Milliyet PAZAR


17 Ocak 1999

MEDYA TAVA

Sömürge aydını

Emre AKÖZ


PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer KUYAŞ

BİZİM HİKAYEMİZ
Nazım ALPMAN

ÇALARSAAT
Ayşe DÜZKAN

Kolkola gitmekte olan Zeynep Göğüş ve Hilmi Yavuz, geçenlerde benim zihnimde Nurullah Ataç ile karşılaştı. Ama birbirlerine selam vermediler. Kaldırım değiştiren taraf diğerine küçümser bir ifadeyle baktı. Nedenini anlatayım...
Son günlerde Nurullah Ataç'a (1898 - 1957) merak sardım. Can Yayınları'ndan çıkan güncesini okuyorum. Bakın Ataç 9 Şubat 1953'te ne yazmış:
"Bay Bedri Rahmi Eyuboğlu, beni hırpalayan bir yazısında: 'Bizim halk sanatımızın güzelliğini hele Avrupalılar söylesin, Nurullah Ataç ancak o zaman anlar,' demişti. (...) Evet, doğru, birtakım Avrupalı yazarların etkisi altındayım, onların beğendiklerini beğenir, beğenmediklerini de beğenmem. (...) Ben de La Nouvelle Revue Française tekkesindenim, o derginin övdüğü yazarlara hayran olurum, övmediklerini beğenmem, onda adı geçmeyenleri ise bilmem. Bizim halk şairlerimizi o dergi beğendiyse, ben de belki... (...) Sonra şöyle dedim kendi kendime: 'Bizim halk sanatımızın güzelliğine inanmam için onları Avrupalıların da beğenmesini beklersem yanlış bir iş mi görmüş olurum?' Bana öyle geliyor ki öyle bir davranış daha doğrudur. Bizim halk sanatımız bizim duygularımızı okşar, ta çocukluğumuzdan beri halk türkülerini duyduk, onlarda bir sıcaklık buluruz. Bu da onların gerçek değerini anlamamıza, onları salt güzellik bakımından incelememize engel olur. Oysa ki bir Avrupalı onların karşısında duygulanırsa iş değişir. Bu, onlarda gerçek bir sanat değeri olduğunu gösterir."

* * *
Şimdi benzeri bir konuda Zeynep Göğüş ile Hilmi Yavuz'un nasıl bir tavır takındıklarına bakalım. Hilmi Yavuz bir süre önce, Edward Said'in "sömürge aydını" kavramından yola çıkarak "bazı kesimleri" eleştirmişti. Aynı tavrı, aynı kavramı kullanarak Zeynep Göğüş alıyor. Çok özetle söylersek "sömürge aydını" sömürgeci ülkeyi merkez, referans noktası (giderek anavatan!) sayar, kendisini o kültürle özdeşleştirerek yaşadığı ülkeyi değerlendirir. Konu Türkiye ve Ortadoğu ülkeleri olduğunda sömürge aydını bir oryantalist (doğubilimci) gibi davranır. Yani doğuya, batı gözlükleriyle bakar.
* * *
İşte taban tabana zıt iki tavır.
Birincisi, yani Nurullah Ataç'ınki, genel olarak Avrupa, özel olarak da Fransız uygarlığını esas alıyor. Türkiye kültürüne Fransız gözlükleriyle bakıyor. Bu köşenin sürekli okurları hatırlar, Bir Dinozorun Anıları adlı çok satan kitabında Mina Urgan'ın da benzeri bir tavra sahip olduğunu saptamış ve bunu eleştirmiştik. İkinci yaklaşım, yani Hilmi Yavuz ve Zeynep Göğüş'ünkü, ise bir başka kültürden dolayımlanarak kendi kültürünü değerlendirmeye şiddetle karşı çıkıyor.
* * *
Bu iki yaklaşımı karşı karşıya koyduğumuzda hiç kuşkusuz Ataç'ınki nahoş geliyor. Neden kendi kültürümü aşağı sayacakmışım ki? Referansa da bakar mısınız; bir Fransız dergisi! Yavuz ve Göğüş'ün, "kendi kültürünü aşağılayan oryantalist aydının ihaneti" yönündeki eleştirileri çok daha makul, sıcak, olumlu geliyor insana; en azından bana. Ancak sanırım hikaye bu kadarla kalmıyor. Acaba bir adım daha atarak tartışmayı derinleştiremez miyiz? Kültürü bir yana koyalım, Mina Urgan'ın yaptığı gibi Portekiz'in 'fado'sunu bizim 'arabesk'e üstün sayma abukluğuna saplanmayalım. Ama ya diğer alanlar?
Bugün siyasi elitimizin önemli bir bölümü Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokmak istiyor. Bu konudaki gelgitleri, tartışmaları, hüsranla biten girişimleri, umut veren gelişmeleri izlemişsinizdir.
Peki şimdi birisi kalkıp (ki bu yapılıyor), örneğin bizim kanunlarımızı AB kanunları açısından değerlendirdiğinde oryantalist ve sömürge aydını mı olacak?
En yetkili ağızlardan Türkiye'de sistemli sayılacak düzeyde işkence olduğunu duyuyoruz. Zaten duymamıza da gerek yok, biliyoruz! Bu durumda ne yapmamız, nasıl düşünmemiz gerekiyor? "Ne yapalım, bizim vatandaşların zihniyeti, kültürü, hayata yaklaşımı böyle" mi diyeceğiz?
Madem AB'ye girmek gibi bir arzumuz var, o halde Türkiye'deki birçok uygulamayı, "AB fikriyatı" açısından değerlendirip eleştirebiliriz gibime geliyor. Söz konusu "siyasi arzu" bizim "geleceğimiz" değil mi? O halde günümüzün gerçeğini gelecekteki konumumuz açısından yargılama hakkına sahip değil miyiz?
Artık duramayız!

e-mail: eakoz@milliyet.com.tr
faks: 0212 5056431

Index | Yazarlar | Sinema | Kitap | Müzik | Internet | Tarot | Astrogizem | Hobi

Milliyet | e-mail

© 1998 Milliyet