18 Nisan - 25 Nisan 1999 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
   KİTAP
   SİNEMA
   MÜZİK
   ASTROGİZEM
   TAROT
   BRİÇ
   SATRANÇ
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI


ALTMIŞ KADAR SEKS FİLMİNİN SENARYOSUNDA ONUN İMZASI VAR

Zzzıııt Errenköyy!

Efkan Kula

1981 yılında kaybettiğimiz Suavi Süalp hakkında Cihan Demirci bir kitap hazırlıyor. Absürd mizahın Türkiye'deki öncüsü olarak kabul edilen ustanın keskin zekası ve doğaçlama yeteneği unutulmadı.

Absürd mizahın Türkiye'deki öncüsü Suavi Süalp yeniden gündeme geldi. Geçen hafta bazı köşe yazarları tarafından yapılan, "Gündüz insan gece hırt" sözünün kime ait olduğuna ait yorumları idi ustayı bize hatırlatan. "Gündüz İnsan Gece Hırt" 1979 - 81 arasında Milliyet'te Suavi Süalp ve Bülent Arabacıoğlu'nun birlikte yaptıkları bir çizgi romandı.
Bu sözün Süalp'e ait olduğunu bilenlerden biri de Cihan Demirci. Demirci Süavi Süalp'in hayatını ve mizah anlayışını konu alan bir kitap hazırlıyor. Demirci "Oğuz Aral'ın bulduğu söyleniyor çünkü Aral kafamıza girmiş bir kere. Halbuki Süalp bulmuştu. Bunun gibi birçok lafın da sahibiydi," diyor. Demirci'yi kitap yazmaya itenler de buna benzer olaylarmış: "Hep kazık yemiş. Bu kitabı hazırlama fikri aslında oradan doğdu," diyor. Süalp'in unutulmasını siyaset dışı bir adam olmasına bağlayan Demirci, Oğuz Aral'ın, Süalp'in temelini attığı mizahla Gırgır'ı yaşattığını söylüyor. "Ama Süalp, Aral gibi disiplinli değildi. Bu yüzden de harcandı," diyor.
Süalp Sirkeci'de karabiber etiketleri yazarken, çalıştığı yerin üst katında çıkan TEF dergisinde yazarlığa başlamış. Absürd mizahıyla klasik yapıyı değiştirmiş. Meşhur "Zıt Erenköy" lafı ona ait. Bunun dışında Karagöz oynatmış, dergi ve gazete yazıları ile film ve tiyatro senaryoları yazmış. Bunlar arasında altmışa yakın seks filmi senaryosu da var. Küçük ilanları, seçme saçma sözleri geliştirmiş. Öztürk Serengil'le bir plak hazırlamış. Demirci'nin Eylül'de çıkarmayı düşündüğü kitapta Süalp hakkında, aralarında Kandemir Konduk, Umur Bugay, Oğuz Aral, Mesut Ekener gibi isimlerin de bulunduğu 33 kişiden görüş ve anekdotlar derlenmiş.

Umur Bugay (Senaryo yazarı):
Pratik bir zekası vardı. Bir çok entelektüelin zor çözeceği şeyleri çözerdi. Yüzünde hep bir tebessüm ve hınzırlık vardı. Absürdün Türkiye'deki başlangıç noktasıydı. Hak ettiği değeri bulamamış bir insan.

Kandemir Konduk (Mizah yazarı):
Nisan ayında doğup nisan ayında ölen Süavi Süalp absürd yaşamını yaptığı mizaha taşıyan, ve yaşamınca sanki hep "1 Nisan" şakası yapan bir mizahçıydı. Bir gün, senaryosunu yazdığı "Aç Koynunu ben geldim" adlı oyuna gittik. Rasim Jülide'ye (Romeo - Juliet) evlenmek istediğini söylüyor. Jülide de "Buzdolabı şu kadar para, çamaşır makinesi, mobilya, halı vs." diye sayıp duruyor ve evlenmelerinin zorluğundan sözediyordu. Sonunda Rasim göğsünü açtı ve içinden Türk bayrağı çıktı! Ve de haykırdı: "Jülide, bizi kurtarır ancak, göğsümdeki al sancak!.." Salon alkıştan yıkılıyordu. Suavi gülerek kulağıma eğilmiş "Bunu boşuna yazmadım, bizim millet ne zaman bayrak görse alkışlar," diyordu."

Oğuz Aral (Mizahçı):
Hiç kimseye yaltaklanmadan, onurlu bir şekilde kalemi ile para kazanma hatasına düşerek yaşayıp gitti Suavi Süalp. Gırgır'da birlikte çalışmayı teklif ettim. Ama ondan sonra Suavi'yi koydunsa bul yerinde. Bekle bekle Süavi gelmez. Neden sonra kapıda o güleç yüzüyle gözüktü. "Oğuz geç kaldım ama öyle espiriler buldum ki, gülmekten kırılacaksın," dedi. Ceplerini karıştırmaya başladı. Paralar filan çıktı cebinden. Neden sonra pantolonunun cebinden küçük bir kağıt buldu. Başladı bana okumaya: "Seçme saçmalar... Senin de çekilecek bir tarafın kalmadı... İmza: Halat," deyip gülmeye başladı. Okumaya devam etti. "Kiralık ilanlar... Haberler... Anketler... Küçük ilanlar..." Bir aralık düşündüm, bu kadar çok şey bu küçücük kağıda sığar mı diye. Elindeki kağıdı aniden çekip aldım. Bir de gördüm ki elimdeki kağıt bomboş değil mi? Süavi Süalp o kadar espriyi doğaçtan yapmıştı...

Mesut Ekener (Karikatürist):
Yazın Hasan Mutlucan'la birlikte Küçüksu'da parasız kalmışlar. Mutlucan kıllı bir adammış. Süavi Baba "Gel senin vücuduna tutkal, kıllarına da tavuk tüyleri sürelim. Sonra da çadırın içinde uzaylı canavar diye millete parayla seyrettirelim," demiş. Mutlucan da tamam demiş. Çadırı kurup içinde Mutlucan'ı dediği gibi bir canavar haline getirmiş. Çoluk çocuk toplanmış. Bir ara çadırın içi acayip sıcak olup tutkallar kuruyunca Mutlucan'ın tüylerini germeye başlamış. Hasan Mutlucan bağırmaya başlamış, kan ter içinde çadırdan denize doğru koşmuş. Çocuklar, "Canavar kaçıyor, öldürün, taşlayın," diye başlamışlar taş atmaya.. Sonra o gür sesiyle türkü söylemeye başlayınca inanmışlar Mutlucan olduğuna.

Atilla Atalay (Mizah yazarı):
"Siyanürü zeytinyağı zanneden adam öldü" hikayesine çok gülmüştüm. Başlığın hemen altında şu satırları okursunuz: "Siyanürü zeytinyağı zanneden adam dün bir kalp krizi geçirerek öldü. 79 yaşında dünyaya veda eden Satılmış Maşa adındaki adam, çevresinde siyanürü zeytinyağı zannetmesiyle tanınıyordu. Nerde Siyanür görse "Aa, bak zeytinyağı," diyen Maşa'nın beklenmedik ölümü yakınlarını kedere boğdu." Bana göre, Süalp mizahının temelinde hep bu görünüşte sıradan ama bilinen anlamları alt üst edici, sarsıcı bir zeka var.

Gani Müjde (Mizah yazarı):
Salata dergisi beni mizaha yaklaştırdı. Hatta abim bana böyle dergileri okuyorum diye çok kızardı. Salata'da tekerlemeler, küçük ilanlar vardı. Onlara çok gülerdik, çok da etkilendik. Apolitik olarak bilinir ama aslında hikayeleri politiktir. Bugünkü mizahta çok izi vardır.

Yaşamı
23 Nisan 1926'da İstanbul'da doğdu. Güzel Sanatlar Akademisi'nde okudu. Akademiyi terk edip 1948'de ressamlık yapmaya başladı. 1954'de "TEF" dergisinde yazarlığa başladı. '56'da "Dolmuş" sonra da "Taş" ve "Karikatür" dergilerine yazdı. 1959'da "Çapkın Hırsız"ı çıkardı. '67'de "Akbaba" dergisine başladı. '71'de "Zavallı Behçet" ve "Meşhur Rezaletler" kitapları çıktı. 1972'de "Salata"yı çıkardıktan bir yıl sonra "Gırgır"a geçti, sonra Akbaba'ya döndü. 75'de "Çarşaf" dergisine başladı. 77'de Milliyet'te, 79'da Karakedi'de ve Çarşaf'ta, 80'de de Gırgır'da çalıştı. Üçüncü kitabı "Gene İyi Dayandık" ise gene o yıl çıktı. 14 Nisan 1981'de 55 yaşında öldü.

Bir Örnek: Mualla
Tam on kere aynı yerden geçiyorum, sen hala farkında değilsin... Maçka - Eminönü otobüsüne biraz dikkatli baksana... Şöför mahallinde kim oturuyor? İnsan kocasını tanımaz mı? Önceleri böyle değildin. Kapa pencereyi ve evde böyle dekolte dolaşma, yoksa akşama işini bitiririm!..
Kocan: Hasan Ağırbasan

© 1999 Milliyet