yana Seferihisar’da 50 kuruşa ekmek satıyoruz. 10 fırınla anlaşma yaptık, yüzde 10 kapasitelerini bize 45 kuruştan veriyorlar. 2 bin ekmek üretiyorlarsa 200 tanesini 45 kuruştan belediyeye veriyorlar. Her sabah fırınlardan ekmek toplayıp, gerçekten ihtiyacı olan vatandaşlarımıza satıyoruz.”

“Citta Slow”la rayiçler arttı

“Citta Slow, uluslararası bir yavaş şehir hareketi . Çünkü globalleşme ve hız bütün dünyaya egemen oluyor, insanlık da, yerellik ve yavaşlıkla buna tepki veriyor. Dünyanın en hızlı ülkeleri en obez ülkeler oldu. Citta Slow hareteti önce yerel tadları koruyan yemek anlayışıyla başlayıp sonra çeşitlendi. Bugün 25 ülkede 150 kentin üye olduğu bir birliğe dönüşmüş durumda. Net olarak şunu söyleyebilirim, Bize olağanüstü bir tanıtım imkanı verdi. Çok güçlü bir bilinirlik sağladı,artı değer kattı. Gayrimenkul yükseldi, esnaf, tüccar daha çok iş yapmaya başladı, kiralar yükseldi, marka değeri yükseldi. Yani Seferihisar’ın toplam değeri arttı.
2005’te Seferihisar’da olan deprem 1 milyar dolar değer kaybettirsede, şimdi tersi birşey olmaya başladı. Herkes bunun farkında. Muhalifler bile sonuçta cebine giren büyüdüğü için, bir şekilde Citta Slow’u destekliyor. Özellikle kadınlar bu iş için bizim anahtarımız oldu. Kadınlar çok sahip çıktılar. Evlerinde yaptıkları turşunun, salçanın para ettiğini gördüler.”

“Üç farklı çalışmamız türkiye’ye örnek olmalı”

“Citta Slow çok öne çıktı ama ben özellikle üç çalışmamızın da ön plana çıkmasını istiyorum. Tohum takası meselesi bunlardan birisi. Türkiye’de 2006 yılında çıkarılan yasayla tohum satışı yasaklandı. İnanılır gibi değil.Biz tohumları topladık ve takas ettirdik. Ayrıca bir sanal market kuruyoruz. Köy pazarı marketinde, balığını, turşusunu herşeyini sanal ortamda tüm Türkiye’ye satacağız. İsteyenlere tohumlarımızı da promosyon olarak İkincisi; Seferihisarlılar fuarı diye birşey yaptık. Bence çok önemli örnek olacak bir işti. Seferihisar’da 6 büyük topluluk yaşadığını farkettik. Ahıska Türkleri, Tokatlılar, Afyonlular, Kürtler, Yozgatlılar ve Karadenizliler. 30 senedir orada yaşayan insanları topladık ve bir fuar yaptık. Herbirine bir stant açıp “lezzetlerinizi, kıyafetlerinizi sergileyin, kültürel etkinlik düzenleyin diye söyledik. Böylece aramızdaki farklılıkların aslında bizi zenginleştiren öğeler olduğunu gördük. Üçüncüsü de; “Çocuk dostu kent” olma yolundayız. Çocuk Meclisi ve çocuk görevliler oluşturduk. Ayrıca balıkçılık konusunda bir AB projesi aldık 7-8 tane balıkçımızı İtalya’ya göndereceğiz. Mandalina reçeli ve enginar konservesi fabrikası kurma çalışmalarımız da sürüyor. Mandalina suyu fabrikası için Yunan bir yatırımcıyla görüşüyoruz.”



7 yaşındaki çocuk okuldaki hücrede darp edildiABD'de bir okulda çocukların cezalandırılması için hücre yapılması ve burada 7 yaşındaki bir çocuğa uygulanan şiddetin görüntüleri ülkeyi ayağa kaldırdı. Olayla ilgili soruşturma başlatılması sonrası, çocuğa şiddet uygulayan görevli intihar etti.
14 Aralık 2019 Magazin Bülteni14 Aralık 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber