Eleştiri yapmak 'ağzına geleni söylemek' değildir

Attığımız her adım doğru olacak diye bir kaide yok. İnsan yaptığı hatayla öğreniyor. Bu yüzden anne ve babalar uyarılıyor.

Çocukları hata yapan anne ve babalar, 'anne ve baba' olmanın getirmiş olduğu misyonla beraber çocuklarına karşı biraz fazla 'öğretmen' moduna giriyor.

Halbuki çocuklar hata yapmalı, kendi hatasını kendi görebilmeli.

Ve elbette herkes, istisnasız herkes eleştirebilmeli, herkes eleştirilebilmeli.

Eleştiri yapmak 'ağzına geleni söylemek' değildir

Kim kimi neden eleştirir?

Önce buna bakmak lazım.

İnsan sevdiğine kızar, sevdiğini önemser, sevdiğinin yanlışına dikkat çeker.

Sevmediği insana kızmaz, sevmediği insanı önemsemez, sevmediği insanın yanlışına göz yumar.

Yani eleştiri alırken doğru bir üslup kullanmak gerekiyor; elbette sizin tabirinizle 'yapıcı' olmak gerekiyor.

Bitti mi?

Hayır.

Eleştiri alırken "Karşımdaki kişi benim iyiliğimi önemsemese bana kayıtsız kalır, demek ki beni dikkate alıyor" diye düşünüp, çizgiyi aşmamalı.

Çizgiyi aşınca seviye düşüyor.

Seviye düşünce de olmuyor, olamıyor.

Söz konusu eleştiri olduğunda birçoğumuz çuvallıyoruz, evet...

Televizyon programlarında "Zekiye hanım, bakın size saygım var ama..." deyip Zekiye Hanım'a gereksiz yere yükleniyoruz.

Ağzımıza geleni söylüyoruz ve haliyle Zekiye hanım da eleştirilere SERT cevaplar veriyor.

Sonra ne oluyor?

"Aman canım, Zekiye hanım da hiçbir eleştiriye gelemiyor!"

Yahu siz eleştiri yapmasını biliyor musunuz acaba?

'Yapıcı eleştiri', 'Yıkıcı eleştiri' diye bir fark yokken ortada, bir anda 'Ama ben yapıcı eleştiri yapıyorum' kılıfları buluyoruz.

Eleştirilerle imtihanımız konusuna Seren Serengil'in dün yaşadıklarından tutun da günlük hayatımıza kadar bir dolu örnek verilebilir.

Eleştiri konusunda daha cool davranışlar sergilememiz dileğiyle...

 

twitter.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr

Bu makaleye ifade bırak