Cumartesi

20.05.2017 - 02:30

En büyük festival fiyaskosu

Dünya Bahamalar’da astronomik bilet fiyatlarıyla düzenlenen, reklamlarında modellerin, internet fenomenlerinin boy gösterdiği “süper lüks” Fyre Festival fiyaskosunu konuşuyor

Sitene Ekle
Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez mehmet.tez@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Düşünün, 4 bin dolara bilet satın alıyorsunuz. VIP falan değil, normal bilet. Tropik adada festivale gideceksiniz. Palmiyelerin ardında güneş batarken sahnede en ünlü DJ’ler olacak. Instagram’da takip ettiğiniz bütün internet fenomenleri, az ünlüler, yarı ünlüler, çok ünlüler eşliğinde (elbette hepsi mayo ve pareolarıyla, ellerinde kokteyllerle birkaç metre uzağınızda hafifçe sallanıyor olacak) Karayip akşamının tadını çıkaracaksınız. Üstelik bunu Karayipler’deki “özel” bir adada yapacaksınız. 

Bilet fiyatları 1250 dolardan 12 bin 500 dolara kadar çıkıyor. Bazı bilet paketlerinin fiyatı 100 bin dolar. Hayalleri, beklentiyi siz düşünün. Ancak ülkemizin güzide bir duvar yazısında da belirtildiği gibi “Hayaller Paris, gerçekler Eminönü” durumu Bahamalar’da da var.

Sahnede kimse yok

Uçaktan inip cennet Great Exuma Adası’na ayak basar basmaz Bahamalar’ın sert toprağına kafayı çakmanız bir oluyor. Lüks çadır dedikleri, kasırgada dağıtılan afet çadırları (gerçekten, lafın gelişi değil). Sahnede kimse yok. Valiz kayıp. Tavuklu sandviç, makarna ve bulabildiğiniz meyveler arasından henüz Karayip neminin ve güneşinin çürütemediklerini ayıklamak zorundasınız.

Suyu idareli kullanmak lazım çünkü sınırlı. Yeterli aydınlatma olmadığından gece olunca göz gözü görmüyor. VIP sefillik. Robinson Crusoe’nun bile ıssız adasında daha fazla lüksü, en azından huzuru vardı, kafası rahattı. Adaya gelmek için binlerce dolar bayılmamıştı.

Bahamalar’da büyük umutlarla ilk kez düzenlenen ve reklamları bikini modeli kızlar ve fenomenler, Ja Rule’dan (festivalin organizatörlerinden) Bella Hadid’e muhtelif ünlüler üzerinden yapılan, sporcuların, film yıldızlarının görselleriyle tanıtılan, “yeni Coachella” diye pazarlanan, festivallerin geleceği diye gazlanan etkinliğe katılanlar şükredemediler. Salgın hastalık, açlık, güneş çarpması, susuzluktan, bunların hiçbiri değilse sıkıntıdan ve sinirden ölmedikleri için dua ederek geri döndüler.

Festival iptal oldu. Ne Drake ne Blink 182 ne de orada sahneye çıkması gerken 40 kadar sanatçı oradaydı. Fiyaskonun detayları günler sonra ortaya dökülüyor: Fyre Festival, 25 yaşındaki girişimci Billy McFarlan’ın Fyre Booking App adlı biletleme uygulamasının tanıtımı için düzenlemeye giriştiği bir etkinlik.

Fyre Festival, büyük bir organizasyon fiyaskosu ama olay, bu yönüyle sosyal medyayı ve günümüz iş yapma modelini özetleyen çarpıcı bir vaka.

Birincisi, sosyal medya bu sahte cennet algısının yaratılmasına yarıyor. 25 milyon dolar gibi bir para sadece internet fenomenlerine dökülmüş. Reklam yapmaları için. Bu festivali daha hiç gidip görmeden övmeleri için. Oradaki hayali atmosferi yaşatmaları için. Festivalin yüzleri olmaları için. Onlar için fark etmiyor, bugün kafe tanıtıyorlar, ertesi gün bir ayakkabı, daha sonra festival, dizi, koltuk, lüks konut... Milyonlarca takipçileri var ve herkesin bu kitleyi kullanmak için ağzı sulanıyor.

İkincisi, sosyal medya, bilet satın alan katılımcıların eliyle adadaki gerçek durumu belgeliyor. Lüks “cabana”lar afet çadırı, tadına doyulmaz ziyafet ise kaşar ekmek ve su. Emily Ratajkowski de geliyor, Kendell Jenner da orada olacakmış. Kimse yok. Kuru ekmek var.

İşin ilginci şöyle satır araları var haberlerde. Mesela festival öncesinde kısa sürede sosyal medyada 300 milyon “etkileşim”e ulaşılmış. Herkes bu ve benzeri rakamlara bakarak milyonlarca dolar yatırmış. Tamam o zaman. Zaten başka bir şeye gerek var mı? Festival neden yapılıyor? Etkileşim için.

Etkileşim günümüzün sihirli kelimesi. Her şeye değer bir şey etkileşim. Etkileşimler yüksekse “tamam” o zaman. Reklamveren de sponsor da tatmin oluyor. Kimse “Adada ne yiyeceğiz?” diye sormaya gerek görmüyor çünkü etkileşim bayağı iyi. Çünkü telefonlarımızdan bakınca her şey gayet güzel görünüyor.

Dava açan açana

Gerçek hayatta ise durum farklı. Mesela festivalin biletlerini satan Tableist adlı şirket parası geri istenen 8 bin bileti için festivale dava açıyor. 3.5 milyon dolar tutarındaki bu biletlerin yanında milyonlarca dolarlık tazminat davası yoldaymış. Bir start up olan bu şirketin değeri yüzde 40 düşmüş. Muhtemelen bu davalar bitince batacak.

18 bin bilet karşılığı 190 milyon dolarlık bir paranın Fyre Festival tarafından geri ödenmesi isteniyor. Ayrıca sponsorlar, yatırımcılar, bu festivale hizmet veren şirketlerden alınan paralar var. Herkes dava için mahkemelerdeymiş.

Konu çok uzar, ben uzatmayayım, Sizin anlayacağınız: Bir, hayat her zaman Instagram’da göründüğü gibi değil. İki, bu olay günümüz sisteminin ne kadar hassas ve kırılgan temeller ve değerler üzerine inşa edildiğini gösteriyor. Bir imajın oluşması da yıkılması da ışık hızıyla olabiliyor. Üç, bir ihtiyaç ve ana akıma protesto olarak ortaya çıkan “festival”in, zamanla salt hedonizme, ekonomik değerlere ve etkileşimlere bağlı bir imaj şovuna dönüşmesi en basitinden üzücü.

Masa üstünden notlar

“Triplicate” - Bob Dylan

Nobel’i kazanması da, gidip almaması da, açıklama yapmaması da, daha sonra yapması da geçen aylarda mevzu olan, kimilerini kızdıran, kimilerini sevindiren ama 70’lerinde hâlâ gündemde olan Bob Dylan, 30 yeni kaydı içeren üç CD’lik bir koleksiyonla karşımızda. CD bizim müzik mağazalarımızda da raflardaki yerini aldı. Dylan’ın Amerikan klasiklerini cover’ladığı, yorumladığı bir albüm bu. “As Time Goes By”ı, “P.S. I Love You”yu ve diğerlerini bir de ondan dinleyin. 

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.