02 Nisan 2000 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
   SİNEMA
   MÜZİK
   BRİÇ
   SATRANÇ
   G. PAZAR ARŞİV
 VİTRİN
 TEKNO CAFE
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI

MÜZİK

32 yıllık rock grubu Jethro Tull'ın patronu Ian Anderson:
'Umarım trafik sıkışık olmaz!'

Yan flütlü rock müzik tarihinin (!) en büyük grubu Jethro Tull, beşinci kez Türkiye'ye, dördüncü kez İstanbul'a geliyor. 13 Mayıs'ta, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'ndeler. Üç onyıldır, hayallerimizin yan flütlü prensi payesini kimselere kaptırmayan Ian Anderson'la hoş beş ettik

Daha önce Türkiye'de dört kez konser vermiştiniz. Mayısta yeniden geliyorsunuz. Türkiye hakkında hafızanızda yer eden bir şeyler var mı? Hatırladığım kadarıyla İstanbul'da üç, Efes'te bir konser vermiştik. 1994'te EMI Classic için yaptığım solo enstrümantal albümüm "Divinities"de "In Sight Of The Minaret" isimli bir parça vardır. Bu parça, İstanbul'un hem bende bıraktığı anıların, hem de Doğu ve Batı Avrupa arasındaki kültürler, dinler ve halkların tek kesişme noktası olmasının üzerimde yarattığı etkiyi yansıtır.

Jethro Tull 32 yaşında ve bütün bu süre içinde, bazen çıkan haberlerin aksine hiç dağılmadınız. Bunu nasıl başardınız?
19 yaşımdayken sanat okulundan ayrıldım ve müzik yapmaya başladım. Hedefim pop ya da rock star değil, 'çalışan' bir müzisyen olmaktı. Hayatımı pahalı otellerin lobilerinde limuzin bekleyerek geçirmek istemedim hiçbir zaman. Ve çok şansıydım; hem istediğim şeyi yaptım, hem de para kazandım. Asla mutsuz bir müzisyen olmadım. Bir sürü paralar kazandıktan sonra, Elton John gibi, intihar etmeye kalışmadım. Ya da pek çok müzisyen gibi mutlu ama parasız dolaşmadım. Önemli olan sevdiğini yapmak ve müzik endüstrisinin ticari çarkına kapılmamak. Bugün, müziğe başladığım günden daha mutluyum.

Peki, hiç de yorulmadınız mı hep aynı işi yapmaktan?
52 yaşındayım. Okulu bırakmasaydım, şu anda sanatının doruğunda bir ressam olabilirdim. Ya da, Türk Hava Yolları'nın 747'siyle uçan bir jet pilotu olsaydım, yine kariyerimin doruğunda olurdum ve işimi çok severdim. Bence müzisyenlik bunlardan da daha iyi bir iş. Konserde, belki 24 saat, belki de 24 yıldır çalmadığın eski şarkılarına yeniden hayat veriyorsun. Stüdyoda resim yapmaktan, ki bu benim alternatiflerimden biriydi, çok daha tatmin edici bir his. Bir resim yaparsın, biter, diğerine başlarsın. İnsanların önünde 'performe' edebileceğin bir şey değil bu. O yüzden, live performanstan sıkılmak, bıkmak söz konusu olamaz.

Dünyanın en yaşlı gruplarından biri olmanıza rağmen, internetle aranız çok iyi. "www.j-tull.com"u ne zaman hazırladınız, bir web sitesi hazırlama fikri nereden aklınıza geldi?
Aşağı yukarı altı yıl önce ilk kez internete göz attığımda, bana pek cazip gelmemişti. Ama iki yıl kadar önce, bu sefer daha ciddi bir biçimde yeniden inceledim ve teknolojinin ne kadar etkin bir hale geldiğini, web'de ne kadar çok bilgi olduğunu görünce çok etkilendim. Dinleyicilere birinci elden bilgi aktaracak bir resmi site açmaya karar verdik. 14 - 15 ay önce hazırlamaya başladık. Son albümümüzün çalışmalarına başlamamız da aynı zamana rastladı. Bu yüzden albüme "Jethro Tull Dot Com" adını verdik. Bizden daha eski veya daha yeni pek çok gruptan daha internet-dostuyuz biz.

Chat de yapıyor musunuz?
Hayır. Chat odaları falan bana, okul çocukları sınıfta tartışıyor, öğretmen de başlarında bütün dediklerini dinliyormuş gibi geliyor. Web sitemiz açılmadan önce birkaç defa yaptım ama.

Kimliğinizi açıkladınız mı?
Evet, ama hiçbiri inanmadı, çünkü ortalıkta kendini Ian Anderson olarak tanıtan bir sürü salak insan dolaşıyordu. Dolayısıyla, benim için pek tatmin edici olmadı, çünkü beni de kendini benmiş gibi gösterenlerden biri sandılar!

Plak şirketinizi neden değiştirdiniz?
1969'da, iki menajerimiz Chrysalis Records'ı kurdu. Şirketle anlaşma yapan ilk isim Jethro Tull'dı. Chrysalis'i Chrysalis yapan da Jethro Tull'ın büyük başarısıdır zaten. Ama on yıl önce Crysalis, EMI'a satıldı. Şirketin başındaki insanlar da oraya geçti, dolayısıyla biz de. Ama küçük şirketlerle çalışmak, EMI gibi, bizim gibi eski rock grupları üzerinde durmaktansa yeni "top of the pops" isimleri bulmayı tercih eden büyük şirketlerle çalışmaktan daha iyi. EMI çalışanlarıyla ilişkilerimiz hala yolunda, zaten katolog satışlarımızı onlar yapıyor. Ama yeni albüm için, Chrysalis'in eski hali gibi bir şirketle çalışmak daha iyi olacaktı bizim için.

Son albümünüzden yeni Tull klasikleri çıkacak mı dersiniz?
Hep umduğum şey bu. Ama klasikler, iyi bir şişe şarap gibi. Bugünden bunu bilmek mümkün değil. Ancak yıllar boyunca konserler verince, hangi şarkının klasik olacağını, hangisinin olmayacağını anlamaya başlıyorsun.

Nasıl formda kalıyorsunuz? Albümde sesiniz eskisinden de genç geliyor?
Genç mi geliyor? Vav, ilginç! Çünkü sahibi gibi o da yaşlı. Ben doğuştan yetenekli bir vokalist falan değilim. Gruptaki herkes benden bile kötü şarkı söylediği için mecburen vokale geçmiş bir elemanım. Hiçbir zaman harika sesli vokalistler gibi rahat hissedemedim kendimi, sürekli mücadele etmek zorunda kaldım. Sesim benim en zayıf enstrümanım. Bazen çok yaşlı, kullanılmaktan iyice eskimiş bir enstrümana benziyor! En iyiyi yakalayabilmek için çok dikkatli olmam gerekiyor. Ama iltifatın için teşekkür ederim.

Reca ederim! Oğlunuz da müzik yapıyor mu?
Evet, yeni solo albümümdeki bir parçada davul çaldı.

Yeni yan projeleriniz var mı?
İki hafta önce yeni solo albümüm "Secret Language Of The Birds" yayınlandı. '70'ler Jethro Tull albümlerindeki gibi akustik, enstrümantal parçalar var. Daha içe dönük, kişisel bir çalışma. Bu tür, daha basit düzenlemeli, daha duygusal parçaları rock grubu Jethro Tull'a katmaktansa, solo bir albümde toplamak daha iyi fikir gibi geliyor bana. Zaten stüdyoda yalnız başıma, bencilce, sadece kendim için çalışmak da hoşuma gitmiyor değil. Grubun kariyeri boyunca çok fazla solo çalışma yapmadım, ama kırk yılda bir de olsa, hoşuma gidiyor. Tabii bu, Jethro Tull bitiyor anlamına gelmiyor.

Gelecekle ilgili planlarınız nasıl?
24 yıldır evliyim. Eskiden eşim bizimle birlikte konserler için dünyayı dolaşırdı. Şimdi çocuklar büyüdü, üniversiteyi bitirdi. Eşim de yine bizimle seyahat etmeye başladı. Bu beni memnun ediyor. Konser için dolaşmak eğlenceli de, yanında bir sürü enstrümanın ve kısıtlı vaktin oluyor genelde. O yüzden, tatil yapmak istiyorum. Jethro Tull'ın gidemediği yerleri gezmek istiyorum.

Eklemek istediğiniz bir şey?
Türkiye'de yeniden çalmak için sabırsızlanıyoruz, çünkü daha önceki ziyaretlerimiz gayet iyi geçmişti. Umarım hava güzel olur, trafik sıkışmaz!

Korkarım sıkışır!
Bana da öyle geliyor!



Bildiğiniz başka bir erkek soprano var mı?
Ugo Farell 'kastrato' değil

Soprano sesi, androjen tipiyle televizyonlarda boy gösterdiği anda dikkatimizi celbetmişti Farell. Geçen hafta Türkiye'deydi. Yakından baktık, dokunduk: Gerçek! Gayet cana yakın, halis muhlis bir oğlan çocuğu o...

Müzik eğitimin var mı?
Albüm öncesinde yok. Albüm çıktıktan sonra ders almaya başladım.

Kadın sesi olarak bilinen soprano tona sahip. Avantajları, dezavantajları?
Bu, benim için kesinlikle bir avantaj. Ama, 16 yaşındayken konservatuvara başvurdum, dersime gelen kadın hoca, sesimin, erkek sesi olmadığını, ya bas ya da bariton olması gerektiğini söyleyerek bana ders vermeyi reddetti.

Kastrasyon hakkında ne düşünüyorsun? (Eskiden, erkek opera şarkıcıları, sesleri kalınlaşmasın diye tam gelişme çağındayken hadım edilirdi. Farinelli filmini hatırlayın.)
Kastrasyon, bir 16. yüzyıl geleneğiydi. Artık sürmüyor. Ama, eğer sürseydi bile asla kestirmezdim!

Favori operacıların kimler?
Pavarotti, Bocelli.

Evde ne dinliyorsun?
Her türlü müzik dinliyorum, çünkü insanın her bir müzik türünden bir şeyler kazanabileceğini düşünüyorum. Arkadaşlarımla birlikteyken, daha hareketli, dans edilebilir tür müzikler dinliyorum.

"Preces Meae" (prekes okunuyor) ne demek?
Latince "benim dualarım" demek.

Albümde bir Queen klasiğini, "Who Wants To Leave Forever?"ı yorumladın. Neden Queen?
Çünkü Freddie Mercury'ye hayranım. Anısına böyle bir şey yapmak istedim. Freddie'nin muhteşem bir sesi vardı, yüksek oktavlı. Ayrıca sahne performansı da mükemmeldi.

Türkiye'de klibin çok sık dönüyor. Biz opera ve klasik müziğe çok yakın bir millet değiliz. Buradaki başarını neye bağlıyorsun?
Gerçekten bilmiyorum. Buraya geldiğimde öğrendim, çok güzel bir sürpriz oldu benim için. Nasıl olduğu konusunda hakikaten hiçbir fikrim yok. Ama çok güzel bir şey. Uludağ'daki konsere altı yaşında bir çocuk geldi mesela. Annesi benimle konuştu; oğlu evde hep beni dinliyormuş ve gelip seyretmek istemiş. İnanılmazdı. Ayrıca Türkler çok arkadaş canlısı. Ben, Fransa'nın kuzeyinde, Belçika sınırında oturuyorum. Buradakiler, oradaki Türklere hiç benzemiyor. Burada insanlar hep gülümsüyor, nasılsın diye soruyorlar. Çok sıcaklar.

Operada uyuyanlar hakkında ne düşünüyorsun? Ünlü bir Türk orkestra şefi, gazetemizdeki bir röportajda, operada iniş ve çıkışlar olduğunu, operaya çok düşkün olmayan insanların müziğin yavaşladığı sıralarda bir iki dakika kestirmelerini hiç de kötü karşılamadığını, normal bulduğunu söyledi. Ne düşünüyorsun?
Düşük tempolu kısımların gevşetici, rahatlatıcı bir etkisi vardır. Böyle düşününce, insanların iyice gevşeyip bir iki dakika kestirmeleri doğal gözüküyor. Ama sahnedeki müzisyenler açısından düşünürsen, karşında seyircilerin uyuduğunu görmek pek de motive edici olmasa gerek!

Yeni projeler?
Yeni albümümün çalışmalarına başladım.

Ne zaman çıkacak?
Sürpriz!

Müzikal anlamda "Preces Meae"den farklı mı olacak?
Evet.

Nasıl?
O da sürpriz.

İpucu yok mu?
İpucu yok!

© 2000 Milliyet