|
|
|
Bir fuar şehri
Basel
Sibel Arna
Bir yanı Fransa, bir yanı Avusturya, bir yanı Almanya, sona kalan yanı da İtalya... İsviçre’de, Keltlerin kurduğu rivayet edilen Basel’i, Mücevher ve Saat Fuarı’nı görmekle kalmayıp, tarihi yerleri, alışveriş caddelerini, şık restoranları da gezdim
Bir yanı Fransa, bir yanı Avusturya, bir yanı Almanya ve diğer yanı İtalya. İsviçre komşu bakımından çok şanslı bir ülke. Ve bir o kadar da değişken. Fransa’ya yakın olan bölgeler Fransa, Almanya’ya yakın olan bölgeler Almanya gibi... İki dil de konuşuluyor.
İlk durak Zürih
İlk önce Zürih’e gittik. Alp Dağları’nın eteğinde ve Zürih Gölü’nün kuzeyinde yer alan şehir, birçok uluslararası banka ve sigorta şirketinin merkezi konumunda. İsviçre’nin en büyük kenti olan 400 bin nüfuslu Zürih, ayrıca alışveriş imkanı bakımından da zengin. Bahnhof (tren istasyonu) Strasse diye bir caddeleri var. Bu caddede hem büyük bankalar, hem de ünlü mağazalar bulunuyor. Bu caddede, yerin altında tüm bankaların altın rezervleri varmış. Eğer bir gün Zürih’e giderseniz, siz de altında altın kaynayan bir caddede alışveriş yapabilirsiniz.
Zürih, tarihi yapılar bakımından zengin. En ünlüleri, 8. yüzyıldan kalma Romanesk Büyük Katedral ve 13. yüzyıldan kalma St. Peter Kilisesi. Ayrıca birçok tarihi bina kafe, lokanta ya da kamu binası olarak kullanılıyor. Kış sporları merkezi de olan Zürih’e her sene on binlerce turist geliyormuş. Zürih’te önümüzdeki günlerde, pamuktan bir kardan adamın törenle yakıldığı bahar festivali düzenlenecek. Haberiniz olsun!
Swiss’in orijinali
İkinci durağımız Basel’di. Basel tam bir fuar şehri. Avrupa’nın en büyük fuar merkezi burada bulunuyor. Dolayısıyla oteller bakımından zengin bir kent. Bizim de yakından tadığımız Swiss Otel’in ‘orijinali’ burada, fuar alanının tam karşısında.
Ayrıca, İsviçre’nin toplam gümrük gelirlerinin üçte birinden fazlası Basel’den sağlanıyor.
Aynı zamanda İsviçre kimya ve ilaç sanayiinin merkezi olan Basel’in, Keltlerin Rauraci kabilesi tarafından kurulduğu sanılıyor.
Altı köprülü kent
Basel, Ren Nehri üzerindeki altı köprüyle birbirine bağlanan iki kesimden oluşuyor. Kuzeyi, kentin sanayi, güneyi ise, ticaret ve kültür merkezi. Kent tarihinin izlerini taşıyan mimari eserlerin büyük bölümü güneyde. 1019’da ibadete açılan, 1528’e kadar kentin tek katedrali olma özelliğini koruyan, Deliliğe Övgü’nün yazarı düşünür Erasmus’un gömülü bulunduğu Münster Katedrali, inşası 1521’de tamamlanan belediye sarayı, St. Martin Kilisesi ve tarih müzesi olarak kullanılan 14. yüzyıldan kalma Fransisken Kilisesi, kentin diğer önemli mimari zenginlikleri arasında. Ortaçağ döneminden kalma kent kapılarının üçü günümüze ulaşabilmiş. 1662’de kurulan Basel Sanat Müzesi, Basel’de yaşamış olan Hans Holbein, Konrad Witz ve Arnold Böcklin’in eserlerinden oluşan değerli bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor.
Döner restoran
Bir de Luzern’e gittik; İsviçre’nin kayak turizminin en canlı olduğu dağa. Adını mitolojiden alan Pilatus Tepesi’ne tırmandık. Ama Zeus’u göremedik. Tam 2.132 metre yüksekliği olan Pilatus tepesinde döner bir restoran var. Ankara’daki Atakule’nin bir benzeri. Bu restoran sayesinde karlar eridiğinde de Pilatus’a turist akını devam ediyor.
Notlar
Luzern’de, eskiden işkence şatosu olarak kullanılan şato, şimdi çok şık bir Fransız restoranı olmuş. İsmi Chateau Gütsch. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın.
Basel yakınlarındaki Kaptan Jo’s korsan restoranı, tek kelimeyle mükemmel. Korsan kılığına girip korsan gibi yemek yiyorsunuz. Elinizle; ağzınızı şapırdatarak! Koca koca bardaklarda şaraplar içip, doyasıya eğleniyorsunuz.
|
|
|