Geri Dön

'Bu çay, çay değil'

Türk çayı için önce 'Bu çay bu nefasetle dünya piyasalarında kabul görebilir' raporu veren ingilizler, 10 yıl geçmeden bu kez 'Kokusuz, tozlu ve tatsız' olduğu gerekçesi ile 'bu çay, çay değil' raporu verdiler. Şimdi maliyetinin beşte birine (30 sent) ihraç edilen Türk çayı, iyi çayların maliyetini düşürmek için 'dolgu çay' olarak kullanılıyor

'Bu çay, çay değil'



Bu çay, çay değil


1947 yılında Rize'de kurulan ilk çay fabrikasının çayları Londra Çay Borsası'na gönderilip değerlendirme istendi. Eksperler, çeşitli testler yaptıktan sonra rapora şunları yazdılar: 'Bu çay, Hindistan Drejling çayları ayarındadır. Bu nefasetle, dünya piyasalarında kabul görebilir.'
Sonraki yıllarında, Rize çayı sürekli olarak Londra'ya gönderildi. Gelen raporlarda hep aynı şey yazıldı; 'Drejling çayı nefasetinde...'

'Darjeeling çayı ayarında'
Hindistan'da Himalaya Dağları eteklerinde, 1000-1200 metre yükseklikteki Darjeeling bölgesinde yetişen çaylar, açık ve berrak rengi, rahat içimi ile dünya piyasalarında rahat alıcı buluyordu. Batum'dan getirilen fidanlarla Rize'de kurulan bahçelerde yetiştirilen çay da Darjeeling çayı ayarındaydı.
Ancak, 1952-53 yıllarında Rize çayı için Londralı eksperlerin yazdığı raporlar tatsızlaştı. Rize çayının, 'bulanık, kokusuz, tatsız ve tozlu' olduğundan söz ediliyordu. 1955 yılında gelen raporda çok daha kötüydü: Raporda 'Bu çay, çay değil' yazıyordu. Londra'da test işinden vazgeçildi.

Demokrasi çay'a yaramadı
Niye böyle oldu?... Belki başka nedenler de var ama çok kimse, durumdan 'demokrasiyi' sorumlu tuttu. Dönem Türkiye'nin demokrasiye geçtiği yıllardı. Denilir ki, 'Rizeli'nin oyunu isteyen siyasiler çay işine burnunu soktu, çay bozuldu.' Yani demokrasi çaya iyi gelmedi.
Türkiye, bugün, dünya pazarlarında alıcısı olmayan bir çay üretiyor. Dünya pazarlarında seçkin çayların kilosu 2 dolar, orta çayların kilosu 1 dolara satılırken, ÇayKur'un 30 sent fiyatla ihraç edebildiği çok az miktardaki çay, iyi çayların maliyetini düşürmek için dolgu maddesi olarak kullanılıyor.

1 dolara satıyorlar
57'inci hükümetin kilosuna 22 sent verdiği yaş çayın fiyatı, bu yıl 59'uncu Erdoğan hükümeti tarafından 31.5 sent (450 bin TL. / kg.) olarak belirlenince, Karadenizliler'in sesi soluğu çıkmadı.
Beş kilo yaş çaydan bir kilo kuru çay çıkıyor. Buna göre bir kilo kuru çayın maliyeti 1.5 dolar. İşçiliği, ambalajı, dağıtımı, toptancı, perakendeci kârı var. Bunları üst üste koyan Çay-Kur, bir kilo Rize çayını son zamla 7 milyon liraya satmaya başladı. Yani bir kilo ambalajlı çayı yaklaşık 5 dolara satarken, Çin, Hindistan ve Sri Lanka (Seylan) İstanbul Limanı teslim kilosu bir dolaa çay teklif ediyorlar.

'Rizeli kızar' diye korkuyorlar
Rize çayı, biriken sorunların altında boğuluyor. Dünyada toptan fiyatı 1 dolar olan çayı, 5 dolara satan Çay - Kur sürekli zararda. Hükümetler, zararı kapatmak için köklü önlem yerine, Hazine'den trilyonlar aktarmayı tercih ediyor. Çünkü, köklü önlemin Rizeli seçmeni kızdırmasından korkuyorlar. Bu arada piyasaya giren kaçak çay miktarı her yıl biraz daha artıyor.
1986 yılına kadar teke olan Çay - Kur, halen yıllık 90-100 bin ton kuru çay üretimi ile pazarın hakimi. Özel sektörde pazarın güçlü firmallarından Ofçay yıllık 14-16 bin ton kuru çay üretiyor. Ofçay'ın kurucusu Burhan Kasap, Rize çayının boğulmak üzere olduğunu belirterek şöyle diyor:

3 dolar gümrükle korunuyor
"Rize çayının maliyeti yüksek. Maliyetleri azaltacak, kaliteyi yükseltecek önlemler alamadığımız için, kaçak çay miktarı her yıl artıyor. Kaçak çay girişinin 50 bin ton/yıl olduğunu tahmin ediyoruz. Devlet, Rize çayını korumak için ithalata 3 dolar gümrük uyguluyor. Ama, gümrüğü dolanan yabancı çayın, 'Rezene' adı altında pazara girişi önlenemiyor."
Rize çayı iyi işlendiğinde Hindistan'ın Himalaya Dağları eteklerindeki Darjeeling yöresi çayları nefasetinde bir çay olduğunu hatırlatan Burhan Kasap, "Çay da kaliteyi yükseltmek için Çay-Kur'un siyasal etkilerden arındırılması gerekli. Çay bahçelerinde budama yapılmalı, 2.5 yapraktan fazlası toplanmamalı, fabrikalar kapasitesini zorlayarak çay işlememeli. Üçüncü sürgün hasadı kısıtlanmalı."
Tüketim fazlası çayın ihracat şansı olmadığını belirten Kasap, bu nedenle üretimin kısıtlanmasını öneriyor. Kaçak çay girişinin önlenmesi ve maliyetlerin makul düzeylere çekilmesi halınde çay sorununun önemli ölçüde çözüleceğini belirten Kasap Çay - Kur'un özelleştirilmesi hakkında da şöyle diyor;

'Çay - Kur'u özelleştirmek zor'
"Çay-Kur fabrikaları şehirlerin içinde kaldı, arazileri kıymetlendi. Şimdi bir çay fabrikasının makinaları 1 trilyon, arsası 3 trilyon değerinde. Devlet bu fabrikayı 4 trilyona satmak isterse alıcı burayı konut arsası yapmak amacıyla satın almak ister. Bu paraya bu fabrikaları, fabrika olarak kimse satın almaz. Çünkü, şehir içindeki fabrikayı 4 trilyona alacağına, gider dağ başında 1 trilyona yeni bir fabrika kurarsın. Devlet bunları 4 trilyona satamaz. Bir trilyona satarsa da ağır eleştirilere maruz kalır. Devletin, Çay-Kur'un zararından kurtulmak için bu fabrikaları özel sektöre satabileceğini zannetmiyorum. Tek çare, bunları gerçek sahipleri olan üretici ve işçiye devretmektir. İşçi ve üretici ve fabrikaları daha verimli çalıştırabilir."

Çayı niye pahalı içiyoruz?
Çin, Hindistan, Sri Lanka gibi ülkelerde el emeği ucuz. Yüzbinlerce ton çay elle toplanıyor. Türkiye'de el emeği görece pahalı diye Makasla toplanıyor. Bu da kaliteyi düşürüyor. İşe siyaset karışıyor, üretime uygun olmayan yörelerde yetiştirmeye izin veriliyor. Fabrikalar kapasitesinin üzerinde çay işlelemeye zorlanıyor. Bunlar kaliteyi düşürüyor. Siyasiler seçim endişesi içinde fiyat veriyorlar. Çay-Kur'da aşırı istihdam da maliyeti artırıcı bir neden olarak gösteriliyor. Sayı, politik nedenlerle makul düzeylere indirilemiyor. Çay-Kur'da yüzde 55'i bulan işçilik maliyeti, özel fabrikalarda yüzde 10-14 düzeyinde. Bunların sonucunda kilosu 5 dolara yerli çay içiyoruz. Halbuki 2.5 - 3 dolara çok daha nefis yerli çay içebiliriz.

100'e yakın fabrika kapalı
1986'da Çay-Kur tekeli kaldırıldığında 'yüzlerce' çay fabrikası kuruldu. Ancak çoğu battı. 100'e yakın fabrika kapalı. Bunlardan birini satın alan 'tokatçılar', üreticiden satın aldıkları yaş çayı işledikten sonra ortadan kayboluyorlar. Bugüne kadar bu şekilde 20 - 22 kadar 'tokatçı' olayının yaşındığını belirtiliyor. Burhan Kasap, "100 milyara kapalı bir fabrikayı satın alan tokatçı, çayını satacak yer bulmayan üreticiden, bir yıl sonra ödemek üzere çay alıyor. Aldığı çayı yüzlerce milyara satarak, ortadan kayboluyor" dedi.

BUSINESS





















Doğum anında depreme yakalandılar! İşte o anlar...Elazığ'da yaşanan 6,8'lik deprem anında doğum ile ölüm korkusu aynı anda yaşandı. Deprem anında çekilen görüntülerde Malatya'da özel bir hastanenin doğumhanesinde deprem anında yenidoğan bebeğin sağlık kontrollerini yapan sağlık çalışanları yer alıyor. Sağlık çalışanlarının o anlardaki soğukkanlılığı ise görüntülere böyle yansıdı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber