İzmir zaten bir marka biz görünür kılacağız

İzmir zaten bir marka biz görünür kılacağız

İzmir zaten bir marka biz görünür kılacağız
Yerel seçimlere sayılı günler kala CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer’le bir araya geldik, kenti ve markalaşmanın önemini konuştuk.

CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer, Seferihisar’da uyguladıkları projeleri ve İzmir’e ilişkin hedeflerini Milliyet Ege’yle paylaştı. İzmir’in zaten bir markası ve kimliği olduğunu vurgulayan Soyer, “İzmir markalaşmayacak, biz sadece var olanı görünür kılacağız. Bunun için var gücümüzle çalışacağız. Birlikte üretecek, birlikte bölüşecek ve birlikte büyüyeceğiz” dedi.

Bize biraz kendinizden söz eder misiniz?

Aslında bir insanın kendisinden bahsetmesi çok zordur. Bir kişiyi analiz edebilmenin en iyi yolu çevresinden onu dinlemektir bana göre. Fakat yine de sorunuza şöyle cevap vereyim: Hukukçuyum. Hukukun üstünlüğüne inanan birisiyim. Uzun dönem turizmcilik yaptım. Dünya vatandaşlığını benimsemiş, evrensel insan hakları savunucusu, çocukların hayalleriyle dünyanın daha güzel bir yer haline gelebileceği felsefesine inanan, işine, eşine, çocuklarına ve İzmir’e aşık ve “Aşkla İzmir” sloganıyla ortak bir gelecek için yola çıkmış bir sosyal demokratım.

Seferihisar’ı marka kent haline getirdiniz, bu başarının sırrı nedir?

Seferihisar’da yarattığımız başarı hikayesini sadece marka kent olarak adlandırmak doğru bir yaklaşım olmayabilir. On yıl boyunca daima kentin refahını, mutluluğunu ve yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefledim. Bu hedefe yürürken de kendimi daima şanslı hissettim, çünkü Seferihisar yıllardır keşfedilmeyi bekliyordu. Dolayısıyla biz 2009’da başlattığımız bu hikayeye ‘Umuda Yolculuk’ adını verdik ve insanların hayatına dokunarak bu kentin kimliğini görünür kıldık. Bence meselenin özü de bu, bir kenti markaya çevirmek değil onun kimliğini ortaya çıkarabilmek. Benim dünya görüşüme göre bir belediye başkanı, bir şirket yöneticisinden işte bu noktada ayrılıyor.

‘SlowCity’ (Yavaş Şehir) projesinin bu kadar etki yaratmasını bekliyor muydunuz?

Slow City, yani Cittaslow bugün Türkiye’de 15 üyeye ulaşan uluslararası bir kentler birliği. Dolayısıyla 15 üyeyle temsil edilen Cittaslow Türkiye ağı, merkezin bulunduğu İtalya’dan sonra uluslararası ağın en çok üye şehrine sahip. Bu durum Türkiye ağının hem gücü hem de etkisini yeterince gösteriyor. Cittaslow, küreselleşmenin baş döndürücü hızına karşı, hayatın ritmini yerelde yakalamayı amaçlayan bir şehir hareketi. Seferihisar, 2009 yılında Cittaslow Türkiye başkenti seçilmiş bir kent. Bunun için ekip arkadaşlarımızla gecemizi gündüzümüze katarak çalıştık. Beklentimiz, Cittaslow felsefesinin Türkiye’deki bilinirliğinin artması ve yaygınlaşmasıydı. Bunu büyük ölçüde ve aşkla başardığımızı düşünüyorum. “Aşkla İzmir” söylemimiz bu yüzden boşuna değil, çünkü bu memleketi ve bu toprakları aşkla sevdiğimiz için insan hayatına dokunan işler yapmaya gayret ettik.

Projenin göremediğimiz başka katkıları oldu mu?

2009’daki Cittaslow üyeliğimizi takiben, Kıbrıs’ın Yeniboğaziçi şehri 2012’de Cittaslow uluslararası ağına başvurmak istedi. Biz de o tarihte Seferihisar olarak başvuru dosyasını aldık ve İtalya’daki merkeze gönderdik. Ardından nihai inceleme sonrası Yeniboğaziçi’nin başvurusu kabul edildi ve 2013’de üyeliği onaylandı. Bu onay uluslararası ilişkiler açısından Kıbrıs’ın tanınması anlamına da gelmekteydi ve tabi bu durum İtalya Dışişleri Bakanlığı’nda kriz yarattı. Bunları Cittaslow Genel Başkanı Stefano Pisani’den duyduğumda elbet çok şaşırdım ama ülkem adına da gururlandım. İşte bu mesele, kentler arası birliğin ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunun çarpıcı bir örneğidir.

Marka yaratmak ile marka kent yaratmak arasındaki farklar neler?

Bugün hepimiz marka yaratma sürecinin başlı başına ticari bir kaygının ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Bir kere şu soruyu sormak lazım: Marka kent ne demektir? Ekonomisi büyük bir kent mi, yeşili bol bir kent mi, akıllı bir kent mi? Çünkü Türkiye’deki kentleri sadece birer marka haline getirmeye çalışmak, aslında o kentlerin kendine has zenginliklerini ıskalamak, yani bir bakıma zaten var olan kimliğin ortaya çıkarılmasından uzaklaşarak kentleri birbirine benzetmekten farksız. Bir belediye başkanının görevi bir kenti tasarlamak ve kimlik bulmak değil, onun gerçek kimliğini açığa çıkarmak olmalı. O nedenle 2009 yılında Seferihisar’ın kendi potansiyelinden ve sakinliğinden yola çıkarak uluslararası Citta-slow ağının üyesi olduk.

Peki, İzmir için markalaşma planlarınız nelerdir?

İzmir markalaşmayacak. Çünkü onun zaten bir markası, bir kimliği var. Biz sadece var olanı görünür kılacağız. Elbette bu da hiç kolay bir şey değil. Bunun için var gücümüzle çalışacağız. Çünkü, önceliğimiz farklı. Bir kere İzmir üretecek, gençler ve kadınlar işsiz kalmayacak. En temel amacımız kent yoksulluğuyla mücadele olacak. Birlikte üretecek, birlikte bölüşecek ve birlikte büyüyeceğiz.

GÜVEN İKLİMİ OLUŞTURACAĞIZ

Kent, yatırımcılar için de cazip hale gelecek mi?

Bir yatırım yapacaksanız o ülkede ilk önce güven ararsınız. Bu güveni sağlayan şey de o ülkenin hukuk sistemidir, siyasi iklimidir. İşe tam bu noktadan başlayacağız. Biz kentlerde bu güven iklimini oluşturacağız. Bu vizyona hizmet edecek ve katkı sağlayacak tüm proje ve girişimlere büyükşehir belediyesi olarak yatırım yapacağız. Çünkü geleceğin dünyası kentler dünyası olacak, bundan kaçış yok.

İzmir’i uluslararası platformda hak ettiği yerde görebilecek miyiz?

İzmir bir kalp gibidir. Bedenimizdeki kalp nasıl kan pompalarsa, İzmir de doğudan, Anadolu’nun damarlarından aldığını batıya pompalar, batıdan, Akdeniz’den gelenleri ise doğuya aktarır. Seçildiğimiz ilk günden itibaren İzmir’i Akdeniz çanağının öncü kenti yapmak için çalışacağız. Bu çanaktaki altı yabancı kentle beraber Akdeniz Uluslararası Kentler Birliği’ni kuracağız. Bu birlik; İskenderiye, Beyrut, Atina, Roma, Marsilya ve Barselona’dan oluşacak. Bu kentlerle çok sayıda ortak proje yapacağız. Bu hedefe yürürken elbet tek başımıza hareket etmeyeceğiz. İzmir Ticaret Odası, Ege İhracatçı Birlikleri, diğer kamu kurumları gibi pek çok kurum ve kuruluşlarla beraber bu sürecin yol haritasını hazırlayacağız.

GENÇLER YÖN VERECEK

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde inovasyon ve markalaşma birimi oluşturacak mısınız?

Günümüz dünyasında Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve markalaşma sürdürülebilir şehir vizyonunun ana bileşenlerini oluşturuyor. Seferihisar ölçeğinde bunun bilinciyle 2018’de Sürdürülebilirlik Ofisi’ni kurduk. Ofis bünyesinde oluşturduğumuz Sürdürülebilirlik Komitesi’nin üyeleri ise belediyede görev yapan müdürlerimizden oluşmaktaydı. Bu deneyimlerimiz neticesinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, eğer seçilirsem büyükşehir bünyesinde tüm daire başkanlıkları, müdürlükler ve ilçe belediyeleriyle koordineli çalışacak büyük bir Sürdürülebilirlik Departmanı oluşturacağız. Bu departmanda yaratıcı, ortak akıl prensibine inanan gençlerimiz kentin geleceğine yön verecek.

İnanılmaz görüntü! Akın akın geldiler...TEKNOFEST'in düzenlendiği Atatürk Havalimanı çevresinde yoğunluk yaşanıyor.
21 Eylül 2019 Magazin Bülteni21 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber