Pazar

28.09.2014 - 02:30

Eğitimde yeni bir gerilim

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »

Okulların son durumu, imam-hatip, düz lise ayrımı gibi lüzumsuz geçişler bence sadece gerilim artırmaya yöneliktir. Her iki lise tipinde de beklenen muhteva, nitelik düzeltmesi ve değişim söz konusu değildir

Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı’dan çok şey beklerdim.

mparatorluk devrinin Maarif-i Umumiye Nezareti; bu adın anlamı üzerinde durmak gerek. Eğitimi ifade için Balkanlar’da “halk aydınlatması” kökenli bir sözcük vardır. Rusya Çarlığı’nda bile Eğitim Bakanlığı’nın ismi bu kadar iddialı ve yaygın bir eğitimi içermiyordu. Maarif-i Umumiye 19’uncu yüzyılın icadı olan bir tabirdir. İmparatorluğun bütün tebaasını bir tür olgunlaşmaya, umumi bir irfana götürmek iddiasındadır.
19’uncu yüzyıla kadar imparatorluğun bütün milletleri kendi dinleri içinde, kendi cemaatlerinin, tek kelimeyle kendi sosyal ve dini vakıflarının düzenlemesiyle eğitim görürdü. Yani Hıristiyan milletlerin kiliseleri (Rumların, Ermeni Gregoryen ve Ermeni Katoliklerin, Latin Katoliklerin ve ruhbanı yetiştirmek için Süryanilerin), kendi seminerleri vardı. Bulgarlar ve Ortodoks Arnavutlar gibi topluluklar Rum ruhbanın yönettiği Yunanca eğitimli okullarda eğitim görürdü. Nitekim Şemseddin Sami veya Avlonyalı Ferit Paşa gibi seçkin Arnavutlar, Rum mekteplerinde eğitim görmüştür.

Tanzimat Fermanı’ndan çok önce tıp, mühendislik ve hukuk eğitimi başladı
19’uncu yüzyılda Bulgar eğitiminin millileştirilmesini sağlayan Aprilov, Yunan okullarında eğitim gören bir tüccardı ve Bulgar okullarını kurmak için servetini vakfetti. Yahudi cemaatinin okulları hahamlar tarafından yönetilirdi, dil öğretilirdi. 19’uncu asırda beynelmilel bir toplumsal vakıf olan Alliance Israelite imparatorlukta modern Yahudi okullarını açtı. Türk Müslümanlarda ilk eğitimlerini caminin vakfı veya mahallelinin teberruuyla işleyen mahalle mekteplerinde ardından vakıf medreselerde yaparlardı.
Devletin okulu diyeceğimiz kurum Enderun’du. 18’inci asırda da yine askeri amaçlı mühendishanelerdi. 19’uncu asırda Tanzimat Fermanı’ndan çok önce tıp, mühendislik ve hukuk dalında eğitim başladı; bir müddet sonra rüştiyeler (kızlar ve erkekler için) ve nihayet idadiler ve çeşitli yüksekokullar birbirini izledi.
Askeri eğitim kurumları ordunun uhdesinde kaldı. Sivil mektepler ise bir umumi idareye bağlandı. Medreseler bunun dışındaydı. Çok geçmedi, gayrimüslim mekteplerinde dahi Türkçe dersleri ve imparatorluğun tarih-coğrafyasıyla ilgili dersler Maarif Nezareti tarafından kontrol edildi. 1841’de tıpkı Batı’daki ilk bakanlık örneklerinde olduğu üzere, bir “collegium” gibi Meclis-i Maarif-i Umumiye olarak teşkil edilen organ, Tanzimat’ın mütekamil döneminde Maarif-i Umumiye Nezareti adıyla Türklerin hayatına girdi.

Öğretmen toplumun en saygın bireyi oldu
Kız ve erkek öğretmenler için ayrı okullar teşkil edildi. Darü’l-muallimat bizim neslin zamanında dahi yüksek öğretmen okulu olarak görev görmüştür. Osmanlı döneminin Mahmut Esad Safvet Paşa ve tabii 19’uncu yüzyılın dâhisi Ahmet Cevdet Paşa, Mustafa Haşim Paşa (1903-1908 yılları arası), ünlü Emrullah Efendi gibi büyük nazırları vardır. Bilhassa Münif Paşa, Şark ve Garp kültürüne ve eğitimine sahip, nazırlığının iki dönemi boyunca modern Türkiye maarifinin temellerini atmış büyük bir fikir adamıdır.
Türkler özellikle kendilerinden ayrılan Bulgaristan’ın eğitim sahasındaki atılımlarının hayranıydı. Bundan başka Ermeni ve Rum okullarının ve bir noktadan sonra Yahudi okullarının eğitimini de gıpta ile izlemişlerdir. Uzun bir barış dönemi sayılacak Hamidiye Devri’nde Anadolu’da ve bilhassa Suriye, Filistin ve Bağdat’ta okullaşmanın o dönem için önemli adımlar attığı açıktır. Diğer Batı orduları gibi erkenden Erkan-ı Harp Okulu (Kurmay Akademisi) kuran Türkiye’nin askeri eğitimde sağladığı başarıları bir ölçüde sivil hayatta da başarıyla götürdüğü görülür.
Cumhuriyet döneminin unutulmaz milli eğitim bakanlarının başında Mustafa Necati Bey gelir. Onun zamanında öğretmen toplumun en saygın bireyi haline getirilmişti. Yeni Türkiye’yi askerler kurmuştu fakat askeri harcamalardan çok sağlık ve eğitime önem verilmiştir. Hasan Âli Yücel döneminde Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı niteliğini de birlikte yürüttü, oysa aşağı yukarı 60 yıldır Türk eğitimi ortaöğretimde nitelikten çok miktara önem verir duruma geldi. Bunun yarattığı tahribat açıktır. Az sayıda fakat çok nitelikli din bilgini yetiştirecek imam-hatip okulu ve ilahiyat fakültesi yerine sayıları artırmak tercih edilmiştir. Teknik eğitim dalında büyük sayı artırımına önem verilmezken klasik lise eğitimi için bu söz konusu olmamış; her yere sayısız okul, öğretmensiz olarak açılmıştır.
Son 20 yıldır bilhassa AKP yönetimi sırasında çok partili rejim tarihimizde görülmeyen bir manzara ortaya çıktı. Milli eğitim bakanlarının ömrü uzun oldu. Mesela Sayın Hüseyin Çelik’in bakanlık süresi cumhuriyetin en uzun süreli milli eğitim bakanı olan Hasan Âli Yücel’inkine hemen hemen erişmiştir. Eğer süreye kültür bakanlığını da katacak olursak o sahaya hâkimiyet süresi daha da uzundur.

Kültürel yapımız, konumumuz açısından sorumluluklarımız var
Bu dönemde çok beklenen hümanist gymnasium karşılığı edebiyat liseleri isim olarak kuruldu fakat ders muhtevası beklenen gibi olmadı ve sayıları da gereğinden fazla artırıldı. Teknik okulların sayısında önemli bir büyüme ve düzelme görülmedi. Doğruyu konuşmak gerekir; son Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı’yı liberal muhafazakar bir akademisyen olarak tanır ve kendisinden çok şey beklerdim. Oysa okullarımızın son durumu, imam-hatip, düz lise ayrımı gibi lüzumsuz geçişler bence sadece gerilim artırmaya yöneliktir. Her iki lise tipinde de beklenen muhteva, nitelik düzeltmesi ve değişim söz konusu değildir.
Kocaman bir memleketiz; kültürel yapımız, konumumuz ve eğitimde bizden beklenenler açısından sınırlarımızın ötesinde sorumluluklarımız var, karşılamamız gereken talepler söz konusu. Bu gidişin bu sorumlu konumu karşılayacağına kim inanır ki?

©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.