‘Kızıl Kapitalist’ dünyayı kurtaracak mı?

‘Kızıl Kapitalist’  dünyayı kurtaracak mı?

BAŞLARKEN

“Zhongguo”, Orta Krallık, Hitay ya da bizim bildiğimiz adıyla Çin, dünya sahnesinde dört bin yıldır gösterimden inmeyen ve daha uzun süreler hep sahnede kalacak görkemli bir ülke. Çin, Hindistan ve Ortadoğu, dünyanın 19’uncu yüzyıla kadarki en önemli servet ve güç merkezi idi. Şimdi de yeni bir değişim sürecinin başındayız.
Yeni küresel sistem, uluslararası ticaret ve yatırımı kolaylaştıracak, uzun vadeli planlamaya imkân verecek yeterli istikrarı ve ekonomik büyüme ile kalkınmaya imkân sağlayacak yeni ve esnek bir model arayışı içinde.
Bu dizide; Türkiye’nin en büyük yatırımcılardan, ticaret, savunma ve enerji ortaklarından birisi olan bu ülkeyi değişik cevherleriyle yakından tanıma, öğrenme sürecine katkıda bulunacağız.
Çeyrek yüzyıl boyunca Uluslararası Enerji Ajansı, OECD üst düzey yöneticisi, işadamı ve yatırımcı olarak beni Çin’in dört bir köşesine taşıyan binlerce kilometrelik, yüzlerce günlük görev gezileri, keyif seyahatları, Çinli dostlarla sohbetler, Harvard ve LSE’de Çin üzerine verdiğim dersler ve bunların beyinsel harmanlaması olan binlerce sayfalık küçük küçük notlar.
Ve imbikten damla damla süzülen bu yazı dizisi...

1970’li yılların gözde kitaplarından “Çin Uyanırsa”yı ya da Edgar Show’un dünyaya kıta Çin’ini ilk defa takdim ettiği meşhur “Çin Üzerindeki Kızıl Yıldız”ını çoğumuz hatırlarız. O zamandan beri hep sorulmuştur. “Acaba Çin ne zaman uyanacak?” Daha gerilere gidersek, “Orada uyuyan bir dev var” diye başlıyordu Napolyon’un Çin’e ilişkin meşhur sözü ve arkasından uyarıyordu: “Bırakın uyusun; zira uyandığında bu dev dünyayı sarsacaktır.”
Uyanmak ne kelime bizim dev çoktan uyandı. Şimdi dünya düzenini sarsıyor, uluslararası rakip şirket yöneticilerini, siyasi ve askeri liderleri, teknoloji yaratıcılarını uykusuz bırakıyor. Onunla nasıl başedileceğine dair çalışmalar dünyanın en büyük stratejistlerinin ekmek parası.
Dünyanın uykusunu kaçıran Çin, aynı zamanda aklınıza gelebilecek hemen her alanda rekorlar ülkesi. En önemli rekor, 1.356.990.000 kişilik nüfusuyla dünyada her beş kişiden birisine evsahipliği yapıyor olması. Dünyanın en kısa adamı 74 santimlik He Pingping de bu ülkede, gezegenimizin en yüksek binası da...

30 yıllık müthiş yükseliş
20.000 km’den daha uzun kara, 18.000 km’lik de deniz kıyısı var. Komşularını sayarken yoruluyorsunuz: Kore, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Nepal, Sıkkım, Butan, Myanmar, Laos ve Vietnam ile çevrili. Denizden ise, Japonya Filipinler, Malezya, Endonezya ve Brunei ile karşı karşıya.
Çin, son 30 yıllık süratli kalkınmasıyla ona hepimizin bakışını radikal şekilde değiştirmeyi başardı. Son çeyrek yüzyılın ekonomik performansı binlerce yılın ticari kıvraklığının sosyalist düzende paslanmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Kimimiz Çin yüzünden dünyanın başına “sarı felaket” geleceğinden kaygı duyuyor. Kimimiz ise uzunca bir zamandır istikrarlı ve süratli şekilde büyüyen, uzaya insanlı araç gönderebilen, ucuz üretim üssü olmaktan çıkıp süratle teknolojik ilerleme sınırlarını zorlamaya başlayan bu ülkeyi dünyanın işbirliği yapılacak yeni “ekonomik süper gücü” olarak görüyor.

Ortalama büyüme, yüzde 10
Süratle artan enerji gereksinimi nasılsa küresel iklimi ve enerji ticaretini, yatırımlarını, jeopolitiğini önemli ölçüde etkileyecek. Yenilenebilir enerjiye en fazla araştırma bütçesi ayıran ülke. En fazla karbondiyoksit emisyon salımını yapan da o. Ödeyeceğimiz elektrik, dogalgaz ve petrol fiyatlarını da belirleme ağılığına sahip.
Bu kadar insanın beslenme ihtiyaçları, ne yiyip içtiği bizim gıda ve su güvenliğimiz ile yakından alakalı. İnşaatta, otomotiv ve tren sektörlerinde de lider. Rusya ve ABD’den sonra uzaya insan gönderebilen üçüncü ülke.
Ekonomik büyüklükleri gerçekten de başdöndürücü boyutta. Başka bir ülke yok dünyada onun gibi son 30 yıldır kesintisiz ortalama yüzde 10 civarında büyüyen. Yalnızca şişkinlik yaratacak büyümeye ve dış borçların aksamadan geri ödettirilmesine değil, koordine edilmiş, meyveleri toplum içinde yaygın bir biçimde dağıtılan ve aynı zamanda, toplumsal koşulları ve çevre sorunlarını da göz önüne alan bir büyümeyi hedefliyor.

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi

Pekin’e Mayıs 1989’da vardığımda hazırladığımız bilgi notlarına satın alma gücü paritesine göre kişi başına Çinli gelirinin 800 dolar olduğunu yazardık.
Dünya Bankası’nın satın alım gücü paritesine göre yaptığı hesaplamalarda, Çin, halihazırda ABD’nin ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisi olarak beliriyor.
Hong Kong ve Tayvan’ın da hesaplamaya dahil edilmesi halinde “Büyük Çin Ekonomik Bölgesi” dünyanın en büyük ekonomisi. Ancak, Çin’in kişi başına gelir ve yaşam standardı bakımından bırakın ABD ve Japonya’yı, Asya’daki yeni sanayileşmekte olan en mütevazi ülkeleri bile yakalaması için en az birkaç kuşak daha geçmeli.
Merkezi yönetim ile nispeten daha gelişmiş olan Guangdong, Fujian, Hainan gibi eyaletlerin ve Özel Ekonomik Bölgelerin yöneticileri arasında izlenecek ekonomik yaklaşım ve yaratılan katma değerin (ve vergilerin) paylaşımı üzerinde sık sık ihtilaflar başgösteriyor.

Gelir dağılımı dengesiz
Şanghay’da ortalama kişi başına düşen milli gelir Güney Kore seviyesinde. Fujian eyaleti Güney Afrika ile Tibet ise ancak Kamerun ile kıyaslanabilir. Bu tablo karşısında, Çin ile ekonomik ilişkileri sadece “kalkınmış” doğu bölgeleri ile kısıtlamaktansa, Çin’i birden çok, farklı yapılarda ve farklı seviyelerde pazarın tek bir ulusal sınır içerisinde yan yana gelmiş hali olarak görmek ve bu çerçevede “kalkınma potansiyeli” olan bölgelere de ağırlık vermek gerekiyor.
Batının içine düştüğü ve kolay kolay çıkamayacağı amevcut bunalımdan çıkış için, 3 trilyon dolara yaklaşan döviz rezervleriyle “Kızıl Çin”in yegane “çare” olabileceği konuşuluyor. Amerikan Hazine bonolarına yatırdığı 1 trilyon dolar civarındaki tasarrufunu çekmesi Washington’u, dünyanın en büyük ekonomisini tepe taklak edebilir. Bu gidişle “yeni ekonomik süper güç” olarak ABD’yi geride bırakmasi için Goldman Sachs’ın öngördüğü 2035’i beklemesi gerekmeyecek gibi anlaşılan.

Çinliler Türkiye’den 18 milyar $ kazançlı

Sadece geçtiğimiz Mart ayı ticaret hacmi 365 milyar doları buldu. Oysa dış ticareti 1970’lerin sonunda 20 milyar dolar idi. Bu rakam, 2000’de 475 milyar dolar, 2008’de 2.56 trilyon dolar ve nihayet gecen yıl yaklaşık 4 trilyon doları buldu. 2012 sonu itibariyle bunun 24 milyar doları Türkiye ile ticaret. Bizden 18.5 milyar dolar ticaret fazlası kazanıyor her yıl. Cari açık için, enerji ithalatının yanı sıra başka “suçlu” arıyorsak Pekin’e doğru uzanmamız gerekiyor.
Aynı şekilde doğrudan yabancı yatırım çekmede de dünya liderliğini sürdürüyor. 112 milyar dolar gelmiş Çin’e sadece gecen yıl. Doğrudan yabancı yatırımların bu yıl gerilemesi şaşırtıcı olmayacak. Esasen çoğu bizim “bıyıklı” dediğimiz cinsten sermaye. Yani, varlıklı Çinlilerin yurtdışına kaçırıp yabancı yatırım güvence ve kolaylıklarından yararlanmak üzere Hong Kong, Singapur ve Tayvan’daki denizaşırı Çinliler ya da Cayman Adaları gibi vergi cenneti merkezlerden geri gönderilen para.
Bu ülke yatırım çekmekle kalmıyor aynı zamanda dünyanın dört bir tarafına muazzam boyutlarda yatırım da gönderiyor: 2012’de 77 milyar dolar.
Geçen yıl başta Lüksemburg olmak üzere Avrupa ülkeleri, 12.6 milyar dolar ile Çin yatırımcılarının (çoğu kamu şirketi) en gözde kıtası idi.

Dünyayı baştan şekillendirecekler

Yaşadığımız dönem aslında Çin’in hedeflerine ulaşmasını hızlandıracak fırsatlar sunuyor. “Finansal titanik” nedeniyle dengeler, ‘nisbi güçler’ temelinde yeniden kurulacak.
Çin, sadece uluslararası ticaret ve yatırımda değil küresel jeopolitik kartların yeniden karılıp rol dağıtımı yapılmasında, çevre ve enerji güvenliği senaryolarında ve de yeni toplum mühendisliği çabalarında dünyamızın dengelerini temelden etkiliyor, yeniden biçimlendiriyor. Önümüzdeki dönemde Çin’in tetiklediği jeopolitik, parasal, enerji, teknolojik, ekonomik ve toplumsal ortamlar, ekolojik denge, dramatik şekilde bugünden farklı olacak, yeni bir küresel güçler dengesi ortaya çıkacak, hayatımızı derinden etkileyecek.
Sadece Washington, Londra, Tokyo ve Brüksel tek başlarına karar veremeyecek artık yeni küresel düzenin nasıl biçimlendirileceğine bu defa.
Moskova, Pekin, Yeni Delhi, Brasilia, Dubai, Singapur, Türkiye gibi yeni yükselmekte olan güçlerin başkentleri de müdahil oyuncu olarak katılmak istiyorlar. Onlarsız oluşturulacak yeni düzenin pek anlamı yok.
Asya değerlerinin evrensel diye sunulan Batılı değerlere karşı üstünlük sağlamasında da bu ülkeler kilit rol oynuyor. Batının değer sisteminin yerine ne konulacağında da Çin’in Konfüçyus inançları gündeme geliyor.

Mehmet Öğütçü kimdir?

1980’lerden bu yana Çin ile oturup kalkan, “Orta Krallık”ın yaşamsal önemini erken aşamada kavrayıp hükümeti ve iş dünyasını bu ülke ile “stratejik ortaklık” için uyandırmaya çalışan bir isim Mehmet Öğütçü. Pekin’de diplomat olarak görev yaptı.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın Çin dahil Asya-Pasifik programını yürüttü. OECD’nin Küresel Yatırım Forumu’nun Başkanı olarak dünyanın en fazla yabancı sermaye çeken bu ülkesine reform çabalarında katkı sağladı. British Gas ve Invensys şirketlerine Çin’in kapısını açtı.
Çin üzerine 1980’lerden bu yana özgün, yol gösterici çalışmalar hazırladı.
Halen merkezi Londra’daki Global Resources Corporation’ın Başkanı. Brüksel’deki uluslararası enerji teşkilatı Energy Charter’in “özel elçisi”. Yarım düzine çokuluslu şirkette yönetim kurulu üyesi, stratejik danışman.

YARIN: BATI’DAN ROL ÇALDILAR, ÜRETİM PASTASINI KAPTILAR

TEM'de feci kazaİstanbul Sarıyer’de TEM otoyolu FSM çıkışında yolun karşısına yaya olarak geçmeye çalışan bir kadına otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle savrulan kadın olay yerinde feci şekilde can verdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber