14 ŞUBAT - 21 ŞUBAT 1999 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
   KİTAP
   SİNEMA
   MÜZİK
   ASTROGİZEM
   TAROT
   BRİÇ
   SATRANÇ
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI

"Banu'nun beyni almıyor mu?"

İlke Gürsoy

Sebebi nedir bilinmez, Okan Bayülgen 30 Ocak akşamı yayınlanan Zaga'da biraz tutuktu. Oysa elindeki malzeme neredeyse tüm medya mensuplarının gıpta edeceği türdendi. 80'li yılların iki seks ilahesi Banu Alkan ve Serpil Çakmaklı'yı aynı koltuğa kaç kişi oturtabildi ki bugüne kadar? Ama Bayülgen kontrolü elinden kaçırdı, program "Banu Alkan Şov"a dönüştü. Serpil Çakmaklı ise oturup durumu seyretmekle yetindi, belki de buna mecbur kaldı. Programın önemli noktalarından biri Serpil Çakmaklı'nın Banu Alkan ile oynadığı "Bu İkiliye Dikkat" filmi karşısında aldığı tavırdı. Daha çekim aşamasında büyük gürültü koparan ve zaten birbirleri için çıldırmayan iki yıldızın arasındaki iplerin tamamen kopmasına sebep olan film için Çakmaklı "hata" tabirini kullanmış ve "İki kadının bikinili vücutlarını göstermekten öteye gitmiyor, hiçbir mesajı yok," demişti.
Hayırdır, 1999 model bir "Serpil duruşu" ile mi karşı karşıyayız acaba? "Biz sizi seksi bilirdik," dediğimde "Bizim zamanımızda bikini giydiğinizde olay olurdu. Filmde 15 saniyelik bir yatak sahnesi varsa basındaki bütün arkadaşlar o sahnenin peşinde koşarlar, resimleri kocaman basarlar, insanlar da bunu görüp ona göre değerlendirme yaparlardı. Ama ben üzerime yapışan vamp kadın imajını çoktan sildim," diyor.
İzleyenler hatırlayacaktır, Çakmaklı bu filmin hiç olmaması gerektiğini söyledikçe Alkan "Çok güzel bir filmdi, halk çok sevdi, cam çerçeve kırıldı," diyordu. Böylece geçmişiyle hiçbir sorunu olmayan, yaptığı her şeyin hesabını verebilecek bir kadın görüntüsü çizmeye çalıştı. Çakmaklı bu tavrı "Bunu böyle yorumlamak cahillik, komiklik ve sinema kültürünün olmadığını göstermektir," diye yorumluyor. İlk ikisini bilmem ama Afrodit vamp kadının ne demek olduğunu bilmediğini söyleyerek gecenin incisini patlattı.
Her ne kadar vamp kadın imajını sildiğini iddia etse de Çakmaklı bazı şeyleri asla değiştiremeyecek. Ve herkes onu bikinileri ve iki yandan gerdirerek kafasının üstünde topladığı saçlarını tutan kelebek tokasıyla hatırlayacak, bundan kaçış yok. "Yılanların Öcü", "Drejan" gibi filmlere imza atmak önemli tabii. "Banu Alkan böyle filmler çekebilmiş mi?" derken de yerden göğe kadar haklı. Ama kaçımızın aklına Serpil Çakmaklı denince bu filmler geliyor ki?
Hazır konu Banu Alkan'a gelmişken, "Neremi?" şarkısını beğendi mi acaba? "Beğenmedim. Sözler Banu'nun kişiliğine ve sinema çizgisine çok yakışıyor. Ama beyni insanların kendisiyle dalga geçtiğini almıyor mu acaba? Meslektaşım olduğu için üzülüyorum." Kendi yaptığı kaset içinse "Cahildim o zamanlar, ismimin kullanılmasına izin verdim. Pişmanım," diyor. Şöyle bir bakıldığında Serpil Çakmaklı'nın hatası bol bir yaşam sürdüğünü farkediyor insan. Örneğin Mert Çakmaklı ile yaptığı ilk evliliği. "Çok çocuktum. Şimdiki aklım olsa yapmazdım. Evdeki baskıdan kurtulmak için 16 yaşında bir lise öğrencisiyken, ailemin karşı çıkmasına rağmen evlendim. Sonradan evliliğin ne kadar zor olduğunu gördüm ve tekrar ailemin yanına kaçtım." Yapılan kontrolde bekaretinin tam olarak bozulmadığı ortaya çıkmış, bunu açıkladığı ilk gazeteci de benmişim. Bunun bana sağladığı katma değerin ne olduğunu ise hala çözemedim.
Birincisi altı ay, ikincisi ve üçüncüsü iki yıl civarında süren üç evlilik geçmiş başından. "Siz kötü bir eş misiniz?" diye sormadan edemedim. "Ben evlilik müessesesini çok seviyorum. Ama iki tarafın da sorumluluğunun bilincinde olması gerek. Ben hep aynı şeyi söyledim: Beni aldatan kocayı boşarım." Eminim ikinci kocası Can Apa bunu iyi biliyordur. "Beni çapkınlıkları konusunda uyarıyorlardı ama evli olduğumuz dönemde akşam 6 - 6.5 gibi eve gelirdi. Yapacak zamanı olmadığını düşünürdüm. Bazı akşamlar işçileri arardı, 'Can Bey bir sorun var, hemen işyerine gelmeniz gerek,' diye. Meğer o zamanlar yapıyormuş. İşçilerini bu işin içine sokacak kadar küçülmüş yani."
Haddimi aşarak Can Apa'ya bir öneride bulunmak istiyorum. Bundan sonra aynı şeyi denemeyi düşünürse iş gezisi yöntemini kullansın. Sordum soruşturdum, en garantilisi oymuş.

© 1999 Milliyet