|
17 Ocak 1999
Türkü popun canına okudu
Efkan Kula
|
YENİ ALBÜMLER
* Gülbahar
(Muhacir / Hades Records)
Bugüne kadar "Muhacir"in dışında iki albüm yapan Gülbahar, Grup Yorum'un kuruluş çalışmalarında da bulunmuş bir müzisyen. "Muhacir" ise söz ve müzik açısından biraz farklı olmaya çalışan, özgün bir albüm.
* Eros Ramazzotti
(Eros Live / BMG)
Eros Live, şimdiye kadar İtalya'da on, uluslararası da üç albümü yayınlanmış Eros Ramazzotti'nin geçen yıl verdiği konserlerin kayıtlarından oluşuyor. Tina Turner ve Joe Cocker da albümün konukları.
* DJ Mahmut & Murat G.
(Garip Dünya / Kod Müzik)
DJ Mahmut ve Murat G. Almanya'da kurulmuş, bir Türkçe hip - hop ve rap grubu. İkilinin milliyetçi söylemden kaçındığı "Garip Dünya", Almanya'da geçen yılın en iyi hip - hop albümlerinden biri gösterildi.
* Julio Iglesias
(My Life / Sony)
"My Life", Julio Iglesias'ın kariyerindeki şarkılardan 35'ini içeren bir duable albüm. Birinci kasette Iglesias'ın ünlü müzisyenler yaptığı İngilizce şarkılar ve ikincisinde de İspanyolca parçalar var.
* Hole
(Celebrity Skin / BMG)
Son dönemin çok konuşulan gruplarından olan Hole'un yeni albümü çıktı. Albüm bizim çok beklediğimiz bir çalışma olmasa da "Celebrity Skin"de güzel şarkılar dinledik. Grubu seviyorsanız tercih edilir bir albüm.
|
Pop müzik aslında doğarken kendi sonunu hazırlamaya başlamıştı. Dinleyici birbirine benzeyen şeyleri dinlemekten bıktı. Artık albümler satmıyor. En sevindirici olay ise türkülerin yeniden moda olması...
Türkiye geçtiğimiz 20 yılda kimine göre büyük adımlarla ileri, kimine göre ise büyük adımlarla geri gitti. Sanırız birbiriyle çelişir gibi görünen her iki cümle de doğru. Ülkemiz büyük patlamaların ve çöküşlerin yaşandığı bir 20 yıl yaşadı. Yaşanıp da biten olayların kuşkusuz en kayda değeri pop müzikte yaşanan patlamaydı. İsterseniz popun çok sevildiğini düşünen birçok okuyucunun tepkisini çekmek pahasına şöyle bir geçmişe uzanalım ve pop dedikleri şey neymiş, nereden çıkmış ve nereye gidiyormuş bir göz atalım.
1990'ların başına geldiğimizde 1980 darbesinin tüm kavramları artık yerli yerine oturtulmuştu. Bu kavramlar bildiğimiz gibi "Benim memurum işini bilir", "Ben zengin severim", "Demiryolu komünist işi", "Yükselen değerler" gibi veciz cümleciklerle özetleniyordu. O dönemlerde özel TV kanallarının teşviklerle güçlendirilmesi ve bu yolla devletin kanatları altından çıkmadan yayın yapmalarının sağlanması yeni toplumsal yapının temel taşlarından birini oluşturdu. 1980 yılında toplumdaki uyanış gittikçe gelişmekte, kültürel gelişim tüm toplumu sarmalamakta, dolayısıyla sanata ve kültüre düşkünlük toplumun her katmanına yayılmaktaydı. Böylece insanlarımızın öz müziğimizin tüm gelişimlerinden uzak tutulup popüler kültürün içine itilmesi gerçekleştirildi. Bunun en pratik yöntemi evlere yerleştirilen rating ölçüm cihazlarıyla reklamvereni buluşturmaktı. Bu politikaların bir sonucu olarak ülkemizde iki müzik türü ağırlığını artırdı. Bunlar elbette arabesk ve pop müzikti. Biri insanları umutsuzluğa, kaderci bir dünya görüşüne diğeri ise sığlığa sürüklemekteydi.
Artık yepyeni starlarımız olmuştu. Aynı dünyadaki örnekleri gibi kızların görünce çığlıklar attığı, erkeklerin içlerinin bayıldığı yıldızlarımızdan birkaç tanesi hergün etrafımızı sarmaya başlamıştı. Müzik sanayimiz patlamasa da popumuz patır patır patlamıştı. Bu güvenle tüm müzik şirketleri yeni yetenekler keşfetmeye ve yoğun yatırım yapmaya başladı. Şarkıcı olmayan şarkıcılarla besteci olmayan bestecilerimiz etrafımızı sardı. Örneğin çok ünlü olan bir tanesi motorsikletin arkasında giderken besteyi aklından yapıp sonra da telefonla telesekretere kaydettiğini anlatıp ne kadar iyi bir besteci olduğunu kanıtlamaya uğraşıyordu. Gerçi kimse onun herhangi bir enstrüman çaldığını görmemişti ama yine de herkes besteci olduğuna canı gönülden inanıyordu. Yükselen değerlerin yerleştiği, fuhuşun, rüşvetin, çetelerin kol gezdiği güzel ülkemizde böyle besteciler de yaşamış; ne gamdı...
Ülkemizde kavramların değerlerini yitirmesinin duraklarından biri de müzik oldu. Pop müzik dünyası aslında doğuşunda kendi sonunu hazırlamaya başladı. Müzikte çok önemli bir yeri olan türleşme olgusu ne yazık ki ülkemizde son on yılda ortadan kalktı ve arabeskimsi pop diyebileceğimiz bir tür, tüm televizyon ve radyolara hakim oldu.
Ama biraz evvel sözünü ettiğimiz kendi sonunu hazırlama işte burada devreye girdi ve ortalama dinleyici dinlediği hep aynı şeyden gına getirdi. 1998'in yarattığı yoğun problemli gündem ve ekonomik krizin tüm sektörlerle birlikte televizyonları da vurmasıyla birlikte tüm müzik sanayi çöküş trendine girdi. Artık albümler satmıyor. Dikkat çekici bir başka gerçek ise türkülerin yeniden moda olması. Bu gerçekten çok sevindirici bir olgu. Çünkü bir ülkede halkın kulaklarının ve zevklerinin gelişimi ancak öz müziklerinden yola çıkarak evrensel müziğe ulaşma çabalarının bir sonucudur. Osmanlı sultanlarının bestelerinin yavaş yavaş gizlendikleri sandıklardan gün ışığına çıkmaya başlamaları büyük bir müzikal atılımın eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Osmanlı saray müziği sadece bugün Türk sanat müziği olarak dinlediğimiz müzik değil. Dolayısıyla bu çalışmaların ortaya çıkması bir ülkenin geçmişi olmadan geleceğinin de olamayacağı gerçeğini sonunda ülkemizin de yaşayacağını ortaya koyuyor. Artık Hicaz'dan ve bozlaklardan evrensel blues müziğine geçiş için önümüz açılıyor. Kanatlarımızı daha kuvvetli çırpalım, yükselmeye az kaldı.
Fransa'da bir Bektaşi
Fransa'da Anadolu kültürünü yansıtmak için çeşitli etnik müzik festivallerine katılan Mahmut Demir ve Françoise Arnaud Demir'in "Yar Bağında" isimli albümü çıktı.
Mahmut Demir ve Françoise Arnaud Demir'in, "Mahmut & Françoise, Yar Bağında" isimli albümleri çoğunlukla Türkçe Alevi türkülerden oluşuyor. Françoise'ın Türkçe'yi kullanımı ve türkülerdeki Alevi söylem tarzını yakalayabilmiş olması albümün önemli özeliklerinden biri sayılabilir. Sadece sözleri Sait Faik Abasıyanık'a ait olan "Senin Gibi"de şiir bir Türkçe bir de Fransızca okunuyor. Bazı şarkıları da Mahmut Demir, Kürtçe söylüyor.
Şu an Fransa'da yaşayan çift yine orada tanışıp evlenmiş. Françoise aynı zamanda Anadolu kültürünü iyi bilen bir araştırmacı. Fransa'da Anadolu kültürü üstüne "Anka, Litterature Populaire" isimli bir kitap yazmış. Kitapta Hacı Bayram Veli'den, Pir Sultan Abdal'a, Dadaloğlu'ndan Aşık Veysel'e kadar Anadolu aşıkları anlatılıyor. Mahmut ve Françoise, Fransa'da etnik müzik festivallerine katılıyor ve Anadolu kültürünü bu festivallare yansıtmaya çalışıyorlar. Albümü yapmalarındaki amaçlarını da şöyle anlatıyorlar:
"Biz aşıklar, dünyayı bir yar bağı gibi görüyoruz. Biri Fransız, biri Türkiyeli. Ayrı diller, ayrı kültürler taşıyoruz ama bizimle birlikte bütün dünyanın insanları birleşsin diye birleştik."
Bye Bye Asım
Asım Can Gündüz, on sekiz yıl sonra 26 Ocak'ta Amerika'ya geri dönüyor. Bunun öncesinde de dört ilde "Bye Bye Türkiye" isimli konser serisine başladı.
Asım Can Gündüz, Amerika'ya geri dönüyor. Gündüz'ün on sekiz yıl sonra 26 Ocak'ta yapacağı bu kesin dönüşün nedeni ise uluslararası kariyerine yoğunlaşmak istemesiymiş. Bunun öncesinde dinleyicisiyle son kez buluşmak için de "Bye Bye Türkiye" adıyla veda konserleri serisi düzenliyor. Konserlerinin İstanbul ayağının ikincisi 22 Ocak Cuma akşamı saat 23.00'da Taksim Kemancı Rock Bar'da olacak. Girişin 5 milyon lira olduğu konserde Gündüz'e "Baba Blues Band" orkestrası eşlik edecek, ayrıca süpriz konuk sanatçılar da çıkacak. Konserler önümüzdeki günlerde Bursa, Adana, Ankara ve İzmir'de de devam edecek. Asım Can Gündüz geçen yılın sonunda dünyaca ünlü şarkıları Türkçe yorumladığı "Bir Sevgi Eseri" adlı bir de albüm çıkarmıştı.
© 1998 Milliyet
|