Teşekkürler Hayat

Teşekkürler Hayat

Kendi ağacını kendin sulayıp dibini çapalayıp, yaprağını aralayıp kendin büyütmezsen ağaç boy verir; ama meyve vermez. (Aydın Engin)

Altı yaşımda tuttu elimden getirdi, Ülkü İlkokulu’nun müdürünün karşısına annem. “Müdür bey, tütünde çalışıyorum; ablası evde baş edemiyor. Alın okula bu çocuğu” dedi. Müdür, durumu anladı; bir yıl erken başladım. Eşzamanlı teyzemin ortanca oğlu Fehmi Abim, Kemeraltı’nda çalıştığı Sadık Atay mağazasına getirdi. Okulun tatil olduğu günlerde ayak işlerine koşturmak için. Yetmedi, Pazar günleri Bayramyeri pazaryerinde meyve sebze tezgâhı kuran babam, sabah karanlığında “Haydi bakalım pazara” dedi. Düşünebiliyor musunuz o yaştaki yoğunluğu. Bütün dertleri beni Cicipark’taki futbol maçlarından uzak tutmak. Ama başaramadılar. Kendime top oynamak için zaman üretmede üstüme yoktu. Okulda tembel adamın tekiydim. Lakin, hayatın kendisinde kıvrak zekâlıydım. İlkokul bitti, tam zamanlı mağazada çalışmaya başladım.
Aile geleneği... İlkokul sonrası onun devamı diye bir kavram bilinmiyor. Okullar açılmış. Bir pazar günü patronumuz Hamza Atay’ın evine bir nedenle çağırıldım. Hamza Abi, “Okul nasıl gidiyor?” diye sorunca, “Bitti efendim” dedim. “Ne demek bitti!” diyerek sinirlendi patron. Pazartesi sabahı mağazaya geldik. Fehmi Abime, “Alın Bülent’i, Karataş Ortaokulu’na yazdırın. Bu çocuk okuyacak” dedi. 7 gün gecikmeli başladım okula. 2 yıl sonra mağazada işler kötüledi, kapandı. O nedenle de eğitimde sponsorsuz kaldım.
Yaz tatili boş durmak yok. Orta sondayım. Fevzipaşa Bulvarı’nda Yandevi Hanı’nda radyo onarım ustası Senih Çatkın’ın yanında 10 lira haftalıkla çalışıyorum. Elimden iş geliyor. Eski işimden deneyimliyim. Radyolar lambalı o günlerde... Philips-Marconi-Siera dönemin ünlü markaları. Arızalı radyoyu kasasından çıkarıp ustanın önüne koyuyorum; usta onarıyor. Ben de benzinle güzelce temizleyip radyoyu kasasına tekrar yerleştiriyorum. Elinden bir şeyler gelen sevimli, işbitirici bir çıraktım.

Usta ikna edemedi!

Okulların açılmasına üç gün kala, bir gün atölyeye annem geldi. Ustayla tanıştırdım. Bir çay söyledim. Anam aldı sazı eline. Senih oğlum, biz yoksul bir aileyiz. Bülent’i okutamayacağız. Senin yanında sürekli kalsın. Usta, “Peki anacım, ama ben Bülent’ten memnunum. Yalnız okumasını da isterim” dedi. Lakin, Saliha Hanım’ı ikna edemedi.
Anam gitti. Ustayla baş başa kalınca, “Senih Usta, benim okumamı istiyor musun?” dedim. “Evet, çok isterim” deyince, “Bana bu hafta çift haftalık ver, bütün okul giderlerini çözümlerim” dedim. Usta, “Memnuniyetle” dedi. Ben de okul işini çözümledim. Var mı böyle bir hayat? Var! Ne yapabilirsiniz ki? Yoksulluk...
Ortaokul sonda iki dersten beklemeye kaldım. Yani liseye başlayamadım. 14 yaşında Damlacıkspor Kulübü’nde 3. Amatör Küme’de oynuyorum. Kulübün yöneticisi, ışıklar içinde yatsın. Canım abim, Arif Hantal’ın Büyük Kardıçalı Han’da işyeri var. Limandaki küçük teknelerin (Karadeniz takaları) giriş-çıkış işlemlerini yapıyor, onlara yük buluyor. Açık adı gümrük komisyonculuğu.

Üç harika yıl

Bir gün bana, “Bir yılın boş geçmesin, ailen yoksul. Gel, benim yanımda çalış” dedi. Elbette, evet! 40 lira haftalık alıyorum. Üstüne 40 lira da kaptanlardan bahşiş koparıyorum. Yıl 1956, haftada 80 gayme. İyi para! Anam Giritli Saliha Hanım’ı uçuruyor. Ablamın çeyizini hazırladı o paralarla... Ah Arif Abi... Sert görünümlü, altın yürekli bir Karadenizliydi. Erken yitirdik. Özlüyorum onu... Yıl bitti. İki ders takıntısını sınavlarda çözümledim. O arada da Damlacık’tan 2. Amatör Küme’deki Kalespor’a can dostum, dünya güzeli arkadaşım Ali Güneşoğlu’yla transfer oldum. Transfer dediysek, yanlış anlamayın. Amatörce işler, para pul yok. Kalespor’da başkanım Ömer Ninat, sıfır asit rafine bir ‘Arnavut’ mert adam. “Hangi liseye gitmek istiyorsun?” dedi. “Ticaret Lisesi uyar abi” dedim. Güzeller güzeli Ali Barçın’la, Ömer Abi iyi tanışıyorlar. Ali Abi’ye birlikte gittik. Sonra üçümüz birlikte Ticaret Lisesi’nin unutulmaz, efsane müdürü Osman Özden’in karşısına. Ali Abi, Osman Hocam konuştu. İşlem anında tamamlandı. Yaşamımın üç harika yılına girişi yaptım. Yaptım iyi de, bizim evdeki muhabbet de sürüyor. “Okulu bırak, düzenli çalış...” Ömer Abi sorunun farkında. İlk yılın sonunda, “Yaz tatilinde benim yanımda çalış” dedi. Öyle oldu. 50 lira haftalık. Eve para giriyor. Valide Hanım susuyor. Okul günleri başlıyor, sazı yine ele alıyor. Yine öyle günlerin birinde Ömer Abi evleniyor. Adamcağız telaşlı, bense ona sıkıntı veriyorum. Evdekiler okuldan alacak. Son seneye de gelmişim. “Döverim lan seni” dedi. Benim kahraman Arnavutum. Onun katkılarıyla liseyi de bitirdik bir şekilde.

Yıldızın parladığı anlar

Gülmece ile dram karışımı bir çocukluk ve gençlik serüveniydi benimkisi. Dar zamanlarımda kocaman yürekli insanlar, yalpalamama izin vermedi, önümü açtı. Yüreğimi aydınlattılar. İlk patronum, okuma-okul kavramını içimde hep diri tutan Hamza Atay, ortaokulu bitirmeme omuz veren sevgili ustam Senih Çatkın, kocaman Laz yüreğiyle beni karanlıktan aydınlığa taşıyan, büyük Karadenizli Arif Hantal. 3 yıllık Kalespor ile Ticaret Lisesi yıllarımda hep arkamda duran, koca yürekli Ömer Ninat...
O olmasaydı Ticaret Lisesi asla 3 yılda bitmezdi. Güzel, yakışıklı hoşgörülü müdürüm Osman Özden...
Lise sonda Genç Milli Takım’a seçildim. İzmir-İstanbul-Lizbon dönüş, Atina-İstanbul rüya gibiydi. Neler oluyordu? Damlacık’ta kahvehaneden dönme tek odalı yoksul evin üçüncü çocuğu... Yıldızın parladığı anlardı.
1961’de çocukluk özlemim, rüyalarımın lacivert beyazı İzmirspor’da profesyonel oldum. Sözleşme 5 bin peşin, 5 bini 2 yıl vadeli, toplam 10 bin. Peşinatın 500 lirasını kendime ayırdım. Gerisini anama teslim ettim. Ne yaptıklarını hiç sormadım. Liseden arkadaşlarla buluşup üç yıllık Yüksek Ekonomi Ticaret Okulu’ndan dört yıllık Ticari İlimler Akademisi’ne dönüştürülen yeni okulumuzun sınavlarına hazırlandık.
“Okulu bırak, bir işte düzenli çalış” istekleri zor, yoksul koşulların dayatmasıydı. Ekmeğin karneye bağlandığı acımasız, dar zamanlardı. Anam çaresizdi. Bense insandan yana şanslıydım. Hiç sorun yapmadım sevgili anamın girişimlerini. Nihayetinde evin bir üyesiydim. Anlayabiliyordum her şeyi. Okulda tembeldim... Bir o kadar da sevimli bir adamdım. Hocalarımın hoşgörüsünü hiç unutamam. 3 yıllık ortaokulu 5 yılda, 4 yıllık akademiyi 8 yılda bitirdim. İlkokul ile lise arızasız geçti. Çalışkanlığımdan değil, o arkamda duran insanların varlığından.
Şu günlerde youtube’dan Mercedes Sosa ile Joan Baez’in seslendirdiği olağanüstü bir şarkıyı sıklıkla dinliyorum.
‘Gracs a la vida’
Teşekkürler hayat! 

Ukraynalı anneden boşanma aşamasındaki eşinin çocuklarını kaçırdığı iddiasıAnkara'da yaşayan Ukraynalı Svitlana Krychun (38), boşanma aşamasında olduğu eşi Şevki Melih Eker'in (37), velayeti kendisinde olan 2 kızını Marmaris'e kaçırdığı iddiasıyla ilçeye geldi. Svitlana, yaklaşık 1 aydır kızları ile eşine ulaşamadığını belirtirken, polisin arama yaptığı villada baba ile çocuklar bulunamadı
18 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber