31 Ekim 1999 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
   SİNEMA
   MÜZİK
   ASTROGİZEM
   TAROT
   BRİÇ
   SATRANÇ
   G. PAZAR ARŞİV
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI

HOLLYWOOD'DA YILDIZ OLAN YOKSUL GÖÇMENİN ÖYKÜSÜ

Pistte tek başına

Kitaplık / Memetcan Demiray

Anthony Quinn'in "Tek Kişilik Tango" adlı otobiyografisi, Türkçeye çevrildi. Çevirmen Hilmi Artan'ın da vurguladığı gibi, kitap sadece Quinn'in yükseliş öyküsünü değil, bir dönemin sinema dünyasını da anlatıyor.

Sinema dünyasının yaşayan en önemli isimlerinden Anthony Quinn'in "Tek Kişilik Tango" adlı özyaşam öyküsü bu hafta ülkemizde yayımlanıyor. Yurtdışında 5 yıl önce okurla buluşan otobiyografiyi Hilmi Artan, İnkılap Kitabevi için Türkçeye çevirdi.
Anthony Quinn'in oyunculuğunu sevdiği için, yapıtı çevirmeye karar verdiğini söyleyen Hilmi Artan, "Bugüne değin okuduğum özyaşam öyküleri suya sabuna dokunmuyordu ama çok satıyordu," derken, "Tek Kişilik Tango"yu ilginç olarak niteliyor. 1915'te Meksika'nın Chihuahua kasabasında, İrlandalı göçmen bir baba ile Meksika yerlisi bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Quinn, Hilmi Artan'a göre özyaşam öyküsünde yaşadığı hiçbir zorluğu gizlememiş ve böylece farklı bir yapıta imza atmış. Quinn, özyaşam öyküsünü kaleme alırken, bir yazardan profesyonel destek de almış.
Hilmi Artan, çocukluk yıllarında Quinn'in önemli parasal sorunlar yaşadığını ve ailesiyle ABD'nin Kaliforniya eyaletine göç etmek zorunda kaldığını belirtiyor ve "O sıralar babası Francisco ölmüş, annesi de tekrar evlenmiş. Anthony Quinn annesini hiç affetmeyeceğini söylüyor, çünkü evlendiği adamın adı da Francisco'ymuş," diyor.
Quinn, ilk gençlik yıllarında, Artan'ın deyişiyle "artist olmak istediği sıralar" ayakkabı boyacılığından temizlikçiliğe dek birçok işte çalışmış. 1936'da her şeyden vazgeçip, bir Japon balıkçı gemisinde iş bulmuş. Gemi okyanusa açılmadan önce bir Los Angeles gazetesinde "artist aranıyor" ilanını görmesi, Quinn'in tüm yaşamını değiştirmiş. Trene atladığı gibi film stüdyosuna giden Quinn, "Parole" filminde küçük bir rol alarak sinema dünyasına merhaba demiş. Artan, sonrasını şöyle özetliyor: "Quinn, sürekli kötü adam rollerinde oynatıldığı için senaryo gereği çabuk öldürülüyordu. En sonunda dayanamadı ve New York'a kaçtı. Burada önemli bir başarıya imza atarak, 'Arzu Adlı Tramvay' oyunun taşra gösterimlerinde başrol aldı. Aynı rolü New York'ta Marlon Brando oynuyordu."
Bu başarılı dönemin ardından Quinn, Hollywood'a dönmüş. "Viva Zapata" ve "Ölmeyen İnsanlar" filmleriyle en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar ödülü almış. Hilmi Artan, bu noktada Quinn'in yükselme hırsını vurgularken, "John Steinbeck gibi birçok ünlüyle tanıştı, fırsatları değerlendirdi," diyor ve ekliyor: "Quinn'in yapıtı, bu anlamda o yılların sinema dünyasına ışık tutmak gibi de bir işlev üstleniyor."
"Tek Kişilik Tango"nun kimi yerlerinde, Quinn, nüfusuna geçirmediği çocuklarından özür de diliyormuş. Bugün Rhode Island'da yaşayan ünlü aktörün boş zamanlarında resim ve heykel yapımıyla uğraştığını; "yaşlılıkla ise asla barışamadığını" söyleyen Artan, "Ernest Hemingway gibi belli bir yaştan sonra intihar etmeyi doğru bulurdu ama bunu yapamadı," diyor.

Vasiyeti
Hilmi Artan, Anthony Quinn'in bir vasiyetle özyaşam öyküsüne nokta koyduğunu söylüyor. Artan'a göre vasiyetten çıkan sonuca bakılırsa; Quinn, ABD'li olarak değil, bir Meksikalı kimliğiyle, yerli geleneklerdeki gibi son yolculuğuna çıkmak istiyor. Quinn'in vasiyeti şöyle:
"Beni çam ağacından bir kutunun içine koyup toprağın 6 fit derinine gömmesinler, istemem. Bir kavanoz içinde şömine rafına bırakılıp unutulmayı da istemem. Hayır, bu konuyu enine boyuna düşündüm. Benim birçok çocuğum var. Onlar beni doğduğum Chihuahua'da bir tepeye kadar taşısın, sonra da kızgın güneşin altında terk etsinler isterim. Gençliğimin bereketli toprakları üzerinde yaşanan o sahneyi gözümün önüne getirebiliyorum. Kafamda vasiyetimi yerine getirecek olanlar için şimdiden tasarladığım böyle bir tepe var. Yükseltinin tam ortasına, akbabalara bir ziyafet çekilecek biçimde yatırsınlar beni. Çocuklarım kendi yaşamlarını sürdürmek için geri döndüklerinde kuşlar da bedenimi gagalamaya başlasınlar. Kuşlar beni önce parça parça midelerine indirecekler, sonra da fışkırdığım topraklara geri dönmem için, sonsuza dek Meksika'nın bir parçası olarak kalabilmem için, dışkı olarak kırlara bırakacaklardır beni."

Türkiye'de yakından tanınıyor
1941 tarihli "Kanlı Meydan" (Blood and Sand) adlı film, Anthony Quinn'i ülkemize tanıtan ilk yapımlardan biri. 1954'te başrolünü Kirk Douglas'ın oynadığı "Ulisse - Kral Ulisse'nin Maceraları" ve aynı yıl Federico Fellini'nin yönettiği "La Strada - Sonsuz Sokaklar", Quinn'i Türk sinemaseverlerle buluşturdu. O yıl Quinn, Hun İmparatoru Attila'yı da beyazperdeye taşırken başrolü Sophia Loren ile paylaştı. Yaklaşık 150 yapımda rol alan ve "Ziyaret" (The Visit) filmine prodüktör olarak da imza atan ünlü aktörün, Türkiye'de asıl öne çıkan yapıtları ise şöyle sıralanabilir:

  • Viva Zapata: Bu film, Quinn'e kariyerindeki ilk en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar'ını kazandırdı. Öyküsü ünlü yazar John Steinbeck'e ait olan ve Elia Kazan'ın yönettiği 1952 yapımı filmde Marlon Brando ve Jean Peters başrolü paylaşıyordu.
  • Ölmeyen İnsanlar (Lust For Life): Quinn, 1956'daki bu filde Kirk Douglas ile rol aldı ve performansıyla bir kez daha en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar'ını kazandı.
  • Zorba: Michael Cacoyannis'in senaryosunu yazıp yönettiği 1964 tarihli filmde Quinn, Alexis Zorba'yı canlandırdı ve bu rolüyle 1965'teki en iyi aktör Oscar'ını kaçırdı.
  • Çağrı: 1976 yapımı film, yurtdışında fazla ilgi görmemesine karşın, Arap ülkelerinde çok tutuldu. Quinn, İslamiyetin yayılma yıllarını konu alan filmde, Hz. Muhammed'in akrabalarından Hamza'yı canlandırıyordu. Mustafa Akad'ın yönettiği film, Türkiye televizyonlarında bugün bile sıkça gösteriliyor.
  • Diğerleri: Notre Dame de Paris (1956), Navaron'un Topları (1961), Arabistanlı Lawrence (1962), Şehir ve Adam (1971 - TV dizisi), Çöl Aslanı (1980), Onassis (1988 - TV dizisi), İhtiyar Adam ve Deniz (1990 - TV dizisi)...

    Görüşler
  • Erman Şener (Milliyet Gazetesi Sinema Eleştirmeni): Anthony Quinn yönetmene bağlı bir oyuncudur. Eğer oyuncu yönetimine özen gösteren bir yönetmenle çalışıyorsa harika bir plastik malzeme olur ve yönetmen ondan ne istiyorsa en iyisini alır. Yok, yönetmen onun ünü karşısında ezilirse, o zaman Anthony Quinn'i zaptetmek mümkün olmaz. Bizde yaygın olan deyimle "rol kesebildiği" kadar rol keser. Sinema yaşamında önemli bir dönüm noktası vardır. Olağanüstü yeteneğine rağmen, önceleri ona hiç şans tanınmamıştır. Günün birinde Cecile DeMille'in manevi kızı Katharine ile evlenmesi, onun meslek yaşamı için bir tramplen olmuş ve o trampleni gayet iyi kullanmıştır.
  • Tunca Arslan (Aydınlık Dergisi ve Radikal Gazetesi Sinema Eleştirmeni): Anthony Quinn, canlandırdığı birbirinden ilginç karakterlerle sinema tarihine çok net damga vurmuş, benzersiz oyunculardan biri. Her kılığa girebilen tam bir macera adamı. Basit bir köylüyü de canlandırdı, çaresiz aile babasını da; peygamberlik de yaptı, devrimcilik de; ringe çıkıp yumruk salladı ya da kırmızı pelerini boğaya uzattı; bazen kambur oldu, bazen deli dolu bir aşık... Meksika'nın yakıcı güneşinden olduğu kadar Ege'nin tuzundan da nasibini almış görünen bu yaşlı kurt, uçsuz bucaksız dünyalar sundu sinemaseverlere. Gelmiş geçmiş tüm büyük oyuncular içinde, yakışıklı mı, çirkin mi, sert mi, yumuşak mı, "iyi" mi, "kötü" mü olduğu konusunda bir türlü karar verilememiş başka bir isim yoktur. Ve "boy ölçümü" gerekirse, Anthony Quinn'in yanına, günümüz oyuncuları içinde ancak Marlon Brando, Jack Nicholson, Gerard Depardieu gibileri yaklaşabilir.
  • © 1999 Milliyet