Izmir, bıraktığım yerde duruyor

“29 yıl sonra memleketime döndüm ama değişen bir şey olmadığını gördüm. İzmir, büyük bir köy olarak kalmış. AK Parti’li değilim, MHP’ye yakınım ama CHP Aziz Kocaoğlu ile devam etmeye karar verirse, oy vermeyeceğim”

Izmir, bıraktığım  yerde duruyor

İzmir’de gazeteciliğe başlayan, daha sonra İstanbul’a giden Şenay Düdek, gazeteciliğin çeşitli kademelerinde önemli görevler üstlendi. 21 yaşında yazı işleri müdürü oldu. Televizyon programları ile yıldızını daha da parlattı. Kitaplar yazdı, hayır işlerine adadı kendini... Ve iki yıl önce İzmir’e döndü. Gazeteci, yazar ve televizyoncu Şenay Düdek, Milliyet Ege’nin Misafir Odası’na konuk oldu; Milliyet Ege Temsilcimiz Hamdi Türkmen, Yazı İşleri Müdürlerimiz Uğur İşven, İbrahim Akbulut ve Muhittin Akbel’in sorularını yanıtladı.

* İzmir’den İstanbul’a gidişiniz, bir kaçış mıydı?
- 1981 Nisan’da karar verdik İstanbul’a gitmeye. Hatta annem beni bırakmak istemedi. Önder Barlas vardı, İzmir sıkıyönetim başsavcısı... Dedi ki, bu kızın burada yapacağı hiçbir şey yok. O zaman izni kopardım ve gittim. Yazı işleri müdürü olduğumda 21 yaşındaydım. O dönemde Hürriyet’te Çetin Emeç, çok yardımcı oldu bana. Şunu itiraf etmeliyim ki, İzmir’deki arkadaşlar hiç kusura bakmasınlar; İzmirli hiçbir gazetecinin üzerimde emeği yoktur. Şenay Düdek bir yere geldiyse, kendi tırnaklarıyla geldi. İzmir’de önümü kesmek isteyenler, köstek olanlar vardı. Kadınlığımı öne çıkarıp beni alt edip sindirmeye çalışan arkadaşlarımız oldu. Hepsinin suratlarına bakıyorum hepsine abi diyorum; çünkü hepsi benim büyüğüm. İzmir’in eski basınına asla teşekkür borcum yok.

* Anlaşılan, İzmir basınına kırgınsınız.
- Eski jenerasyondan pek çok kişiye kırgınım ama yeni jenerasyon, bugün İzmir’deki gazetelerin başlarında olan tüm temsilci arkadaşlarıma, genç gazeteci kardeşlerime teşekkür borçluyum. İzmir’e geldiğimde bana müthiş enerji verdiler. Hepsi kucak açtı, röportajlar yaptılar. Menemen Alabük köyünde 5 bin kitaplık bir kütüphane yaptırmıştım. İzmir’in hem yazılı hem görsel basını orada yanımdaydı. Haberi manşetlerden verdiler.

* Şenay Düdek, gazeteciliğe nasıl başladı?
- Spor yazıları yazarak mesleğe başladım. Henüz 17 yaşındaydım. İzmir Ekspres’te çalıştığım dönemde Kelebek ve Hafta Sonu İzmir temsilciliğini yapıyordum. Yeni Asır’ın başında bulunan Çetin Gürel beni transfer etti. Bir gün kaldım Yeni Asır’da. Erkin Usman, Yeni Asır’ı bastı, beni aldı. Ekpres’teki ağabeylerin köstek olması sonucu bana İstanbul kapıları açıldı. Egolarım şişkin değil ama ben şu anda kemdini bir marka olarak görüyorum. Her yaptığım programın reytinglerini tavan yaptırdım. 2010 yılında İzmir’e dönmeye karar verdim ve döndüm.
Ben halkla varım
* Televizyon ekranlarına dönecek misiniz?
- Şenay Düdek markadır. Bu markayı korumak zorundayım. Televizyonlardan teklifler geliyor ama projelere baktığımda beni tatmin eden şeyler değil. İşe maddiyat açısından bakmıyorum, maneviyat önemli benim için artık. Kariyerimi ayakta nasıl tutabilirim, ona bakıyorum. Hırslarım var ama kendimle ilgili. 1996 yılında Posta Gazetesi’nde çalışırken, ilk lifestyl köşesini ben yazdım. İnsanlar güvenilir olduğumu biliyor.
* İstanbul’dan niçin döndünüz?
- Çok büyük bir kaza geçirdim. Kolum kırıldı, parçalandı. Kolumda protez var. Amerikalı komando subayının kolunu taktılar. Kolumda 7 platin var. Omurilikten kuyruk sokumuma kadar plaka var. 17 platin 2 plakayla yaşıyorum. O zamanlar zirvedeydim. İki program yapıyordum hem “Dobra Dobra” hem de “Bir dilek tut”. Bir dilek tut adlı programda yayındayken 3.5 metreden düştüm. Bu kaza bana hayatı öğretti. Bir dönüm noktasıydı. Orada hayatın şöhrete, paraya, dayalı olmadığını gördüm. 3.5 metreden düşmem bana hayatı öğretti. Ama 4. gün ekrana çıktım. Annem, İzmir’de bırakıp gittiğimde 40 yaşlarındaydı. Şimdi 76 yaşında. Ben yeğenlerimin ne doğumlarını gördüm ne büyüdüklerini... Son 10 yıldır Allah ile daha yakınız birbirimize... 10 yıl öncesinde de vardı bu yakınlık elbette. Orucumu tutardım. Allah bana o kaza ile ‘dur’ dedi. Felç olabilirdim, bitkisel hayat yaşayabilirdim. Dolayısıyla bu kaza, İzmir’e dönmeme vesile oldu. Hayatımı ekonomik anlamda garanti altına almıştım zaten. Şöyle bir söz vardır; güzelliğine güvenme bir sivilce yeter, zenginliğine güvenme bir kıvılcım yeter, diye. Çocuğum yok, eşim yok. Bana bir ev, bir araba, bir de hayatımı sürdürecek kadar kira geliri yeter.
*Peki İzmir’de vizyonu geniş, tanıdık bir isim var mı?
- İsim verirsem ayıp olur. Ama vizyonu geniş insanlar var; onları görmek lazım. İzmir’i Kordon’da rakı ve balıkla kurtarmaya kalkmasınlar. İzmir için bir şeyler yapsınlar. EXPO’nun İzmir’e geleceğini düşünmüyorum. Dubai alır diye düşünüyorum. EXPO’daki yöneticilere baktığımız zaman içinde çelişkiler var. Dıştan takip ediyorum. Herkes birbirinin ayağını kaydırmaya çalışıyor. Mahmut Özgener gibi vizyonu geniş, bir pırıl pırıl bir insanı koydular işin başına. Adam dayanamadı, çekti gitti. Mahmut Özgener herkesin görüşlerini almaya kalktı ama yaşatmadılar çocuğu.
* 29 yıl sonra döndüğünüz İzmir’le, bırakıp gittiğindeki İzmir arasında ne fark var?
- Döndüğümde o kadar çok üzüldüm ki. Ben Eşrefpaşalıyım. Kardeşlerim beni Karabağlar’a, Çimentepe’ye götürdü. İzmir’i yürüyerek gezdim. Maalesef İzmir hiç gelişmemiş. Nasıl bıraktıysam, öyle duruyor. Ben İzmir’in gerçek esnafını seviyorum. İzmir’in bu köylülükten kurtulması lazım. İzmir’in büyümesi çok zor. Çünkü her zaman birileri çekiştiriyor, bu kentin büyümesini engelliyor. Ben AK Partili değilim. Annem yıllardır Demokrat Partilidir. Ben daha çok MHP’ye yakınım. Ama buna rağmen CHP yine Aziz Kocaoğlu’yla devam ederse oy vermeyeceğim. İzmir’in Aziz Kocaoğlu’yla bir gıdım ilerleyeceğini sanmıyorum. İnsan olarak Aziz Kocaoğlu’nu seviyorum ama Aziz Kocaoğlu, İzmir’e çok küçük gelmeye başladı. Kenti iyi bir yerlere taşıyacak yöneticilere ihtiyacı var.

Hepsi kompleksli

* İzmir, iflah olmaz mı demek istiyorsunuz?
- İzmir’de parlamayacaksın arkadaş, İzmir’e parlayarak geleceksin. Güçlü olacaksın, ayakların yere sağlam basacak, dik duracaksın. İzmir adamı parlatmıyor. Parlayanın da üzerine toprak atıyorlar. Markette çalışan kasiyerler, Turkcell’de çalışanlar, meyhanedeki garsonlar, benim arkadaşlarım. Ben onlarla mutlu oluyorum. Elit denilen kesimle, işadamlarıyla aynı ortamda bulunamam. Çünkü hepsi kompleksli. Alsancak’ta dükkanlar kapanıyor. Neden? Çünkü elit dediğimiz insanlar İstanbul’u besliyor oradan alışveriş yapıyor. Oysa İstanbul’da ne varsa, İzmir’de de var.

Kitap 20 günde 15 baskı yaptı

* İki Sevda Arasında adlı kitabınız piyasaya çıktı. Kaç kitabınız oldu?
- 4. kitabım çıktı. İki Sevda Arasında, 20 günde 15. baskıya girdi. 20 günde bir bu kadar bestseller olan kitap yok. Sosyal medyada çok etkin olmam, kitabın patlamasında etkili oldu. Ben yazdım, Allah razı olsun tüm medya sahip çıktı. Kitaptan kazandığım paralar hep İzmir’e gidiyor. İzmir e yardımcı olmaya çalışıyorum. İzmir’de 100 bin kira geliri olanları biliyorum. O insanlar evindeki kadına borç verip haftalık parasından kesiyor. O insanlar görsün diye yapıyorum bunu. Son kitabımın geliri Karabağlar’daki okula gidecek. Bundan bir lira cebime girmedi. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım aradı, 2 bin 500 kitap istedi. Fakat İzmirli onca işadamı arasından biri çıkıp da kitap almadı.
* AK Parti İzmir’de kazanır mı?
- AK Parti’nin şansı var ama İzmir’deki bu coşku, Atatürk sevgisi, bu demokratlık, AKP’ye zor şans verir. AKP elinden geldiğince zorlayacaktır. Eski seçime göre oyu artar gibi duruyor. Ben İzmir’e kim faydalı olacaksa, kim vizyon kazandıracaksa, o gelsin istiyorum. Limanın karşısında oturuyorum. Gemilerle turistler geliyor. Hepsi serseri mayın gibi geziyorlar. Birilerinin onları yönlendirmesi lazım. Limanın oralarda sineklerden geçilmiyor. Rezalet. Gevreği aldım, saat 06.00’da liman müdürünün yanına gittim. Söz döndü dolaştı, rahmetli Ahmet Piriştina’ya geldi. Piriştina, çay tabağını denize atar, tabak görünürse, ‘Şükürler olsun, denizimiz temiz’ deyip yürüyerek, esnafla konuşa konuşa Pasaport’a kadar yürürmüş. Aynı insanlar, Aziz Kocaoğlu’nu hiç görmemiş.

Burada çok iyi gazeteciler var

* Basın açısından İzmir’le İstanbul’u kıyaslar mısınız?
- Örneğin Hamdi Bey’in (Türkmen) İzmir’de kalması, İzmir için büyük bir şans ama Hamdi Bey için büyük bir kayıp. Kendisi çok iyi gazeteci. İzmir’de çok iyi gazeteciler var. Magazini çok iyi bilenler var. Çok iyi ekonomi bilenler var. Fakat İzmir dar. Burada gazetecilik yapmak zor. İzmir’de gazetecilik bir yerlere göbek bağıyla bağlandığı için zor. Burada büyük yerlerin başkanlarını tanıyorsunuz. Onlarla ilgili bir kötü duyum aldığınızda yazamıyorsunuz. Çünkü onlara bağlısınız, göbekten. Bunlar güçlü insanlar. İstanbul’da magazin müdürü gibi seviyelerin aldığı parayı burada temsilciler ancak alıyor. Onu alamayanlar bile vardır.
* İzmir’den İstanbul’a giden gazeteciler hep başarılı oluyor. Sebebi nedir?
- İzmir’den iyi gazeteci çıkıyor. Türk medyasına İzmirli gazeteciler hakim. Baktığınız zaman yüksek tirajlı gazetelerin başında veya yönetiminde İzmirli gazeteciler vardır. İzmirli gazeteci arkadaşlarımız tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere geliyorlar. İzmir’den İstanbul’a kim gitse, başarılı olur.

Metrelerce sürüklenip ağaca çarptıKırıkkale’de kontrolden çıkan bir otomobil, 35 metre sürüklenerek şarampoldeki ağaca çarptı. Kazada ağır yaralanan 23 yaşındaki genç sürücü kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Şahan Gökbakar: Ne oldum değil, ne olacağım diyeceksin!Şahan Gökbakar, sosyal medya hesabından paylaştığı video ile son dönemde kendisine gelen eleştirilere ilginç bir gönderme yaptı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber