27 Şubat 2000 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
   SİNEMA
   MÜZİK
   ASTROLOJİ
   BRİÇ
   SATRANÇ
   G. PAZAR ARŞİV
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI

Her zaman öğrenci
Meral Tamer

Yılların gazetecisi. Kimilerinin korkulu Meral Abla'sı. Şimdilerde sinema okumak istiyor; arzusu bir film çekmek. Dediği gibi, o, uslanmaz bir öğrenci!

Şahide Yazıcıoğlu

Anneye teşekkür edememenin özlemi: Tek çocuktum. Babam doktordu, Mazhar Osman'ın sağ kolu. Annem tam bir Cumhuriyet kadınıydı. Beni de Atatürk ilkeleri doğrultusunda yetiştirdi. Bir yandan piyano dersleri alırdım, bir yandan okula giderdim, tramvayda da ödevlerimi yapardım. Çünkü akşamları piyano çalışmam gerekiyordu. Konservatuvarı aksatmayayım diye yarım günlük Alman Lisesi seçilmişti, eğitimim için. Disiplin ötesi bir hayat. O günlerden kalmalı ki gazeteye hala saat 08.30'da geliyorum, ışıklar daha yanmamışken.
5 yaşında başlayan ve ağır işçilik diye nitelendirdiğim yıllar 16 yaşında annem ölene kadar devam etti. Çok heyheyli olduğum bir dönem birbirimizden ayrıldık, ona teşekkür etmek imkanım hiç olamadı, keşke olabilseydi.
İn mi, cin mi, mit mi?: Sonra mimarlık okudum, mimarlık yaptım da. Ama annem benim önüme öyle seçenekler sunmuş ki, müzik eğitim vermiş, dil eğitimi almamı sağlamış, boş zamanlarımda hep matematik çözdürmüş... Yani ne iş isteseniz yapabilirsiniz. Alman Lisesi'ndeki o disiplin de, insana, aklına koyduğu şeyi yapmasını sağlıyor. Gazeteciliğe başlamamda bunun çok etkisi oldu. Niye gazeteci? Çünkü 68 kuşağıyım ve ortam çok siyasi. Cumhuriyet'e gittim. Kimseyi almıyorlar; in misin, cin misin, mit misin, korkuyorlar. Ben elimi kolumu sallaya sallaya girmişim, Cumhuriyet'te çalışmak istiyorum diye tutturmuşum, kimsenin beni ciddiye aldığı yok. Rahmetli Oktay Kurtböke para veremem, ihtiyacım yok diyor. Arşiv yapmak istediğini öğrendim, "Ben yaparım" dedim. Gözleri parladı ama "Para veremem, eleman alamam" diyor. 28 yaşındayım ve pes etmemeye kararlıyım. Cumhuriyet çok dağınık o günlerde, yerler rulo kağıtlarla dolu. "Boş zamanlarımda temizlik de yaparım" dedim. "Gel o zaman, ama yarım gün" dedi. Onbeş gün sonra Kıbrıs savaşı çıktı. Ben, bir gecede laf olsun diye gelip giden bir elamandan as elemana dönuştüm. Bir yıl sonra da "Yedi Gün Yedi Olay" diye bir köşem oldu. 12 Eylül döneminde gazete sık sık kapatılırdı. Bir seferinde 20 gün kapandı. Boşluktan ne yapalım diye düşünürken, tüketici köşesi yapalım dendi, daha çok kadın okuyucuya seslenelim diye. Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal ve Ekonomi Servisi Şefi Osman Ulagay beni gözlerine kestirdiler. Başlangıçta arzu etmedim ama...
Hiç depresyona girmedi: Önyargılarım yoktur. Hiç pes etmem. Sonuna kadar mücadele ederim, bir çıkış yolu da mutlaka bulurum. Umutsuzluğa da kapılmam. Menopoz dahil olmak üzere hiç depresyona girmedim. Türkiye'de standart kafalar var. Liberal, solcu, muhafazakar. O kafalara göre hemen bir tavır geliştiriliyor. Ben hayatımın hiçbir döneminde sağ bir partiye oy vermedim. Refah iktidara geldiğinde, eyvah, haber kaynaklarımız yok olacak, diye panik oldu insanlar. Bazılarının da yok oldu. Ben daha iyi ilişkiler kurdum. Bir aykırılığım var, bu aykırılık kendi ilkelerimi getiriyor. Çok kolay paradigma değiştirebilirim. Her konuya çözüm üretebilirim, tıkandığım noktada umutsuzluğa düşmek yerine hemen bakış açımı değiştirebilirim.
Film çekmek istiyor: Uslanmaz bir öğrenciyim. Yaşım ilerledikçe çok şey bilmediğimi fark ediyorum. Öğrenme açlığım artıyor. Belki de gazeteciliği, her gün yeni bir şey öğrenebildiğim, değişik bir konuda derinleşebildiğim için bu kadar çok seviyorum. Ama son dönemde sinema da ilgimi çekiyor. Çünkü o zaman sadece kendi ülkemde değil, dünyanın öbür ucundaki insanlarla da bağlantı kurabileceğim. Galiba böyle bir arzum var. Kim bilir belki bir gün sinema okurum. Ardından da film çekebilirim. Gözüm de görmüyor ama herhalde ille de görmesi gerekmiyor, çünkü sizin için çeken birilerini bulabilirsiniz.
Korkulan kadın: Doğru. Boğaz Köprüsü üzerindeki Avrupa ve Asya yakasına hoş geldiniz yazılarını ben astırdım. Ama ben hiçbir şeyi kendi kafamdan yaratmadım. Okuyucularımın katkısı çok. Bir okurum yazmıştı bu dileğini. Biz de köşemizde yer verdik. 1,5 yıl sonra, "Hani köşesinizde yazmıştınız, bir şey olmadı" diye aradı. Tekrar yazdık. Baktık, asmışlar. Köşenin etkisi devlet kademelerini iteliyor. Tüketici yasasının çıkmasında katkımız olmuştur. İlk buzdolabı, ilk otomobil iadesinin gerçekleşmesini sağladık. Tüketici köşesi yapmaya başlayalı üç-dört ay olmuştu. Bir mağazaya girdim, kadın, tezgahtar adama "Seni Meral Tamer'e söylerim" dedi. Hemen kaçtım oradan, beni tanıyacaklar diye. Korkulan kadın oldum galiba.
Demirel'den dava: Depremden sonra "Enkazın baş sorumlusu Demirel'dir" diye bir yazı yazdım. 35 yıldır bu ülkeyi o idare ediyor. Bütün imar aflarının altında onun imzası var. Bu yazıdan sonra ne biçim kadınsın sen, hiçbir erkeğin yazamadığını yazıyorsun, diye yazılar aldım. O gelen tepkileri de yayınladım. Demirel beni mahkemeye verdi. Avukatı da Uğur Mumcu'nun ağabeyi Ceyhan Mumcu. Mahkemeye verildiğimi de yayınladım, Ceyhan Mumcu'ya da tepkiler geldi, onları da yayınladım. Demirel ikinci kez, ayrıca Ceyhan Mumcu da bir kez mahkemeye verdi beni. Zaten politikacılardan hiç hoşlanmam. Çünkü yalandan hoşlanmam. Politikacının bir yerinde yalan mutlaka oluyor. Bana inandırıcı gelmeyen bir insanla diyalog kuramıyorum.

Vazgeçemedikleri
Kızı
Kızımı çok seviyorum ve kızıma olan sevgim gün geçtikçe büyüyor. O, 21 yaşına giriyor ve şimdi ben onu 20 yaşında sevdiğimden daha çok seviyorum. İnsanın, böyle büyüyen başka bir sevgisi var mıdır, bilmiyorum. Kızım, hayattaki en büyük öğretmenim. 6 yaşındayken başka insanlarla ortak yaşam kurmayı öğretti bana. O zamana kadar insanları forme etmek isterdim, olmuyorlarsa çekip giderdim. Kızımı da kendi kalıplarıma uydurmaya çalıştım, olmadı, ama çekip gidemedim.

İlkeleri
Paraya hiç önem vermem. Gösterişe hiç önem vermem. Toplumda popüler olan insanların yanında olmaktan hiç hoşlanmam. Özgürlüğümden vazgeçmem. İşime kimseyi karıştırmam. Mükemmelliyetçiyim. Ama sonuna kadar eleştirileri dinlerim.

Foto: Mirhan Bilir

© 2000 Milliyet