Bu başlık ilk okuduğunuzda kulağa saçma gibi gelse de aslında kadınların sıklıkla yaşadığı bir sendromun sonucudur: bunu-bana-nasıl-yapar-aklım-almıyor sendromu.

Yeni biri ile tanıştınız, ilk gördüğünüz andan itibaren gözünüzün içine bakıyor. Her söylediğinizi onaylamalar, her fırsatta size olan beğenisini dile getirmeler... Abartılı iltifatlar, jestler, sözler, hediyeler, planlar, akşam yemekleri vs. İlk başlarda çok önemsemiyordunuz ama zamanla siz de onun bu hallerine alıştınız ve şımartılmak hoşunuza gitmeye başladı. Eh, kimin hoşuna gitmez ki?!

Gelin görün ki bir anda başlayan böylesi abartılı ve samimiyetsiz ilişkiler kısa süre sonra erkeğin heyecanını yitirmesi ile birlikte bitmeye mahkumdur. Kelebeğin ömrü gibidir, erkeğin egosunu tatmin etmesi ile beraber 1 aya kalmaz sonlanır. Ve arkasında ne yapacağını, kime kızacağını bilmeyen, öfkeli, kendine olan güveni sarsılmış, şaşkın bir kadın bırakır!

Oysa ki bilindik bir Nasreddin Hoca fıkrası bu durumu çok güzel özetler: Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanmıyorsun? Ve cevap da aynı şekilde nettir: İnsan sadece inanmak istediğine inanır.

Kaçan kovalanır. Peki ama neden, hiç düşündünüz mü? Temel içgüdülerinizi bir kenara bırakın ve mantığınızın sesini dinleyin. Ve itiraf edin, siz de zaten aşkınızdan ölmüyordunuz. Siz o adamdan değil onun size olan yalakalığından hoşlanıyordunuz. Madem ki bu tavrından vazgeçti, o zaman güle güle yolu açık olsun. Terk edilmenin verdiği bocalama ile kendi kendinize büyük bir aşk hikayesi yazıp onu ne pahasına olursa olsun geri kazanacağım gibi bir deliliğe girişmeyin. Çünkü aslında ortada kazanılan da kaybedilen de birşey yok. Egonuzun esiri olup kendinizi yok yere hırpalamayın. Kimseye birşey ispatlamak zorunda değilsiniz, özellikle de daha düne kadar varlığından haberdar olmadığınız bu şıpsevdi kişinin sizin hakkınızda artık ne düşündüğü kimin umurunda? Bizim umurumuzda olmadığı kesin, sizin de olmasın!

Ah, bu işin bir de evlilik sendromu boyutu var. Devamlı didişen, birbirini iğneleyen, fiziksel görünümünü eleştiren, gülerken çıkardığı sesten yemek yiyişine kadar irrite olan, kavga eden ama ısrarla evlenmek isteyenler. Haftanın 2 günü görüşüp onca kusur bulup şikayet ederken, 7 günün 24 saatini beraber geçireceklerini hesaba katmayanlar. Hemen buradan bir kez daha hatırlatalım; gıcık olduğunuz biri ile evlenmek zorunda değilsiniz. Evlilik güzeldir ancak aşkın kaynağı değildir, sevgisizlik baki kalır. 

Baharın gelişi ile beraber tazelendiğiniz, ferah bir dönemin başlangıcı olsun bugün.

Sibel ŞENGÜL