Bu hafta vizyona giren “Aşk Sana Benzer” filmi aşkı anlatamayan, ruhumuza dokunamayan, duygulandıramayan, düşüncelerimizi etkilemeyen, kalıpların dışına çıkamayan başarısız bir deneme… Fragmanlarına baktığımızda güzel gözüken film, izlediğimiz zaman maalesef aynı etkiyi yaratmıyor. Tabi aşkı anlatan filmin finalini gözümüzün önüne getirdiğimizde bir hayli gülüyoruz, çünkü o kadar bariz hatalar var ki… O hatalar bir filmde olmaması gereken hatalar esasında.

“Zoraki Koca”dizisiyle çıkış yakalayan ve “Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle popüler olan Burak Özçivit’in aynı zamanda yapımcılığını üstlendiği “Aşk Sana Benzer”, Özçivit’in rol yapamadığı ikinci sinema filmi… Zaten topu topu iki sinema filmi var.  Dizi oyunculuğu ile sinema oyunculuğu arasında farklılıklar olduğu için, aynı kalıplarla, aynı oyunculuğu sergilemek maalesef beyazperdede işe yaramıyor. Burak Özçivit’in âşık bir adamı canlandıramıyor oluşu, aslında tuhaf karşılanmamalı, çünkü Özçivit’in müstehzi ifadesi buna izin vermiyor, ciddi olmayı başaramadığı için de hikâyede bir hayli sırıtıyor. Özçivit âşık bir adamdan çok, şirinlik yapmaya çalışan ufak çocuk gibi…

Tabiri caizse; sırıtmayı seven Özçivit, “Zoraki Koca” dizisindeki rolünü tekrarlıyor. Fahriye Evcen ise vasatın üzerinde bir oyunculuk sergiliyor. Çalıkuşu dizisinde boş rolleri paylaşan Fahriye Evcen ile Burak Özçivit’in filmdeki uyumsuzluklarını görmemek neredeyse imkânsız! Filmdeki en başarılı oyunculuk “Muhteşem Yüzyıl”dizisindeki Sümbül Ağa rolüyle popülerliği yakalayan Selim Bayraktar.  Bazen yan karakterler başkarakterlerin üzerine çıkıp, kendilerini gösteriyorlar. Selim Bayraktar da onlardan birisi…

FAHİR ATAKOĞLU FARKI

Peki, ya Yavuz Bingöl’ün oyunculuğuna ve saz çalışına ne demeli? Filmin atmosferini değiştiren Yavuz Bingöl, çaldığı sazla, hikâyenin gediklerini kapamaya çalışıyor sanki… Hikâyenin voltajını yükselten Fahir Atakoğlu müzikleri ise, filmin görselliği ile birleşince güzel bir ritmik denge oluşturuyor. Ama hikâyenin sürekli müzikle harmanlanmasına da bir anlam veremedik doğrusu. Bir yanda zeybek havası, diğer tarafta türkü ve eski Yeşilçam müziklerini andıran post-modern müzikler…

Hepsi birbirinin içine geçtiği için, bir anlam karmaşası yaratıyor ve nasıl bir film izlediğimizi çözemiyoruz. Yönetmen klasik ve modern bir aşk hikâyesini perdeye yansıtayım derken, filmi taşra/köy filmine dönüştürüyor. Zorlama diyaloglar ile daha da manasızlaşan film, hikâyenin süresini uzatarak söyleyeceklerini finale bırakıyor. Yani film bir çırpıda anlatması gereken olayların içini doldurup, onları doluymuş gibi göstermeye çalışıyor. Yalnız filmde bir sahneye hayran kaldık, o sahne de sanırız filmin elle tutulur tarafını ortaya koyuyor. Muhteşem bir panoramik açı yakalayan yönetmen, denizi gören şirin bir ev ve deniz manzarasıyla seyircinin hayallerini besliyor. Uzak plan çekimlerinde başarılı olan yönetmen, aynı başarıyı karakterlerin üzerinde gösteremiyor oluşu biraz üzücü…

Karakterlerin ne yapacaklarını bilemez tavırları ile dolu olan film, hikâyenin tıkanmasıyla karakterleri çerçevenin dışına iterek, görselliği öne çıkaran sahnelere sırtını dayıyor. Aşk hikâyesi anlatmak isteyen yönetmen, aşkın altını vurgulu bir şekilde çizemediği için, karakterler aşkı bize anlatmakta zorlanıyorlar. Bize aşkı inandıramayan karakterler, film boyunca kendi dünyalarından kesitler sunarak, akmayan filmin akmasını sağlıyorlar. Ama flashback sahnelerde çok büyük sıkıntı var! Flashback sahnelerin flu oluşu ile acaba yönetmen geçmişte yaşananları flu olarak mı kalmasını istedi? Daha net görsek daha iyi olmaz mıydı?

BALIK FİLMİ İLE BENZERLİK

Genel itibariyle; eski Türk filmleri ile bağ kuran ya da kurduğunu düşünen yönetmen, nostaljik kavramlarla filmi modernize etmek adına, bazı yenilikler yapıyor, ancak yaptığı yenilikleri hikayeye oturtamayınca ortaya ne yöne gittiğini bilmeyen bir film çıkıyor. Filmi ufak parçalara ayırdığımızda bazı güzel argümanları bulup çıkartıyoruz, ama o argümanları yeniden bir araya getirdiğimizde maalesef mantıklı bir sonuca ulaşamıyoruz.

Filmde bazı gereksiz tekrarlamalar da mevcut… Tıpkı Derviş Zaim’in “Balık” filminde olduğu gibi deniz ismiyle kurulan ilişki, burada da benzer şekillerde varlığını gösteriyor. Esinlenme olduğu açıkça ortada… Filmde asıl rahatsız edici olansa, âşık adamı oynayan Burak Özçivit’in âşık olduğu kadını canlandıran Fahriye Evcen’e ‘Aşk Sana Benzer’ diye söylemlerde bulunması, aşk var da biz mi göremiyoruz yoksa? Sahici bir aşk olmadığı için, bu düşünce de boşa çıkıyor haliyle…

ESKİ TÜRK FİLMLERİNDEKİ KÖTÜ ADAM PROFİLİ

Geldik en önemli kısma… Yukarıdaki paragrafta da belirttiğimiz üzere eski Türk filmleriyle bağ kuran film, hikâyeye ‘kötü ve sapık adam’ karakterini dayayarak, klişe olanı aynen aktarıyor, ona farklı bir bakış açısı getiremediği için de sığ kalıyor. Hele ki sahne aralarına eklemlenen görsel efektler yok mu, iyice çuvallamasına sebep oluyor. Baştan aşağı mantık hatalarıyla dolu olan film, sadece seyirciyi salonda tutuyor, onun dışında hiçbir şey vaat etmiyor. Aşk göz göze bakışmak, heyecandan titremek, içi yanıp tutuşmak, uyuyamamak, başka bir şey düşünememek demektir, tabi bunları çoğaltabiliriz de… İyi güzel de, bunların ne kadarı filmde var? Burada duralım. Sözüm ona duyguları hareketlendirmek için yola çıkan film, dramatik çatıyı doğru kurması gerekirken, kuramadığından ötürü duygusal sahneler de havada kalmış oluyor. Yönetmenin aşka bakış açısı belki bu şekilde değildi, ama oyuncunlar yönetmenin kafasındaki aşkı, onun istediği gibi aksettiremediler. Yönetmenin belki de en büyük hatası yanlış oyuncularla çalışmasıydı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen yönetmenin en mantıklı düşüncelerinden biri imkânsız ve ulaşılmayan aşkın (sözde) sonucunu ortaya koymak…

Şimdi burayı çok dikkatli okumanızı öneriyoruz, çünkü film hakkında başka bir olumsuz eleştirimiz daha var. Muğla’da çekilen “Aşk Sana Benzer”, Muğla’da çekilen “Dondurmam Gaymak” filmi gibi bir Ege ortamı kurmaya çalışıyor, hem de dondurma metaforunu gözümüzün içine sokarak… Hikâyesi çok benzemiyor belki, ama bazı detaylar gerçekten “aa bu kadar olamaz” dedirtiyor seyirciye… Zeybek havasını da unutmamak gerek!

Netice itibariyle; “Aşk Sana Benzer” seyirciyi umutlandırmadığı ve zevklendiremediği için hayal kırıklığına uğratan içi kof bir film… ‘Müzik ruhun gıdasıdır’ sözünü filme yapıştıran yönetmen, arka fondan çalan müziklerle seyircinin ilgisini bir nebze de olsa yukarı çekmek istiyor. Bunun üstesinden geliyor mu? Müziği kullanma konusunda evet, ama diğer konularda hayır!