Ekonomik takiye

Ekonomik takiye




Ekonomi büyüyor. Romano Prodi, ta Ankara'ya, Tayyip'in sırtını sıvazlamak için geldi. Hatta, işin daha da garibi, yakında Kuzey Kıbrıs'ta gerçekten çözüm isteyen bir hükümet olabilir. Washington, 'neocon'lar (yani 'yeni muhafazakarlar') tarafından ele geçirildiyse, o zaman Ankara'yı da 'neoop'lar (yani 'yeni iyimserler') fethetti. Bunlar son derece iğrenç bir şekilde neşeli olan, tozpembe renkli gözlüklerle gezen ve düşen faiz oranları ile tek haneli enflasyon hakkında, normalde 12. imamla konuşurken kullanılabilecek saygı dolu ses tonu ile konuşan bir grup insan. Onlar için kötü haberin hiçbir anlamı yok. İngilizce'de buna ördeğin sırtındaki su diyoruz, onlarda hiçbir iz bırakmıyor; borsacıları ise bunu 'satın alma fırsatı' olarak değerlendiriyor.
Yıllarca, yorumcular Türk ekonomisini uçuruma doğru yürümeye niyetli olan bir adama benzettiler. 2000 yılının Kasım ayında adamcağız aşağı düştü, üstünü başını silkeledi ve birkaç ay sonra tekrar uçuruma doğru yürüdü. Şimdi ise bütün bunlar değişmiş gibi görünüyor. Son birkaç ay içinde, hükümet arada sırada bir uyur gezer gibi boşluğa doğru yönelmek istediyse de piyasalar onu bağırarak uyardı, hükümet buna çabuk tepki gösterdi ve hemen IMF'nin çizdiği yola geri döndü.

Zilin gürültüsü
Peki Türkiye gerçekten kalıcı reform yaratacak stratejilere dört elle sarıldı mı? Bunun böyle olduğunu düşünmek güzel olurdu, ama bir uyarı zili kafamda çalıveriyor. Ne zaman arabamın vergisini ödemeyi düşünsem bu zil daha da gürültülü bir ses çıkartıyor. Verginin derecelendirilmesinin bir sakıncası yok, özellikle de hava kirliliğini cezalandırmak ve enerji tasarrufunu ödüllendirmek gibi saygın bir politika güdülüyorsa. Bu vergi ise küçük bir Varlık Vergisi gibi sunuldu; Hazine için para bulma gayreti ile yapılan, ama toplumsal eşitliğin umursanmadığı bir şey. Hükümet ilk teklifini, kamuoyunun baskısı yüzünden çekmek zorunda kaldı, ama henüz ikna edici bir takım yeni kriterleri bulmuş değil.

Vergiye bakmak lazım
Bu başarısızlık korkunç bir devalüasyona ve faiz oranlarının tavana vurmasına sebep olmayacak. Öte yandan bir hükümetin başarılı olup olmadığını denemenin oldukça basit bir yöntemi var: Hükümet, adil ve iyi işleyen bir vergi kanunu çıkarabiliyor mu, yoksa çıkardığı vergi kanunu, sürekli bakım gerektiren külüstür bir araba gibi mi?
Neyse ki hükümet, daha önceki yönetimlerden daha başarısız olmadığını, hatta belki çok daha iyi durumda olduğunu söyleyebilecek durumda. Herkesin söylediği gibi, çoğunluk hükümeti olmasının ve muhalefet olarak karşısında, seçmenlere eski kötü günleri hatırlatmaya kararlı görünen bir parti bulunmasının avantajlarını kullanıyor. Kemal Derviş'in hükümet politikasını adil bir şekilde eleştirmeye çalıştığı doğru, ama bugünkü meclis bakımından değerlendirildiğinde, biraz 'antika' kalıyor.

İndiğinden hızlı çıkar
Önceki rejimden kalan tek kişi olan Derviş'in varlığı, bize aynı zamanda, hükümetin kendisine önceki hükümetten miras kalan bir programı sürdürdüğünü ve Türkiye konusunda kuşkucu davranmaya alışık olan uluslararası bir seyirci kitlesini uzun vadeli planları olduğu konusunda ikna etmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ancak, zeki bir muhalefetin olmayışı, yeni iyimserlikle birleşince, yeni tehlikeler oluşuyor.
Piyasa, Türkiye'nin düzelmekte olduğu hikayesine inanmaya devam ederek, gittikçe daha toleranslı hale geliyor. 'Küçük hataları affetmeye hazır, ama büyük bir hatayı değil,' diyor Yapı Kredi'nin yönetim kurulundaki ekonomistlerden Hasan Ersel. Burada, hükümetin şimdiki IMF programının sona ermesiyle kendisine daha çok manevra alanı kazanacağını ima ediyor. Ersel'in 'Faiz oranları indiklerinden çok daha çabuk bir şekilde yükselebilir,' hatırlatması basit görünebilir, ama yakın zamanda edinilen acı bazı tecrübelere dayanıyor.

'Dinliyor ama yaklaşımı sığ'
Şu anda ne kendisi, ne de hükümet politikalarının, genellikle eleştirel davranan gözlemcileri, 2001'deki gibi sefil bir kriz beklemiyor. Asıl soru, Türkiye'nin girmeye çalıştığı birinci ligde oynamaya hazır olup olmadığı. Bu, faiz oranlarında yüzde bir'in çeyreği kadar bir artışın bile bir hükümetin yasama programını uygulama kapasitesinde büyük değişiklik yaptığı bir lig. Öte yandan, bu ligde, bir ülkenin büyük oranda, doğrudan yabancı yatırımı çekmesi de mümkün.
'Hükümet çok pratik olduğunu kanıtladı, kendilerine verilen tavsiyeleri de dinliyorlar, ama aynı zamanda çok sığ bir yaklaşımları da var' dedi Sabancı Üniversitesi'nde, Ekonomi bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. İzak Atiyas. Hükümetin, uzun vadeli reform yapmanın ne kadar zor olduğunu anladığını henüz belli etmediğini söyledi. Türkiye'nin kamu sektöründe tepeden tırnağa reform yapması gerektiğine şüphe yok, ama Atiyas, hükümetin bu reformları çok dikkatlice düşünmeden yaparsa, durumun daha da kötüye gideceğinden endişeleniyor.
Türkiye bazen İtalya ile karşılaştırılmaya can atıyor ve oradaki Parmalat skandalı ile buradaki İmar Bankası olayı arasında bazı paralellikler var. Engin Akçakoca'nın İmar Bankası skandalından sonra, BDDK'dan istifa etmesi soylu bir davranış olabilirdi ama bir şekilde Uzan ailesini korumaya çalıştığını söyleyecek, sözüne güvenilir biri ile henüz karşılaşmadım. İtalyan hükümeti, rekabet kurumunu güçlendirmek, daha güçlü, yeni bir sermaye piyasası kurulu kurmak ve İtalyan Bankası'nın yetkilerini artırmak için kolları sıvadı.
İmar Bankası olayı, Türkiye'de, BDDK'nın yönetimsel çerçevesini güçlendirmek için ve bağımsızlığını yeniden doğrulamak için bir sebep olmalıydı. Hükümetin, onun yerine, BDDK'nın bütünlüğünü zayıflatmaya çalıştığı açıkça görülüyor.
Denklemin bir tarafında, sadece özel ekonomik çıkarlara değil, ayrıca dar siyasi müdahalelere karşı esnek davranabilen saydam kuruluşlar yaratmak gerekiyor. Denklemin diğer tarafında da bakanlıkların kendileri içinde, tutarlı politikalar üretebilecek beceride ekipler oluşturmak gerekiyor.
Hükümet ile Merkez Bankası'nın arasında, Hazine ile Telekom ve Elektrik İdaresini denetleyenler arasında bu tür öncelik çatışmaları olacaktır. Kendisini destekleyenleri önemli kurumlarda kilit noktalara getirmeye çalışan veya özelleştirme konusunda kasıtlı olarak yavaş hareket eden ilk T.C. Hükümeti bu olmayacaktır. Bu ülkede uzun bir 'ekonomik takkiye' geleneği var, ama hükümetin uyduğu gelenek bu olmamalı.

Haberler, Times Online ve Die Zeit'ten derlenmiştir.



BUSINESS

















Türkiye: Mektup çöpe atıldı, yanıtı Barış Pınarı HarekâtıCNN Türk'e konuşan Cumhurbaşkanlığı kaynakları, ABD lideri Trump'ın diplomatik nezaketten yoksun mektubunun reddedildiğini söyledi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber