Aşkolsun!

Aşkolsun!




Bugün seçim günü ve inanın kimin kazanacağını yazıp seçim kanunu tarafından gazeteciliğe getirilen sınırlamaları delmeye kalkışmayacağım. Hem zaten 'Sevgi Kazanacak.'
İstanbul'daki E5 karayolu üzerinde, trafiktekilerin hızla geçerken gördüğü dev panolarda yazılı KOCAMAN harfler böyle söylüyor. Bizim mahalledeki eşit derecede DEV bir afişteki, İKİ METRE BOYUNDAKİ harflerde de 'Önce Sevgi' yazıyor. Kim, 'Boyun önemi yok,' diyorsa, kuşkusuz o belediye başkanı seçimlerine katılmamıştır.
Politikacıların satmaya çalıştığı tek şey kibar bir sevgi duygusu da değil. Bazı duygular bundan bile güçlü. Bazıları 'İstanbul için aşkla yola çıktıkları' vaadinde bulunuyorlar örneğin. Aşkla mı?! Ben dışarıya şemsiyeyle çıkmayı bile hatırlamakta güçlük çekiyorum. Gözlerimi kapayıp onlara bakmazsam, çöpümü toplamak konusunda güvenebileceğim epey aday var. Ama sanırım iş ölümsüz aşklarını ilan edip bana bir öpücük vermeye gelince, orada sınırı çekerim.
Şüphesiz ki, Türk siyaset hayatında, benim anlamakta geciktiğim bir şeyler oluyor. Ülkenin belli yerlerini gezdim ve arada sırada bir yol yapacağına, parka bir ağaç dikeceğine veya banyo musluğundan çamur dışında bir şeylerin akacağına söz veren bir adaya rastladığım oldu. Kilometrelerce uzunluktaki süslemelere rağmen bu tür sözler gerçekten de işin istisnası. Politikacıları kanalizasyonun durumu ile değil, kalplerinin temizliği ile değerlendirmemiz isteniyor. Ne oluyor burada?

En iyisi az vaat!
Belki politikacılar seçmenlerin yarım yamalak tamamlanan beklentilerden ne kadar bıktıklarını anlıyorlar ve yeni vaatlerde bulunmanın ne kadar büyük ahmaklık olacağını görüyorlar. Adaylar binlerce toplu konut inşa edecekleri sözünü verdiğinde, seçmenler mutlulukla kollarını havaya kaldırıp, 'Babaannemiz için de bir oda olacak mı?' diye sormuyor, onun yerine politikacıların masa altından ne kadar kazanacağını merak ediyorlar. Politikacılar ne kadar az vaatte bulunursa, o kadar iyi.
Başbakan kuşkusuz bu yeni akımı takip ediyor ve seçim mitinglerinde onu dinlemeye gelen kalabalığı azarlayıp hükümetten bırakın onlara iş bulmayı, sorunlarını da çözmelerini beklememelerini söylüyor. Bu da, bir şey yapmaya niyetleri olmadığını söylemenin yeni yöntemlerini bulmak zorunda kalan siyasi rakiplerini hızla sollamasını sağlamış durumda. İşler böyle devam ederse, yerel belediye başkanları 2009 yılının seçim kampanyalarını, gayet düzgün asfalt yolları bozmak ve arnavut kaldırımlarındaki taşları sökmek için buldozerleri göndererek sürdürecekler.

Çiller baştan çıkarmıştı
Biraz düşününce, aslında yerel politikacılar, halka hizmet etmeyi kesmiş değil. Sadece onları motive eden şeyler daha önceki yılların siyasi söyleminden o kadar farklı ki. Genç Ecevit toplumsal adalet duygusuna ("Bu düzen değişmeli"), Özal ise gelişim isteğimize ("Çağ atlıyoruz,") hitap etmeye çalışmıştı; Demirel ise son yıllarında bizi parayı harcamaya, harcamaya ve harcamaya teşvik etmişti (Reklamlarında Tansu Çiller'e biri kendi evimizin, diğeri de kendi arabamızın olmak üzere iki anahtarı sallatıp bizi baştan çıkarttırmıştı). SHP, seçmenleri sıkılmış bir limona benzetmişti, ki bu gerçekten de garip bir şeydi. Acaba onlar insanları tekrar sulandırmak yerine, onları sevmek vaadinde bulunsalardı hÉla iktidarda olurlar mıydı?
Ne yazık ki aklıma eski stand - up esprisi geliyor. "Eskiden bir kız arkadaşım vardı ve kız ....'un (boşluğu Nixon, Bush en çok nefret ettiğiniz politikacı kimse onunla doldurun) yanında çalışıyordu. O ülkeye ne yaptıysa, ben de aynısını kıza yapmaya çalışıyordum."
Ama tabii bu aşk başka tür bir aşk. Eski partilerin yaptığı hata eğitim ve medeniyet sözleri vermeleriydi. Reklam ajansları şimdi onlardan, dev otobüslerde gezip hoparlörlerden yaşlı teyzelere sarılma sözü vermelerini istiyor. Bir politikacı "sevgi" afişinde kendisini sıradan bir vatandaş gibi göstermeye çalışıyordu. Yüzünde büyük bir tebessüm vardı; elinde ise balık oltası. Sorun şuydu ki üzerindeki takım elbise ile kravatı çıkarmamıştı.

Ağar'ın bez değiştirmediği kaldı
Bu Başbakan'ın yapacağı bir hata değil. Siyasi söyleminde Allah lafı pek geçmiyor, ama "aşktan" epey söz ediyor. "El ele vererek inşallah Erzurum'u doğunun en ileri kenti haline getireceğiz. Bu tabii bir aşk istiyor, gelin bu aşkı bize yaşatın." Başbakan Erdoğan geçen gün böyle konuştu. Saadet de onu takip ediyor. Nurettin Sözen'in "Önce İnsan" lafını hatırlıyor musunuz? Saadet şimdi "Önce Sevgi" diyor. Bir tek "Devlet Bahçeli sizi öpüyor," lafı eksik kaldı veya Mehmet Ağar'ın bir bebeğin bezini değiştirdiğini gösteren bir afiş.
Yazıyı buraya kadar okuduysanız, umarım mahallenizi veya kentinizi idare etme görevini en iyi yapacağını düşündüğünüz adaya oy verecek zamanınız kalmıştır. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ve elbette sevgiyle.



BUSINESS



















21 Eylül 2019 Magazin Bülteni21 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber