Öğrenciler okurken sigortalı olmalı

Üçüncü yılında büyük aşamalar kaydeden Gediz Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Çevik, Kanada’daki modelin Türkiye’de de uygulanması için uğraş vermeye başladı. Çevik “öğrenci okurken, eğitimin bir bölümü işletmelerde olmalı” diyor

Öğrenciler okurken sigortalı olmalı


Gediz Üniversitesi, 3 yıllık kısa geçmişine birçok yatırımı sığdırdı. Seyrek’e göz alıcı güzellikte bir kampus kazandıran Gediz, Çiğli’ye de hastanesinin de olacağı tıp fakültesiyle 2’nci kampüsünü kurmaya hazırlanıyor. Rektör Prof. Dr. Seyfullah Çevik, gerçek vakıf üniversitesi olduklarını söyleyerek, ticari üniversitelerle gerçek vakıf üniversitelerinin ayrı tutulması gerektiğine işaret etti.
Milliyet Ege Misafir Odası bu kez, görkemli bir mimari ile dekore edilen Gediz Üniversitesi’ne konuk oldu.
Yayın Koordinatörü Dilek Gappi, Yazı İşleri Müdürleri Uğur İşven, Muhittin Akbel ve Ege Bölge Reklam Müdürü Turgay Kılıç’ı, ağırlayan Rektör Prof. Dr. Çevik, Gediz Üniversitesi’nin 3 yılda geldiği noktayı anlatırken, özellikle gerçekleştirmek istediği projeleri büyük bir heyecanla anlattı.
Rektör Çevik, şu anda özellikle gençleri daha öğrenci sıralarındayken iş hayatına kazandıracak formüller üzerinde durduklarını belirterek, “Eğitimi sistemli hale getirip, özellikle Mühendislik Fakültelerini ve Meslek Yüksekokulları’nı, sanayinin bir parçası yapan Kanada’daki eğitim modelini İzmir’e kazandırmayı hedefliyoruz. Gediz’i bir dünya üniversitesi yapmaya kararlıyız” diye konuştu.
Çevik yalnızca Gediz için değil, tüm üniversite öğrencilerini iş sahibi olmaya yönlendirecek projesini anlatırken, soruları da yanıtladı.

* Sizi özellikle, öğrencilerin mezun olduktan sonra iş bulmalarını sağlamak amacıyla düşündüğünüz projeleri anlatırken çok heyecanlı gördük. Aklınızdaki nasıl bir proje ?

Hemen hemen her hafta iş dünyasından bir girişimciyi öğrencilerle yüz yüze getiriyoruz. Dersin bir parçasını iş aleminden gelen arkadaşlara verdiriyoruz. Staj konusunda yardımcı oluyoruz. Ancak tüm bunlar benim tam olarak istediğim çözümler değil. İstediğimiz; çalışırken, eğitimin bir parçası olmaları. Kanada’ya üniversitelerle görüşmeye ve oradaki akademik sistemi incelemeye gittiğimde çoktandır aklımda olan bir sistemi uyguladıklarını gördüm. Orada özellikle son sınıfta iş yerinde öğrencilerin çalışması sürekli hale getiriliyor. Aynı zamanda öğrencilerin sosyal hakları, sigortaları işverenler tarafından karşılanıyor.

Kanada başardı

* Bir yönüyle stajı andırıyor


Tabii biz de meslek yüksekokulu öğrencilerimizi zorluyoruz; eğitiminizin bir kısmını parasız çalışın, işyerinde yapın diyoruz. Staja gidenlerin işini beğenen kişiler, stajdan sonra burada çalışacaksın diyor. Ancak bu çok yaygın değil yüzde 5. Bunu Kanada’daki üniversiteler gibi yüzde 90’lara nasıl çıkarırız onun stratejisini belirlemek lazım. Bunun tek şartı, eğitimin bir parçasını uygulamalı yapmak. Bu altyapıyı hazırlamamız lazım. Üniversiteler ile iş dünyasını mutlaka mecburi bir ortaklık içine çekmek gerekiyor.

* Kanada modeli sizi etkilemişe benziyor...

Sistemin bir parçası haline getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kanada’da gezdiğim 4 üniversite de gördüm. Ama en iyisini uygulayan Waterloo Üniversitesi’ydi. Başında da Türk bir rektör var. Büyük bir şans bu. Teknik üniversiteyi bitirmiş, Amerika’da doktorasını yapmış, Kanada Universian’da öğretim üyesi olmuş ve sonra yükselek rektör olmuş. O bize çok yakın davrandı. Bir anlaşma imzaladık. Türkiye’de bu sistemin getirilmesi için üniversitemin her türlü imkanını kullanırım, yeter ki ülkem için birşey yapayım dedi. Bu bahsettiğimiz 4 üniversite, dünyada en iyi 150-200 üniversite arasına giren üniversiteler. Toronto ilk ziyaret ettiğimiz üniversite, Amerika üniversitelerini sıralamaya koymazsanız Oxford ve Cambridge’den sonra 3’üncü sırada. Toronto Üniversitesi’nin 60 bin öğrencisi var.

* Peki vakıf üniversitelerin sayısı hızla artıyor. Siz bu hızlı artışı nasıl yorumluyor sunuz?

Vakıf üniversitelerinin tarihi Türkiye’de çok yeni, Bilkent’le başlıyor. Bilkent, doğru bir model oldu. Ondan sonra sayılar artmaya başladı. Tabi burada bir konu çok önemli, vakıf üniversiteleri; ticari üniversiteler mi, gerçekten vakıf mantığıyla kurulmuş üniversiteler mi? Son yıllarda gerçek vakıf üniversiteleriyle, şirketlerin kurduğun kurum üniversiteleri karıştı. Bunun herkes farkında. YÖK de biliyor, biz de biliyoruz. YÖK’ün kafasında devlet üniversiteleri, vakıf üniversiteleri ve ticari üniversiteler olsun, fırsat verelim gibi bir çalışma var. Ancak şu haliyle bile benim şahsi düşüncem, vakıf üniversiteleri Türkiye’ye artısıyla eksisiyle farklı bir dinamizm getirdi. Ben başka üniversiteleri örnek vermek istemiyorum, kendi üniversite modelimi söyleyebilirim. Üç yıllık bir üniversiteyiz, 3 yılda yaklaşık 50 milyon dolarlık yatırım yapıldı. Bu gerçekten çok büyük bir yatırımdır.

Ticari üniversiteler denetlenmeli

* Bu yatırımın bedelini öğrenciler karşılamıyor mu?


Hayır, burada yatırımlar öğrencinin ödediği paralarla karşılanmadı, gelecekte de karşılamayı düşünmüyoruz. Böyle bir yatırımın bu bölgeye yapılması demek sadece inşaatın getirdiği katma değerle bile ciddi bir rakamı oluşturuyor. Burada lisansüstü, lisans ve önlisans olmak üzere 2 bin 600’ün üzerinde öğrenci var. Devletten hiçbir katkı almadan, üniversitemiz bu öğrencilere eğitim şansı veriyor. 250-300 akademisyen istihdam ediyoruz. Bazı projeler yapıyor, sosyal etkinlikler yürütüyoruz. Ve böylece bir vakıf üniversitesi 3 yılda bölgede inanılmaz bir katma değer sağlıyor. Ama biz gerçek bir vakıf üniversitesiyiz. Para kazanmak amacıyla yaparsanız, o zaman kaliteyle yatırım arasında sürekli tercihde bulunmak zorunda kalırsınız. Fakat ticari üniversitelere de ihtiyaç var.

* Ticari üniversiteler de aynı ciddiyetle denetleniyor mu?

YÖK’ün denetleme kurulları bu işi ciddi olarak, özellikle vakıf üniversitelerine yönelik çalışmalar yapıyor. Her sene denetlemeye geliyorlar. Denetleniyor ama müeyyide uygulanıyor mu uygulanmıyor mu onu bilemem. Ancak olması gereken, eğer ben vakıf üniversitesi olarak hükümlülüğü yapamıyorsam, müeyyidesi de bu üniversitenin kapatılmasıysa hemen kapatılsın.

* Öncelikle öğrenciler okurkende iş hayatının bir parçası olmalı diyorsunuz. Sizin bu çabanız sürerken büyük kuruluşlar kendi
üniversitesini kurma peşinde. Öncelikle mezunları iş bulur hale getirmek gerekmiyor mu?


Türkiye’de yüksek öğretim talebiyle arzı arasındaki o boşluk nedeniyle üniversite kurmak bir moda haline geldi. Ancak üniversite kurmanın kârlı bir iş olmadığını anladıkları zaman doyum noktasına gelecekler. Üçüncü yıl bitiyor ve üniversitemiz para kazanan duruma gelmedi. Ancak en güzel yatırım gençlere olan yatırımdır diye hareket ederseniz, bu maliyete katlanırsınız.

Gediz, hastane kuruyor

* Çiğli’de bağışlanan büyük bir arsanız var. Orayla ilgili yatırım planınız nedir?

Biliyorsunuz emekli eğitimci Hatice Bahriye Yağcı, üniversitemize önemli bir bağışta bulundu. Çiğli’de Anadolu Caddesi’yle Aliağa-Menderes Banliyö Hattı arasında yaklaşık 44 dönümlük bir yer burası. Bu bağış, arsanın konumu, büyüklüğü ve emlak değeriyle Türkiye’nin tarihine geçen bir eğitime katkıydı. Hayırseverimize bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyorum. O arsamıza sağlık bilimleri kampüsü kurmak istiyoruz. İmar düzenlemeleri son aşamaya geldi, prosedür tamamlandığında yatırıma geçilecek. Orada tıp fakültesi ve uygulama hastanesi, ve günümüzde giderek daha çok ihtiyaç duyulan farklı sağlık mesleklerine dönük eğitimlerin verileceği birimler kurulacak. Önümüzdeki süreçte Seyrek’teki kampüsümüze orası da eklenmiş olacak ve Gediz Üniversitesi sadece İzmir’in ve bölgemizin değil, yaptığı yatırımlarla ülkemizin bilim kurumlarından biri haline gelecek. Bizim asıl hedefimiz ise tüm bu yatırımların sonucunda Gediz Üniversitesi’ni dünyanın en saygın üniversitelerinden biri haline getirmek.

* Hastane farklı bir alan değil mi?

Elbette farklı bir alan. Biz hastaneyi başta düşünmüyorduk ancak hayırseverimiz arsa bağışı yapınca uygun geldi. Çünkü sağlık hizmetleri açısından Türkiye’de ve dünyada çok büyük açık var. O açıdan farklı bir alan da olsa faaliyet göstermenin bu üniver-sitenin sosyal sorumluluk hedeflerine uygun olduğuna mütevelli heyet karar verdi. Kaynak bulunursa bir hastane kurup, o bölgede önemli bir ihtiyacı karşılayarak, İzmir’e katma değer katacağına inanıyoruz.

Bölgenin çehresi değişti

Şu an Seyrek’teki kampüsümüze günde ortalama bin 600 öğrenci gidip geliyor, çalışanlarla birlikte bu sayı 2 binin üzerine çıkıyor. Rektör Çevik; yemek, temizlik gibi işlerde çalışanların yüzde 90’ının bölgeden yani Seyrek’ten olduğunu söylüyor. Öğrencilerin bir kısmı Seyrek’ten ev kiralarken, etrafta büyük bir hareketlilik göze çarpıyor. Gediz Üniversitesi buradaki ilköğretim, ortaöğretim okullarıyla da ortak proje yürütüyor. Prof. Çevik, 5-6 bin öğrenci sayısına ulaştıklarında hareketliliğin daha da artacağına işaret ederken, “Ayrıca Aliağa’daki yatırımların ve Çandarlı Limanı’nın tamamlanması, bu bölgeyi ekonomik kalkınma anlamında uçuracak, şehrin kuzey batısına çok ciddi ivme kazandıracaktır. Bölgeye yönelik çok ciddi ön çalışmalar yapıyoruz. Bunların bir kısmı sosyal projeler, kültürel projeler. Bunlar tamamlandığında bambaşka bir yer karşımıza çıkacak. Bornova nasıl üniversite sayesinde bugünkü haline dönüştüyse, burası da en az o kadar iyi olacak.” diyor.

İstanbul'da film gibi kovalamacaBeylikdüzü’nde motosikletli polis ekibi, yüklü miktarda uyuşturucu madde taşıyan arabayı aksiyon filmlerini aratmayan operasyonla yakaladı. Polis ekiplerinin “dur ihtarına” uymayıp kaçan şüpheli, lastiklerine ateş açılarak durdurulurken, yaşanan kovalamaca anı ise güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.
İletişim Başkanı Fahrettin Altun'dan Amerikalılara FETÖ uyarısıCumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) ABD kamuoyu için oluşturduğu tehlikeye işaret etti.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber