AB'de Türkiye destekçilerini zayıflatan sinsi plan bozulmalı

TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu (YİK) toplantısında gerek derneğin başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, gerek YİK Başkanı Mustafa Koç, gündeme ilişkin çok önemli mesajlar verdi. Türkiye'nin Avrupa Birliği rotasından saptırılmak istendiğini belirten her iki başkan da, AB karşıtlarının, Türkiye'nin yeminli düşmanlarıyla aynı rotada buluştuğuna dikkat çekti

TÜSİAD BAŞKANI ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ, YÜKSEK İSTİŞARE KONSEYİ TOPLANTISINDA KONUŞTU: "Düşünebiliyor musunuz, İmam hatip liseleri dışındaki bütün liseleri ahlaksızlık yuvası olarak gören bir zihniyet Milli Eğitim camiası içinde hâlâ kendine yer bulabiliyor. 21. yüzyıl Türkiye'sinde eğitim, bu zihniyetten kurtulmalıdır." Liseleri ahlaksızlık yuvası gören zihniyet Milli Eğitim'de yer bulabiliyor TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) dün Sabancı Center'da toplandı. TÜSİAD YİK Başkanı Mustafa Koç'un açılış konuşmasıyla başlayan toplantıda konuşan Arzuhan Doğan Yalçındağ, gündemdeki birçok konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın konuşmasının önemli bölümleri şöyle: Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, hem Türkiye'de hem yurtdışında, kasımda yayımlanacak Avrupa Komisyonu raporunun olumsuz çıkmasına bel bağlayan kesimler olduğunu söyledi. Arzuhan Doğan Yalçındağ, "Beklenti, birkaç kışkırtıcı tavırla karşılaşan Türkiye'nin kendisini AB rotasından ayırması ve 'alternatif seçeneklere' doğru sürüklenmesi... Bu sinsi planı bozmalıyız" dedi. "Ülkemizi birkaç nesil boyunca etkileyebilecek bazı konular var ki hükümetin, muhalefetin ötesinde, tüm toplumun bunlara sahip çıkmasına ihtiyaç var. Bu konulardan ilk akla geleni AB, bir diğeri de Milli Eğitim'dir. Gitgide artan tepkisizlik ortamında, ülkenin yetişmiş nesillerini güvence altına alması gereken Milli Eğitim alanı, hem mevcut kutuplaşmayı besleyen en önemli kaynaklardan biri haline getirilebiliyor hem de ülkenin geleceğine yönelik tamiri son derece güç tahribatlar yaratılabiliyor. Milli Eğitim, kutuplaşmayı besleyen önemli kaynaklardan biri olabiliyor "Hem Türkiye'de hem yurtdışında, kasımda yayımlanacak Avrupa Komisyonu raporunun olumsuz çıkmasına bel bağlayan kesimler var. Bu yaklaşımın temelinde Türkiye'de demokrasinin zayıflaması, AB'de Türkiye'nin üyeliğine destek veren kesimlerin gücünü zayıflatmak amacı bulunuyor. Yani beklenti, birkaç kışkırtıcı tavırla karşılaşan Türkiye'nin kendisini AB rotasından ayırması ve 'alternatif seçeneklere' doğru sürüklenmesi... Bu sinsi planı bozmalıyız. Eylül ayında yeni hükümet AB ile uyum çerçevesinde reform sürecine ivme kazandırmalı. TCK'nın 301. maddesinde yapılabilecek değişiklikler bu ivmenin başlangıç noktası olabilir." Türkiye karşıtlarının beklentisi, Türkiye'nin AB rotasından sapması "Günlük siyaset gündemin ilk sırasına oturdu. TÜSİAD olarak amacımız bu seçim döneminin, Türkiye için bir atılım fırsatına dönüşmesine katkı sağlamak. Her demokraside gerilimler yaşanabilir, ama biz siyaset sahnesinde hükümetiyle, muhalefetiyle, kurumlarıyla son derece karmaşık bir tablo yaratmayı elbirliğiyle başardık. Önümüzdeki seçimler, bu karmaşıklıktan kurtulmak için iyi bir fırsat. " Elbirliğiyle siyasette son derece karmaşık bir tablo yaratmayı başardık "Sorun ülkenin nasıl yönetileceği. Ülkeyi gererek, kutuplaşmayı artırarak mı, barışçı ve icraatçı yeni bir sayfa açmaya hazırlanarak mı? Cevaba yönelik sarih işaretleri henüz göremiyor olmamız, Türkiye'nin önündeki siyasi belirsizliği işaret ediyor. Oysa belirsizliklerle kaybedecek vakit yok. TÜSİAD olarak bu sürecin başından beri uzlaşmanın gereğine vurguda bulunduk. Şimdi bir kere daha altını çizmek ihtiyacı hissediyoruz ki Türkiye, bir kez daha uzlaşma eksikliği yüzünden cumhurbaşkanını seçememek, durumunda kalmamalı. Bu ülkede yaşayan her birey, doğal olarak, daha iyi bir yaşam standardı, daha sağlıklı ve mutlu yaşam koşulları, daha fazla özgürlük istemektedir." Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci bir kilitlenme olmamalı "AB'nin kişi başına düşen milli gelir ortalamasının yarısını yakalayabilmemiz için önümüzdeki 2007-2014 döneminde yüzde 6-7 civarında bir büyüme sağlamak zorundayız. Tabloyu doğru okuyarak yolu doğru seçip hızlı yürüyecek olan öncelikle siyasettir. İşadamları olarak siyasete bu kadar önem vermemizin nedeni ekonomik ve sosyal gelişmenin anahtarının siyasette olmasıdır. İcraatçı bir iktidar, yapıcı, denetleyici bir muhalefet Türkiye'nin önünü açacaktır." Siyasete önem veriyoruz çünkü anahtar siyasette "Son dört yıldır, makroekonomik istikrar açısından önemli mesafeler kat eden, AB ile müzakere sürecini başlatan Türkiye çok kısa bir sürede siyasi ve ekonomik kriz senaryolarının üretilebildiği bir atmosfere girdi. Son iki üç ayda siyasi sorunlarıyla dünya manşetlerinde yer alan bir ülke oldu. Çok anlamlı bulduğum bir halk deyimi vardır: 'Arabayı düz yolda şaşırtmak!' Cumhurbaşkanlığı seçim süreciyle başlayan dönemi, maalesef bu hale dönüştürdük. Yapılacak şey, kazanımları konsolide etmek ve önümüzdeki süreçleri iyi yönetmektir. TÜSİAD olarak seçimlerin kutuplaşmayı artıracak duygusal değer ve kimlik çatışmalarıyla geçmemesini çok önemsiyoruz." 'Arabayı düz yolda şaşırdık dünyada sorunlarla manşet olduk' "Türkiye coğrafi olarak bir yangın yerinin ortasında. Terör, kentlerimizin kalbine kadar girmiştir. Acımasız terör; masum insanlarımızı, vatan görevi yapan askerimizi, polisimizi hedef alıyor. Sorun, yüreğimizi dağlayan, çok boyutlu, dikkatli değerlendirilmesi ve siyasi mülahazaların çok ötesinde olması gereken bir sorundur. Konunun, devletin zirvesinde, tam bir eşgüdüm içinde, şüphesiz ki demokrasi ve güvenlik olgularının karşı karşıya getirilmediği bir zeminde yönetilmesi beklenir; nitekim bu yöndeki inancımızı ve bekleyişimizi koruyoruz." Terörle mücadelede güvenlik ve demokrasi karşı karşıya gelmemeli "Dış politikanın hangi çizgide yürütüleceğini bilmek çok önemli. Bu nedenle şu soruları sormak ve siyasilerimizden cevaplarını beklemek durumundayız. Türkiye'nin, Irak ile ilişkilerine yeni bir bakış açısı gelecek midir? Kafkaslar ve Karadeniz'de Türk dış politikası ne tür açılımlar yapacak, enerji güvenliği meselesi Türkiye'nin stratejik konumlandırmasında nasıl kullanılacak? Türk-Yunan ilişkilerinde yeni bir açılım öngörülmekte midir? Kıbrıs sorununda uluslararası sistemin harekete geçmesi nasıl sağlanacaktır?Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde bir rahatsızlık vardır. En azından kamuoyu açısından ABD'nin niyetleri ve hatta dostluğu konusunda bir tedirginlik yaşandığı vakıadır. Gelecekte bu ilişkileri hangi ortak çıkar ve değer paydaları üzerinde yeniden şekillendirmek düşünülmektedir? AB ile ilişkiler, sanki gündemden düşmüş gibidir. Konu adeta toplumdan uzak tutulmaktadır. Günler geçtikçe, Türkiye'nin 'kabuğuna çekilme' ve AB meselesini unutturma siyasetinin ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır." ABD'nin niyetleri, hatta dostluğu konusunda tedirginlik yaşanıyor Koç: Siyasette akıl tutulması yaşanıyor, ışık göremiyoruz Siyasi partilerin vitrin yenileme ve yeni isimleri kamuoyuna duyurma çalışmalarında gösterdikleri coşkulu çabayı parti programlarının paylaşılmasında da görmek istediklerini ifade eden Koç, şöyle dedi:"Geçtiğimiz birkaç ay içinde ülkede tartışılan konulara ve sergilenen yaklaşımlara baktığımızda Türkiye'yi hedefleri doğrultusunda daha ileriye götürecek bir dinamiğin ışıklarını görmekte zorlanıyoruz. Siyaset sahnemizde adeta bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız." Koç'un konuşmasının bazı bölümleri şöyle: TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mustafa Koç, YİK toplantısınan açılışında yaptığı konuşmada, "Siyaset sahnemizde adeta bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız" dedi. "Türkiye son 20 yılda önemli bir yenilenme döneminden geçti. İthal ikamesine dayalı kapalı bir ekonomiden dünya piyasalarına entegre olmuş rekabetçi bir ekonomiye geçiş sağlandı. Türkiye pek çok sektörde Avrupa'da ciddi pazar paylarına sahip oldu. Bu gelişmeleri daha hızlı ve güçlü gerçekleştirme potansiyeli var. Ancak ayaklarımızda ekonomik ve siyasi iktidarsızlık prangasıyla koşmaya çalıştığımız bu yarışa çok geç başladık. Yine de bugün gelinen nokta umut verici. Eğer bazı konuları ulusal stratejimiz haline getirirsek, bazı hedeflerimiz partiler üstü olursa, bugüne kadar oluşmuş olan zemini bir sıçrama tahtasına dönüştürebiliriz. Siyasi iktidarsızlık prangasıyla koşmaya çalıştığımız yarışa geç kaldık AB'ye tam üyelik idealine de işte bu nedenle dört elle sarıldık. Oysa bugün bakıyorsunuz ki birtakım siyasi partiler, kimi kuruluşlar ve kesimler, Türkiye'yi Batı dünyasından koparmayı bir siyasi alternatif olarak ülkenin önüne koymak için büyük bir çaba harcıyorlar. Bu kesimler, bunun en somut örneğini Türkiye'yi AB dışında tutmaya çalışarak gösteriyor. Bunu yurtdışındaki yeminli Türkiye düşmanlarıyla aynı amaçta buluşma pahasına yaptıklarını ve bu kapsamda sağ ve sol ideolojilerin dahi aynı potada buluşabildiğini görüyoruz." AB karşıtları, Türkiye'nin yeminli düşmanlarıyla buluşabiliyor "Türkiye'nin, ulusal çıkarları, stratejik gerçekler ile küresel gelişmeler kapsamında değerlendirildiğinde AB içinde olmasının gerektiği açıkça görülür. AB çevresinde güçlü bir çekim alanı oluşturuyor ve AB'ye üye olamayacak ülkeler dahi ekonomik ortak olarak bu çekim alanının içinde yer alıyor. Böyle bir ortamda AB dışında kalan bir Türkiye fiilen özel statülü bir ülke durumuna düşebilir ve AB'nin etrafında bir uydu haline gelebilir. Bu söylediklerim ne pahasına olursa olsun AB üyesi olmak şeklinde yorumlanmamalı. İçine kapalı bir Avrupa isteyen gruplar Türkiye karşıtı söylemlerin kısa vadeli getirilerine odaklandı. Bu kesim Türkiye'nin demokratik eksiklikleri, toplumsal duygusallığı, siyasal öz güvensizliği ve analiz hataları yüzünden AB üyeliği sürecinden kendi kendine kopacağını umuyor. Amaçları Türkiye'yi AB'nin siyasal karar sistemine ortak etmeden özel bir statüyle etkin alanları içinde tutmak." Türkiye, AB'nin dışında kalırsa uyduya dönüşür "İktidarda kim olursa olsun ülkenin yüzünü Batıya dönük olmasını temin etmek, piyasa ekonomisinin tüm kurum ve kurallarıyla egemen olduğu laik, demokratik, dışa açık bir Türkiye için çalışmak zorundadır. Türkiye'yi küresel gelişimin dışına çekmeye, yeniden içine kapalı devletçi bir Türkiye oturtmaya, yüzünü Batı'dan başka yönlere çevirmeye çalışmak onu yalnızlaştırmak ve geri kalmaya mahkûm etmektir. Bunu ulusal çıkar söylemiyle cilalayarak veya dini ideolojilerle soslayarak geçerli bir politika seçeneğiymiş gibi sunmak akla ve sağduyuya sığmaz.Çocuklarımızın geleceği, seçim meydanlarının basit siyasi mücadele taktiklerine veya ideolojik gösterilerine feda edilemez." Ulusal çıkar söylemiyle cilalanmış dini ideolojiyle soslanmış AB karşıtlığı Bugün gelinen noktada, Türkiye AB'ye tam üyelik sürecinde somut bir kurumsal yapı içinde ilerliyor. Kısa vadede önümüzde Fransa iç siyaseti, Kıbrıs, AB'nin iç kurumsal ve ekonomik sorunları gibi engeller var. Orta vadede ise tüm somut analiz etkenleri AB'nin Türkiye'ye doğru genişlemesinin lehinde... Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin tam üyelik sürecinin teknik gereklerini 2014 yılına kadar tamamlaması son derece gerçekçi bir öngörü... Türkiye bu güce sahip... Yeter ki, bütünleşme süreci içine girdiğimiz AB'nin iç gündemine daha iyi hakim olalım; iniş çıkışlardan, krizlerden duygusalca etkilenmeyelim... Devlet ve sivil toplum olarak, medya, pazarlama ve bilgi çağına uygun bir iç ve dış anlayışı geliştirerek zamanı kendi lehimize kullanabilelim. Biz tam üyeliğe hazırlanırken, AB de kendi değişimini gerçekleştirecektir.Bu çerçevede, Türkiye'nin Balkanlar, Karadeniz, Orta Asya, Akdeniz ve Orta Doğu'da oluşturduğu veya geliştireceği siyasal ve ekonomik işbirliklerinin bir alternatif siyaset değil, AB hedefinin gerçekleşmesine katkıda bulunacak önemli bir koz olarak görülmesi, her iki politikanın birbirine paralel gerçekleştirilmesi gerekir. Üyelik sürecinin gereklerinin 2014'e kadar tamamlanması gerçekçi bir öngörü TÜSİAD Başkan Yardımcısı ve Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, TÜSİAD'ın YİK toplantısında, Kuzey Irak'a yönelik bir operasyonun ekonomiye olası etkisini şöyle değerlendirdi: "Türkiye'nin güvenliği için alınan bir kararda ekonomiyi tartışmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Sınır ötesi operasyon askeri ve siyasi bir karardır, bu karar alınırken ekonomik dengeler düşünülmez."Türkiye'nin güvenliğinin her şeyin önünde olduğunu kaydeden Şahenk, "Rakamlar değişir, ekonomi iner çıkar, her şey düzelir ama kaybettiğimiz canları geri alamayız" dedi. Şahenk, "Vatandaşlarımızın hayatı her türlü ekonomik değerin üstündedir" diye konuştu. Şahenk: Güvenlik her şeyin önündedir

İzmit’te fuhuş baskını! Kıskıvrak yakalandılarİzmit’te, bir evde fuhuş yapıldığı ihbarı üzerine polis ekiplerince operasyon düzenlendi. Operasyonda fuhşa aracılık ettiği iddia edilen M.S. (31) ve sevgilisi H.A. (47) ile fuhşa zorlandıkları iddia edilen Azerbaycan uyruklu 2 kadın gözaltına alındı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber