13 Şubat 2000 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
   SİNEMA
   MÜZİK
   ASTRO
   BRİÇ
   SATRANÇ
   G. PAZAR ARŞİV
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI

Elia Kazan ile Yılmaz Güney'in Toptaşı Cezaevi'nde buluşması

Fetvacı / Orhan Koloğlu

Anadolu kökenli bir Rum olan Amerikalı yapımcı, Türk - Yunan yakınlaşması gereğini 1978'de savununca çok eleştirilmişti

1978'deydi. Bir yandan Kıbrıs Barış Harekatı, diğer yandan "Geceyarısı .............. Ekspresi" filminin etkisiyle Türk'ü yerme kampanyasının Avrupa ve Amerika'da şiddetle estiği dönemdi. Türkiye'nin Yunan lobisi ile baş etmesi hayal bile edilemiyordu. Tam o sırada Yunan kökenli Amerikalı yönetmen Elia Kazan'ın Türkiye'ye gelip izlenimlerini New York Times'in ekinde yayımlaması ortalığı karıştırdı. Zira Türkiye ile Yunanistan'ın yakınlaşmasını, barışmasını önermekteydi. 1913'te dört yaşındayken Anadolu'dan Amerika'ya göç eden Kazan'ı, Yunanlılarca "Kıbrıs katili" sayılan Ecevit'in davetlisi olmak gibi ağır bir suç işlemekle damgalayanlar bile çıktı. Onun özlemleri ise şimdi, 22 yıl sonra gerçekleşiyor. Kimbilir belki de yakınlarda, "Türk - Yunan kardeşliği" şiirini yazdığı için Türkiye'de de bir ara vatan haini diye bakılan Ecevit'i, her zaman hayal ettiği Atatürk - Venizelos anlayışı içinde, Atina'da "Meçhul Asker" anıtına çelenk koyarken görürüz. Zaten Nükhet Duru da Türk - Ermeni dostluğundan sonra Türk - Yunan dostluğuna soyunmuş bulunuyor.
Anadolu içinde, doğduğu yer de dahil 2500 kilometrelik bir gezi yapan Kazan'ın yazısındaki en ilginç kısımlar, Toptaşı Cezaevi'nde ziyaret ettiği Yılmaz Güney ile ilgilidir. Bu vesileyle Geceyarısı ................ Ekspresi hakkındaki görüşlerini de açıklamıştır:
"Film teknik açıdan iyi olmakla ve İstanbul sokaklarının atmosferini canlı bir şekilde yansıtmakla birlikte, temelde ırkçı bir nitelik taşıdığını düşünüyorum. Sadece ırkçı değil hatta insanlığa karşıt."
"1974'te Paris'te genç bir Türk rejisör Yılmaz Güney'in "Umut" adlı filmini görmüş ve çok beğenmiştim... O zaman Milliyet gazetesine Umut hakkında bir makale yazdım. Şiirsel bir film olduğunu, tamamen doğal nitelik taşıdığını, yani ne Hollywood ne de Avrupalı üstatların bir kopyası olmadığını belirttim. Bir köy ortamından çıktığını ve hükümetin kültürel kurumlarının desteklemesi gereken bir çaba saydığımı ekledim. Yazımı, Güney'in öyküsündeki insanları unutamadığımı belirterek bitirmiştim. Bu insanlar için umut acayip bir öneriydi. Hatta gülünecek bir şey. Filmi seyrettikten sonra gün boyunca onlar için endişelendim. "Bu insanlara ne olacak?" diye sordum. Güney yazımı okuduktan sonra arkadaşlarına, sorumun gelecek filmi için esin kaynağı olduğunu söylemiş..."
Umut filmiyle ilgili düşüncelerini böyle açıkladıktan sonra Kazan, Toptaşı'nda onunla görüşmesine geçiyor:
"Beni kucakladı ve iki yanağımdan öptü. Umut filmini görmüş, kendisini hiç görmemiştim. Beklediğimden daha inceydi... Filmde bir yıldız olarak, bir kabadayı edasıyla efsane kahramanı gibi abartmalı yürüyordu. Şimdi ise kibar ve nazik bir şey vardı onda, bir derviş hali. Hapisteki üçüncü misafirliğinde on kilo kaybetmişti... Müdürün izniyle cezaevinin içini gezmekte bana mihmandarlığı o yaptı."
"İstediğim anda kaçarım"
Gördüklerinin Geceyarısı.............. Ekspresi filmindekileri yalanladığını belirten Kazan, Güney'in çevireceği bir cezaevi filminin tek inandırıcı yanıt olabileceğini kaydettikten sonra aralarında geçen konuşmalardan ilginç notlar aktarıyor:

  • Cezaevinde ne kadar kalacağını sordum, siyasi eylemlerden mahkum olursa idam edileceğini söyledi, ama sonuçtan endişeli değildi.
  • Odasında karısının resmi olup olmadığını sordum, "Burada bir erkek karısının resmini asmaz" dedi. Karısının bu yaşama nasıl dayandığını sorduğumda, "Fatoş benim hapiste olmamı doğal kabul etmeyi öğrendi" yanıtını verdi.
  • "Sıkı önlemler görünmüyor, kaçamaz mısınız" diye sordum. "İstediğim zaman kaçabilirim." Neden yapmadığını sorunca yanıtladı: "Burada daha güvendeyim. Egemen sınıf dışarı gitmemi arzular, ama davam için sonuna kadar ve toprağımızda savaşacağım."
  • Kıbrıs konusunda ne Yunanistan ne de Türkiye kontrol etmeli, ada bağımsız ve tarafsız olmalıdır, fikrinde. "Kıbrıs'ta Türk azınlığın haklarını savunuyorsak kendi ülkemizde de azınlıkların haklarını dikkate almalıyız" düşüncesinde. Türkiye'nin, Amerika'nın bir kolonisi durumuna gelmesini ise istemiyor.

    Paranoyadan kurtulalım
    Massachussets'den M. N. Xenelis'in dergide çıkan açık mektubu:
    "Bana kalırsa yılın en önemli mesajı Elia Kazan'ın "Bir Türk Cezaevi'nden İzlenimler" yazısında bulunuyor: "Türkiye ile Yunanistan'ı bir parça yakınlaştırabileceğimi umuyorum." Midilli doğumlu biri olarak, Yunanistan'da olduğu gibi sanırım Türkiye'de de ulusçu yersiz korku ve kuruntular öyle keskin ve çarpık ki, Türkiye ile Yunanistan'ı yakınlaştırma düşüncesi bile ihanete yakın sayılıyor. İşittiğine göre Atina'daki bir İngiliz öğretmen, öğrencilerinden ödev olarak, petrol hakları konusunda Türk tutumunun değerinin tartışılmasını isteyince 24 saat içinde hudut dışı edilmiş. Her iki ülkenin de bu paranoyayı ulusal politika olarak beslediklerine inanıyorum. Dolayısıyla Türkiye ile Yunanistan arasında siyasal ortamı iyileştirmek için yapılacak her girişim ancak dışarıdan başlatılabilir. Kazan bu sebeple tebrik edilmeli ve cesaretlendirilmelidir."

    Kazan'ın kararlılığı
    "Türkiye'ye gitmeye karar verdiğimde pek çok Yunanlıyı kızdıracağımı biliyordum. Atina'da yaşayan yeğenim Stelios Yeremia, beni gitmemem ve özellikle Kıbrıs'a Türk ordusunu göndermiş olan başbakan Bülent Ecevit'in konukseverliğini kabul etmemem için uyardı. "Eğer olumlu bir şey yazarsan" dedi, "İnsanlar satın alınmış olduğunu düşünürler." Buna rağmen gittim. Kaleme aldıklarımı önce Stelios'a gönderdim. Yanıtı şöyle oldu: "Türkiye'deki uzun deneyimimden edindiğim kanaat bütün mihmandarların casus olduğudur. Herhalde mihmandarın İngilizce ve Yunanca biliyordu. Ama aynı zamanda kendini nasıl kamufle edeceğini de biliyordu. Ziyaretinin peşin hazırlanmış bir senaryo olduğu yargısına varmama izin ver." Yeğenimin deneyimine saygım var ama ben ne gördüysem onları yazdım."
    (Not: Kazan'ın mihmandarları Mete Tunçay ile Canan Gerede idi.)
  • © 2000 Milliyet