Beyti'nin 'iş ilkesi'

Imf temsilcilerinin seyahat ve temas programının kalıbı değişti. misyonlarına İstanbul'da dert dinleyerek başlıyorlar. Biz de dinleyecek birini bulunca acındırmak için elimizden geleni yapıyoruz





Beyti lokantalarının sahibi Beyti Güler'e İstanbul'un Florya semtinde üç dönüm bahçe içindeki modern lokantanın yerini nasıl seçtiğini sordum. "Ben seçmedim... Başkaları seçti" dedi ve de şunları anlattı: "Fırıncılık yapıyorduk. Harp sonu işler bozuldu. Küçükçekmece'deki yerimizde küçük bir aşevi açtık. Köfte, kurufasulye pişirip 4 masalı aş evinde para kazanıyorduk. Derken işler büyüdü. Köftemiz ünlendi. Et lokantası olduk. 1950'li yıllarda işler iyice patladı. Pan American Havayolu'nun uçaklarına yemek vermeye başladık.
Lokantamıza devlet adamları geliyordu. Yabancı misafirleri lokantamızda ağırlıyorlardı. Lokantanın ünü yayıldı.
O yılların Cumhurbaşkanı ve Başbakanı yaz tatilinde Florya'da iken onlara yemek servisi yapıyordum. Küçükçekmece'deki lokantanın uzak olduğunu, yabancılara daha iyi bir mekanda yemek yedirmek gerektiğini söylediler. Sonra o yılların valisine ve belediye başkanına, "Beyti'ye Florya'da bir arazi tahsis edin de, üzerine lokanta yapsın" diye emir verdiler.
Bunun üzerine zamanın yetkilileri Florya'da değişik araziler bulup bana teklif etmeye başladılar.
Babam o yıllar hayatta idi... Olan biteni duyunca 'Evladım' dedi. 'Devletin bedava arsası veya ucuz arsası üzerine kuracağın işten çok rahatsız olursun. O arsaya piyasa değerinin üzerinde de para ödesen yıllar sonra bu arsanın sana hediye edildiği söylenir...' Ben babamın sözüne önem veriyordum ama, bana bir iyilik yapmak isteyen devlet adamlarına bir şey söyleyemiyordum...
Bir gün babam geldi... 'Bak oğlum' dedi... 'Madem ki Florya lokanta binası yapmak için iyi bir semt, diyorlar, ben sana orada 3 dönüm arsa aldım. 160 milyon lira para ödedim... Ne yapacaksan kendi arsanın üzerine yap..."
Beyti Güler babasından çok önemli bir "iş ahlaki dersi aldığını" söylüyor. Ve diyor ki: "Ya o dönemin devlet adamlarının ve politikacılarının bana tahsis ettiği devlet arazisi üzerine tesis kursa idim... İktidarlar değişince daha sonraları başıma neler gelirdi?.." Beyti Güler kendi arazisinde lokanta kurmuş da başına bir şey gelmemiş mi? Bu defa da "iş ahlakına uyarak" yalan beyanda bulunmadığı için büyük harçlar, vergiler ödemiş...
O yıllarda lokanta yatırımları teşvik kapsamında olmadığı için, turistik tesis sayılmadığı için, ona yardımcı olmak isteyenler tavsiyelerde bulunmuşlar. "Lokanta binasını pansiyon olarak göster... Altını işyeri olarak beyan et..." O bunları yapmamış. Ama bedelini de para olarak ödemiş...
"Olsun..." diyor... Parasını ödedim ama, "iş ahlakına uyduğum için" bugüne kadar hep rahat ettim. Hiç başım ağrımadı...

IMF "ağlama duvarı" değil
Yıllar önce IMF temsilcileri, sadece kamu sektöründe çalışanlar ile temas eder, kamu kuruluşlarının rakam ve belgelerini değerlendirirdi. Zamanla meslek kuruluşları ve gönüllü kuruluşlar da kendi konularında raporlar hazırlamaya başladı. Odalar Birliği, odalar, sendikalar, TÜSİAD yayınlarında kendi ilgi alanlarında bilgiler verir oldu. IMF bunlardan da yararlandı. Temsilcileri daha sonra bu kuruluşlardan doğrudan bilgi alma alışkanlığı edindi, seyahat ve temas programının kalıbı değişti.
Şimdilerde IMF temsilcileri misyonlarına İstanbul'dan başlıyor. Odaları, dernekleri ziyaret ediyor, işadamlarıyla, danışmanlarıyla yemek yiyor, dert dinliyor sonra Ankara'ya gidiyor. Bizim bir özelliğimiz, karşımızda bizi dinleyen birini bulduğumuzda tüm dertleri sıralamamız, kendimize acındırmak için elimizden geleni yapmamızdır.
İşte bu nedenle IMF şimdilerde "ağlama duvarı" haline geldi... İstanbul'da bazıları dört gözle IMF'yi bekliyor. Nasıl ağlanacağının provası yapılıyor... "Ben daha fazla ağladım. Vakit yoktu ben iyi ağlayamadım" türü yarışmalar başladı.

Danışmanlar da katılıyor
IMF temsilcileri "Kapitalist Güçlerin Komiserleri" olarak kabullenilince ve de bunların devlet üzerinde büyük yaptırım gücüne sahip olduklarına inanılınca, ortaya çarpık bir tablo çıkıyor...
"- Bakınız size neler anlatacağız... Dudaklarınız uçuklayacak..." diye başlanılarak "olur olmaz kirli çamaşırlar" sergileniyor. Daha sonra da... "- Başbakana baskı yapınız... Bakana söyleyeniz... Hükümeti zorlayınız..." tavsiyesi ile özel istekler sıralanıyor... Bankacı rakip bankayı kötülüyor... İhracatçı kur politikasını eleştiriyor. "Döviz düşük kaldı... Doları yükseltin" diyor... İşadamı "Programını değiştirin. Piyasa açılsın" tavsiyesinde bulunuyor.
Özel sektör kuruluşlarına danışmanlık eden kadrolar da IMF temsilcileri ile yapılan toplantılara şu veya bu şekilde katılıyor. Onlar da "danışmanlık becerilerini sergilemek, ünlerini artırmak arayışında" bolca eleştiri yapıyor.
IMF temsilcileri, İstanbul'da bu şekilde doldurulmuş karıştırılmış kafalarla Ankara'ya gidiyor. Orada "zavallı bürokratlar", onlara ülkenin iyiliklerini anlatmak için ne kadar çırpınsa, onlar kafaları daha önce doldurulduğundan ve karıştırıldığından çok şeyi anlayamıyor.

TV'lere, gazetelere anlatıyorlar
İstanbulluların işi IMF temsilcilerine ağlamak ile bitmiyor. Her toplantıdan sonra, toplantıya katılanlar kapının önüne çıkarak TV kameraları önünde mümkün olduğunca daha uzun kalarak, IMF temsilcilerine neler anlattıklarını hikaye ediyor... Gazete muhabirlerine demeçler veriyor.
IMF gibi kuruluşlar "ağlama duvarı" değildir. Ülke insanı bu kuruluşların temsilcilerine kendi ülkelerini veya yöneticilerini şikayet edemez. Bu kuruluşlara imkan ölçüsünde ülkenin iyi yanlarını, potansiyelini sergilemekte yarar vardır. Kimseden yalan yanlış beyanda bulunması, olmayanı olmuş göstermesi beklenmez. Ama IMF'nin misyonu dert dinlemeye ve dertlere çözüm bulmaya gelmiyor. Ankara'yı devamlı eleştiren bir İstanbul yabancılara nasıl güven verir?

Çarpık tablo düzeltilmeli
Bu işin bir de ahlaki yanı var... Fırsat buldukça ülkeyi, sistemi, hükümeti eleştirmek, iyilikler yerine devamlı kötülüklerini sergilemek kime ne kazandırıyor ki? IMF temsilcilerinin İstanbul temasları yasaklanarak bu çarpık tablo düzeltilemez ama İstanbul'da temas edilen kurum ve kuruluş sayısı arttıkça tablo daha da çarpıklaşıyor. Her kurum ve kuruluşta IMF temsilcileriyle bir araya gelenler ağlama yarışını hızlandırıyor.... Ümit İstanbulluların hatalarını anlamaları işin ahlaki boyut ve sorumluluğunu kavramalarıdır.



BUSINESS





















Yaralı akbaba, jandarma ekipleri tarafından kurtarıldıMalatya'da devriye görevi yapan jandarma ekipleri, buldukları yaralı akbabayı tedavi ettirdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber