|
|
|
Uğur Mumcu olmayı seçen Tuncay Özkan
Mumcu kumaşından bir adam
Şahide Yazıcıoğlu
Bir zamanlar -Cumhuriyet'te çalışırken- "Acaba Hasan Cemal mi olsam, Uğur Mumcu mu?" diye sorarmış kendi kendine. Sonra? Uğur Mumcu olmayı seçmiş, idari işlerle de uğraşmak zorunda kalan Hasan Cemal olmayı değil. Ama gel gör ki, o şimdi bir nevi Hasan Cemal! Kanal D Haber Koordinatörü olarak haber okumaktan mali işlere kadar sorumlu.
Bir yandan da Radikal Gazetesi'nde araştırmacı - gazeteciliğin güzel örneklerini sergiliyor. PKK operasyonunu anlattığı "Operasyon" ise, Tuncay Özkan'ın son kitabı.
Araştırmacı - gazeteci sayısı, niye bu kadar az?
Araştırmacı - gazeteci olmak için iki şey gerekiyor: Biri merak. Ötekiyse çevre; geniş bir çevre. Bilgiye sahip olmak da yetmiyor, bilgiyi okumak, değerlendirmek, analiz etmek gibi bir inanç sahibi de olunmalı. Ben bir gecede 450 sayfa okurum. Günde 3.5 - 4 saat uyurum. Bir kimlik, ancak bedelleriyle birlikte gelişiyor. Araştırmacı - gazeteci olmak demek birilerinin tekeline çomak sokmak demek, işinizden olmak demek, canınız tehlikede demek... Tüm bunlarla baş edebilirseniz ancak bir noktaya gelirsiniz. Ama bütün bunlarla baş etmek için insanın sinir sisteminin çok sağlam olması gerekiyor.
Sizinki sağlam mı?
Kavgacı bir adamım. Buralara kadar gelebilmem mücadeleci kimliğimden ötürü. Ama aynı zamanda geleceği kafamda şekillendirmek gibi bir tutkum var. Bu ülkedeki faili meçhul cinayetlerden kendimi de sorumlu tutmak gibi bir konumdayım, bu ülkenin bilinmeyenlerinin arşivini tutmak gibi bir ihtiyaç hissediyor, bütün bildiklerimi halka anlatmak istiyorum... Bu bir üstünlük değil. Bu iyi, kötü kavgası. İyi, yerini terk etmemek zorundadır.
Hiç bu duyguyu yaşadınız mı?
Hayır, tam tersi. Çok üzüldüğüm zamanlar oluyor tabii. Örneğin Uğur Mumcu öldürüldüğünde çok üzülmüştüm. Ama Bolivya'da 32 yaşında bir gazetecinin uyuşturucu mafyası tarafından öldürüldüğünü duyduğumda da çok üzülmüştüm. Bütün kırılganlıklarımı kendi içimde biriktirdiğimde, "Bak, daha fazlasını yapmalısın, bunlar durmuyor, sen de durma" diyorum.
MİT mensubu mu?
Nasıl bu kadar çok haber kaynağına sahipsiniz?
Biraz şanslıyım galiba. Ankara'da doğdum, büyüdüm. Babam CHP'liydi, ondan ötürü siyasi bir çevrem oluştu, işinden ötürü de gazetecilere çok yakın oldum. Gazeteci olarak da çok güçlü insanlarla çalıştım, bu benim için büyük lütuf. Bir de insanları hiç kandırmadım. Hiç yalan söylemedim. İnsanlar güvendiler, güvenince de, kendilerinin yapamadıkları şeyleri benim aracılığımla yapıldığını gördüklerinde yardımcı olmaya başladılar.
Araştırmacı - gazeteciliğin ustalarından Uğur Mumcu için MİT üyesidir denirdi, sizin için böyle şeyler söyleniyor mu?
Deniliyordur herhalde. MİT içinde tanıdığım, sevdiğim insanlar var; PKK içinde de çok sevdiğim, konuştuğum insanlar var, ayrıca mafya içinde de... Bilgiye herkesten çabuk ulaşıyorum. Bunu, gazetecilik kimliğimin olgunlaşması için verdiğim mücadelenin bir meyvesi gibi görüyorum. Hayatta en nefret ettiğim şey, bir şeylerin arkasına saklanmaktır.
Aldığınız istihbaratın doğruluğundan nasıl emin oluyorsunuz?
Her zaman çek ederim. Nasıl çek ederim, çevremi kullanarak. Dediğim gibi MİT'te, mafyada, Silahlı Kuvvetler'de, emniyette, hemen hemen bütün kamu kurumlarında tanıdığım insanlar var. O insanlara sorarım. Bir de günü çok iyi takip ederim. Çok iyi arşivciyimdir. Çok iyi gazete okurum. Çok iyi ajans haberi okurum.
Hiç yanlış istihbaratı yayınladığınız oldu mu?
Cumhuriyet gazetesinde olmuştu. Bedrettin Dalan ve Aydın Güven Gürkan tarafından iki siyasi parti kuruluyordu. Bir gün sinemadayım, matbaacı bir arkadaşım geldi ve dedi ki, "Biz partinin amblemlerini basıyoruz". "Hangi partinin?" dedim. "Aydın Güven Gürkan'ın partisinin" dedi. Bana amblemi de getirdi. Gece yarısı Cumhuriyet gazetesi ayağa kalktı, manşet değişecek. Almanya'da Aydın Güven Gürkan'a ulaştık, haberi yalanladı. Ama biz yine atlamayalım diye bir haberin altına iki satırla da olsa yazdık. Ertesi gün Turgut Özal'la birlikte Konya'ya gittim. Haber müdürümüz Yalçın Bayer aradı, "Senin parti Dalan'ın partisiymiş" dedi. Hiç unutmam telefon elimde pat diye yatağa düştüm.
Mafya hastalığı: Popülizm
Sıkı takip ettiğiniz gazeteciler var mı?
Güne başlarken mutlaka okumam gereken insanlar vardır. Mesela Enis Berberoğlu, Bekir Coşkun, Emin Çölaşan, Yalçın Doğan, Hasan Cemal, Cüneyt Abi. Son dönemde mafya magazinle iç içe geçtiğinden boyalı dergileri de titizlikle inceliyorum.
Deşifre olmak mafyayı korkutmuyor mu?
Magazin dünyasının içerisinde olmak bizim mafyamızın reklamı anlamında çok etkili. Bunların hastalıklarından bir tanesi popülizmdir. Onu, orada tatmin ediyorlar. Bu da bizim açımızdan iyi oluyor.
En tehlike mafya ne Türkiye'de?
Ayrılıkçı mafya. Bunun içerisinde kökten dinci terör var, etnik terör var ve bunları besleyen kaçakçılık organizasyonu var. Üçü bir araya gelmezse, para olmaz. Bu ayrılmaz üçlüyü ayakta tutan şiddettir.
Şiddete yönelik bu örgütleri bu denli kemikleştiren etmenler neler?
Ekonomik nedenler. Türkiye, Avrupa uyuşturucu ihtiyacının yüzde 60'ını, Amerika'nın yüzde 40'ını karşılıyor. Bu, 150 - 200 milyar dolar civarında bir para demektir. Türkiye'nin dış borcu kadar... Eğer ülkenin ekonomisi üretimden ranta dönmüşse, nüfusun yüzde 20'si, yüzde 80'inin sırtında geçinmeye başlamışsa, bu ülkelerde her zaman, her şey beklenir.
Bir yanıyla danışıklı dövüş mü?
Mafyanın yok olmasını, onu kullananlar asla istemezler. Çünkü kötü siyasetçinin iktidarı için, ihtiras sahibi işadamının daha kolay yoldan para kazanması için, bir ülkenin zayıf düşmesi için mafyaya ihtiyaç vardır.
"Tantan güvence değil"
Sadettin Tantan'ı nasıl değerlendiriyorsunuz mafyayla mücadele?
Sistemle ilgili çok iyi gözlemleri olan bir polis. Mafyayı çok yakından tanıyor. Kararlı tutumu ve dürüst kimliği politikacılığına yansıyor. Bugün İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyor olması, Türkiye için büyük bir avantaj ama güvence değildir. Çünkü aslolan kanunlardır. Meclisin yapacağı yasa çıkarmaktır, bunu yapmadığında sistem bunu istiyor demektir.
PKK, Hizbullah'tan sonra şimdi Türkiye'nin önüne ne çıkabilir?
Bizim kapanmayan yaralarımız var. Kürt olgusu 150 yıldır bu topraklarda yaşanıyor, Hizbullah eğitimsizlik ve dramın sürekli kanayan yarası. Dünyanın birçok ülkesinde benzer sorunlar yaşanıyor. Dünyada bir sistem oturtulmaya çalışılıyor. Dolayısıyla Türkiye'nın karşısına eski bir şey çıkartırlar. Önemli olan dışarıdan size ne yaptığı değil, sizin ne yaptığınız.
Türkiye biraz paronayak mı?
Hayır, Türkiye çaresizlik yaşıyor. Olayları tahlil edip, zamanında üzerine gidemiyor. 1984 yılında Özal "Üç kıçı kırık" dediği PKK bugün hangi durumda. 89 yılında Hizbullah islami terör örgütü diyorduk, gülüyorlardı. Türkiye'nin olayları analiz edememesinin nedeni olayları özgürce tartışamaması.
Kitabınızda Amerika Apo'nun yerini bulmasine karşın bilmiyor havasına girdiğini yazıyorsunuz. Neden böyle?
Bence, Amerika Türkiye'nin kararlılığını ölçmek istedi. Apo'dan başka bir post daha çıkarabilir miyim, diye düşünmüş olabilirler.
Operasyonu en ince ayrıntısına kadar biliyorsunuz, heyecanlandırdı mı sizi?
Çok heyecanlandım doğrusu. MİT'le CIA arasında protokolü öğrendiğimde çok heyecanlandım. Yunanistan'daki belgeler bana geldiğinde heyecanlandım. Araştırmayı yaparken bundan sonraki üç yıl içinde ne olacak sorusun yanıtları kafamda şekillenmeye başladı, o zaman çok heyecanlandım.
Bereketli topraklar
Türkiye istihbarat örgütü bol bir ülke mi?
Oldukça bereketliyiz. JİTEM var, Genelkurmay'ın var, kuvvet birimlerinin var, Dışişleri'nin, İçişlerini var. MİT var...
Birbirleriyle ilişki halindeler mi?
Aksine hiç konuşmuyorlar. Aslında İstihbarat Koordinasyon Kurulu diye bir kurul var ama 1987'den beri aktif olarak çalıştırılamıyor. Kıskançlık ve bireysel talepler ülkenin ihtiyaçlarının önüne geçmiş. Emniyet, MİT ve Silahlı Kuvvetler istihbaratları bir gün Apo'yu nasıl yakalayacağız diye tartışmışlar. İkinci toplantıdan sonra bütün bilgiler basına sızmış. Sonra aralarından bir tanesini, sen basına bilgi veriyorsun diye çıkartmışlar. Dünyada son günlerde bizim MİT göklere çıkartılmaya başlandı. Başarılı bir örgüt ama bu kadar övgüyü ihtiyatla karşılıyorum. Durduk yerde övmezler.
Niye gazeteci oldu?
Hiç unutmam, ilkokul ikiye gidiyordum. Öğretmenler sorar ya, büyüyünce ne olacaksın diye, ben gazeteci olacağım demiştim. Sınıftaki bütün çocuklar ayağa kalkıp, "Aa, gazte, gazte, gazteci" diye gülmüşlerdi, çok üzülmüştüm. Gazeteci olmak çocukların gözünde sokakta "Gazete, gazete" diye bağıran çocuktu. Babam Ulus gazetesinde matbaa ustasıydı. Çocukluğum gazetenin, gazetecilerin içinde geçti. Rahmetli Örsan Öymen, Mustafa Ekmekçi, Uğur Mumcu babamın arkadaşlarıydı. Bütün bu hatıralar bendeki gazetecilik idealini geliştiren şeyler.
Ustası kim?
Gazetecilikte ilk ustalarım Ümit Gürtuna, Sofu Tuğrul, Yılmaz Gümüşbaş, Ayberk Temel. Örneğin Yalçın Doğan da beni çok etkilemiştir. Çalışma disiplini, işe nasıl bakılacağı noktasında... Cüneyt Arcayürek'in heyecanı. Cüneyt abi güzel bir haber geldiğinde o yaşına, o deneyimine rağmen şıkır şıkır oynar, biliyor musunuz? Uğur Mumcu'nun azmi, kararlılığı, araştırmacı kimliği... Hasan Cemal'in yumuşak dokusu. İşiyle ilgilenirken bile size dinleyebilir, içinizi rahatlıkla ona açabilirsiniz.
Cinayet koleksiyonu yapıyor!
Sabah 09.00'da işe gelir, akşam 22.00'de çıkarım. Fırsat buldukça kızım (yedi yaşında) ve eşimle birlikte olurum.
Eşim Gıda Mühendesi. Bir düğünde tanıştık. Esasında annesini, babasını tanıyordum, abisi arkadaşımdı; evde bir kız çocuğu olduğunu biliyordum ama onun Arzu olduğunu bilmiyordum.
Klasik müzik dinlerim, özellikle Bach, Vivaldi; arada esinti olarak da Dvorjak. Keman sesinin tutkunuyum. Çok kez rüyamda keman çaldığımı görürüm. Bir gün mutlaka keman dersleri alacağım.
Tarih tutkunuyum. Sanat tarihi kitapları okurum. Tarihi mekanları dolaşmayı severim. Birkaç ayda bir bazı dostlarımla tarih sohbetleri için bir araya geliriz.
İyi arşiv yaparım. Cinayet koleksiyonu yaparım. Türkiye'deki bütün faili mechul cinayetlerin (toplam 1779 tane) ayrıntılarına kadar listesi vardır bende.
Polisiye tutkum yok. Daha çok klasikleri okurum. Ama küçükken Sırça Köşk beni çok etkileyen polisiye bir kitaptı, Scherlock Holmes okumuştum.
Türkiye'de kökten dinci terörün yüzünü gösteren Sarıklı Terör'ü kitaplaştırmaya başladım. Abdi İpekçi suikastından yola çıkarak Susurluk'u anlatan bir kitap projem daha var. Ayrıca da bir roman denemem var ama polisiye değil.
|
|
|