Kahire'de bir Japon gülü

Kahire'de bir Japon gülü


OTOKOLİK / Levent Köprülü


       Herkesçe gizemli ve mistik bulunan Mısır'da, Kahire'deyiz. Bir randevumuz var. Beklediğimiz ise bir tanrıça veya kraliçe değil, Nissan'ın güçlü 4x4'ü Patrol. Aslında yıllarca kendisini kanıtlamış olan Patrol'a yepyeni bir araç dememiz yanlış olabilir. Zira mazisi, neredeyse 50 yılı buluyor. Ancak, son jenerasyonu 1998'de piyasaya çıkan Nissan Patrol'un bize göstereceği iki yeniliği mevcut. Bunların ilki, tıpkı küçük kardeşi Terrano'da olduğu gibi kromla kaplı yeni tasarım ön ızgara. Asıl yenilik ise, ön kaputun altında: 3.0 litrelik Di Turbo Dizel motor.
       Nissan'ın, yakıtın iyi yanmasını sağlayan ve "M - Fire" adını verdiği bir sistemle donattığı bu yeni motor, aracın 0 - 100 km hızlanmasını üç saniye daha kısaltırken, yakıt tüketimini de ortalama yüzde 20 oranında indirmiş. 158 beygirlik doğa dostu motor, "M - Fire" sayesinde daha fazla çekiş gücü, hız ve sessizliğe kavuşmuş.
       Gelelim içine... Bu heybetli aracın gösterge paneli oldukça sade ancak işlevsel tasarlanmış. Orta kısımda ahşap kaplama yer alırken koltuk ve konsoldaki deri ağırlığı fark ediliyor. Ergonomik tasarlanan ön konsolda, tam otomatik klima düzeneği, radyo - kasetçalar (CD hazırlıklı), elektrikli ayna ve far yükseklik ayar düğmeleri, denge çubuğu düğmesi, ayna ısıtıcısı gibi unsurları barındırıyor. Hız, devir saati, hararet ve benzin göstergelerinin yanı sıra hız göstergesi içinde dijital kilometre sayacı mevcut. Deri koltuklar ise elektrik kumandalı ve ısıtmalı. Sürücü kapısının iç kısmında, dört kapının cam kumanda ve merkezi kilitleme düğmesi yer almakta. Kapı içlerindeki harita cepleri ise geniş ve kullanışlı. Küllük ise, vites kolunun arkasına konumlandırılmış. Unutmadan; aracın arka kısmında katlanabilen iki koltuk daha mevcut ki, böylece yolcu sayısı 7'ye çıkabiliyor.
       Eh, artık yola koyulabiliriz! Aracın motoru, büyük hacimli dizel için oldukça sessiz. Patrol'ün Türkiye'ye gelecek otomatik şanzumanlı versiyonunu kullanıyoruz. Motor, bu kilolu aracı yerinden kaldırırken nazlanmıyor. Kolay devirlenen motor, akıllı şanzumanla birlikte otoyolda iyi bir performans sunuyor. Yumuşak karakterli süspansiyon, konforlu bir yolculuk sunarken, akıllı denge çubuğu sürüş güvenliğini artırıyor. Patrol'ün son sürati ise fabrika verilerine göre 160 km / h. Kimse duymasın ama, bunun biraz daha üstüne çıktığını bizzat gördük!
       Son günlerin modası "Desert Rose" türküsünü (!) mırıldanarak girdiğimiz çölde yaşadıklarımız ise, aracın sadece "uzun yol kuzusu" değil, aynı zamanda zor koşulların "adamı" olduğunu da kanıtladı. İri yapısından beklenmeyecek tırmanma kabiliyeti, kum tepelerini aşmada gösterdiği ataklık, "taşlı tarla" deyimini hakedecek türden bozuk zeminlerdeki yumuşaklığı kullanana keyif yaşatıyor. Tabii, bu keyfin bedeli birazcık yüksek. Ağustos ayında Türkiye'ye getirilmesi planlanan 5 kapılı Patrol'ün satış fiyatının, 40 milyarın üzerinde olacağı tahmin ediliyor.


Kimlik Kartı

       Motor : 3.0 lt. Turbo Dizel
       Beygir gücü : 158 hp (fabrika verisi)
       Şanzuman : 4 kademeli otomatik
       Boş ağırlık : 2425 kg.
       Tüketim : (Ort.), 100 km.'de 10.8 lt.
       Hızlanma : (0 - 100 km / h) 16.9 lt.
       Son sürati : 160 km / h (fabrika verisi)
       Aksesuvarlar: (standart) CD bağlantılı kasetçalar, ABS, sunroof, hırsızlığa karşı güvenlik sistemi, yolcu ve sürücü havayastığı, dijital pusula ve dış sıcaklık göstergesi.

Otomobilcinin notları:

       * Kahire'de geceleri otomobillerin far yakma zahmeti yok. Sadece önlerinde bir engel olup olmadığını merak ettiklerinde ya da bir başkasını uyarmak istediklerinde yakıyorlar. Biz Kahire'de gündüz far yaktığımızda, söndürmemiz konusunda sürekli uyarılar aldık. Herhalde far ampulü buralarda çok pahalı!
       * Trafik ışığı yok denecek kadar az. Kırmızı ışıktan nefret edenlere duyurulur...
       * Özellikle şehir içinde garip bir park anlayışı hakim: Tampon tampona... Bir aracın, bu yığından çıkması için, ancak bir vinçle mümkün olabilir. O yüzden düzgün tamponlu araç bulmak çok güç.
       * Trafikteki araçların büyük kısmı birer tarih abidesi... Görmüş, geçirmiş oldukları ise macunlarından belli.
       * Özellikle Kahireli sürücüler için söylüyorum; şayet fırsat verilmiş olsa her biri Kankkunen, Sainz veya Colin McRae olabilir!
       * Burada her saat ve dakika düğün dernek var sanabilirsiniz. Korna sesleri, tüm kente hükmediyor. Zira kornası sağlam olmayan araç, bu trafikte barınamaz.
       * Sürücülerde, bizde de olduğu gibi bir şerit tutkusu mevcut. Çoğu araç, şeritleri bir başkasıyla paylaşmamak için ortadan gidiyor.
       * Sonuç: İstanbul trafiğine laf etmeden önce bir soluklanıp, düşünün...

HAFTANIN GÜZELİ

     Bu otomobile saygı duyulur!
       Aslına bakarsanız, "patron" denildiğinde insanın içi ürperir ya, bu kez nedense tersi oluyor. Hatta bu "saf" tipli aracı görünce, karın kaslarınızın, gülmenin şiddetine dayanamadığı gibi, durumların ortaya çıkması da muhtemel. Adı (yani "PATRON"luğu) nereden geliyor bilinmez, ancak kendisi Hollanda'dan yollara çıkmakta. Bir zamanların (hatta şimdi bile) şirinlik timsali olan Citroen 2CV platformu üzerine inşa edilen PATRON, gücünü de, yine bu sevimli aracın minik motorundan alıyor. Komik bir ön görünüme, "nurtopu" gibi bir arka tasarıma sahip aracın motoru ise dışarı konumlandırılmış. Bir zamanlar oldukça başarısız olan bir klasik otomobili (adını bir hatırlayabilseydim) andıran PATRON'un, üç tekerlekli "motorsiklet sepeti" benzeri bir versiyonu bile var. Bu aracın son özelliği ise, "kitcar" (parçalar halinde alıp, kendiniz monte edebiliyorsunuz) olarak tasarlanması...

DUYDUK, ŞAŞIRDIK

     Dört kapı yetmeyince...
       Amerikalıların "geniş" ve "büyük" aşkı herkesin malumu. Zira ürettikleri otomobillerin birçoğuna bakarsanız, bu lafımın pek de "garip" kaçmayacağına hak verirsiniz. Çoğumuzun "cip" diye geçiştiriverdiği, ancak literatürde "SUV" yani "Sport Utility Vehicle" (Türkçesi spor amaçlı araç gibi birşey) sınıfına giren Chevrolet Suburban da, bu örneklerden sadece biri. Sırf genişlik ve rahatlık adına neredeyse kamyon boyutuna yaklaşacak olan bu aracın, Ford ve Lincoln gibi rakiplerinden pek de bir ayrıcalığı yok. Tabii ki şimdilik. Çünkü General Motors mühendisleri, bu dört kapılı aracın, sırf en arkadakiler rahat etsinler diye tam altı, evet "altı kapılı" bir versiyonunu üretmeyi kararlaştırmışlar. Arka kapıların da arkasında yer alacak bu iki adet "ekstra" kapı, tabii ki normallerinden biraz dar ve ufak olacak. Şayet bu "cinlik" beğenilirse, aynı firma çatısı altındaki GMC'nin bir modelinde de yer alacak. Hatta onun adı bile hazır: Yukon XXXL. Kısacası "battal boy."

Basketbol tutkunlarına mobil pota

       Böyle bir icadın, sadece "Zihni Sinir" ürünü olabileceğini düşünenler, şiddetle yanılıyor! Amerikalı bir basketbol tutkunu olan Jason Parr, çalıştığı firmanın bahçesinde pota olmamasından yakınırken, sonunda böyle bir çözüm üretmeye karar vermiş. DaimlerChrysler'da mühendis olan dayısı John VarnHagen'e de bu fikrini açan Parr, sonunda başarıya ulaşmış. Çok karmaşık bir düzeneğe sahip olmayan "mobil - pota", hemen her kamyonetin arkasına kolayca monte edilebiliyor. İstendiğinde katlanabilen bu potaya, bir de aracın arkasını koruyucu bir minderle güçlendiren Parr, şimdilerde firmadaki öğle tatillerini arkadaşlarıyla basketbol oynayarak geçiriyormuş. Buluşunun, ileride seri üretim pickuplarda aksesuar seçeneği olarak yer almasının en büyük dileği olduğunu belirten Parr, bunun patent haklarını Nike firmasına satmış bile. Eh, hayırlı sayılar...



Ümraniye'de dehşetÜmraniye'de psikolojik sorunları olduğu öğrenilen 1 kişi annesi, babası ve kardeşini silahla vurduktan sonra 4'üncü kattan atlayarak intihar etti. Annesi ile kardeşi evde ölürken babası ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber