Fırın yakan Amel-i Faik Usta

Termal kriz nedir bilir misiniz?





Geçen hafta 'Sizin oranın nesi meşhur' diye yazınca, Kütahya'dan çini ustası Sıtkı Olçar aradı. "Bülent abi Kütahya'yı niye yazmıyorsun. Çinimiz, porselenimiz, yemeklerimiz, türkülerimiz, bindallımız, kaplıcalarımız, tarihi yerlerimiz meşhurdur" diye sitem ettikten sonra şunları söyledi:
"Business'a teşekkür ediyorum. Aralık ayında Business'ta yayınlanan Sıtkı Usta röportajından sonra Avrupa'dan arayanlar çok oldu. Belçika'dan, Hollanda'dan, Danimarka'dan telefonlar geldi. Bu röportaj üzerine Belçika'dan sergi daveti aldım Fly Air ile Belçikalı işadamı Mehmet Gürkılık bana sponsor oldular. Şimdi 15 Mart'ta Brüksel Conrad Otel'de çini sergisi açacağım. Beni yazdınız, Kütahya'yı da yazın lütfen."

Çinisi ve porseleni ünlü
Kütahya, İstanbul'a 330, Ankara'ya 210, İzmir'e de 334 kilometre mesafede bir kentimiz. Yüzyıllardan beri çinileriyle ünlü olan bu kentimiz şimdilerde porselenleri ile de kendinden söz ettiriyor.
Kütahya, başta çini olmak üzere bindallıları, kalesi, kaplıcaları, Çavdarhisar harabeleri, Frig Vadisi, eski evleri, yemekleri, yağlık ve peşkirleri ile ünlü bir ilimiz.
Yörede taa Frigler döneminde seramik kaplar yapıldığı biliniyor. Roma ve Bizans döneminde de devam eden bu sanat Osmanlı'da çini yapımına dönüşüyor. Kütahya, İznik gibi yüzyıllardır çinisi ile ününü sürdürüyor. Bir ara sönmeye yüz tutan Kütahya çini sanatı, son yıllarda turistlerden gelen taleple yeniden canlandı. Çini ocakları yeniden harladı. Kütahya çinisi yurdumuzun dört bir yanındaki tüm turistik yörelerde satılmaya başlandı. Kütahya'da şimdi çininin yanı sıra dev bir porselen sanayii de var. Kütahya yöresinde taa Frigler döneminden beri seramik sanatına can veren kaliteli hammaddeler, şimdi Kütahya Porselen'in dev fabrikalarında işlenerek yurtdışına satılıyor.
1973 yılında kurulan Kütahya Porselen'de çalışan bin 300 kişinin emeği ile imal edilen 10 bin ton porselen ile 14.5 milyon metrekare fayansın önemli bir bölümü yurtdışına gidiyor. Üç fabrikası ile 160 bin metrekare kapalı alanda faaliyet gösteren Kütahya Porselen'in yaptığı ihracat miktarı, geçen yıl 23 milyon dolara ulaşmış bulunuyor.

Roma hamamları var
İstanbul, Bursa ve Kütahya yöresinde Roma devrinden kalma hamam kalıntıları hâlâ duruyor. Roma hamam kültürünün, Bizans'tan Osmanlı'ya geçtiğini ve günümüze kadar geldiğini biliyoruz. Bugün Kütahya'da pek çok termal otel ve kaplıca tesisi var. Bunlardan biri olan Yoncalı Tütav Termal Otel, romatizmal hastalıklar için kür tedavisi hizmeti veriyor. Tütav'a gelen konuklar, hekim kontrolünden geçtikten sonra hekim - fizyoterapist işbirliği ile 2 - 3 hafta sürecek tedavi programına alınıyorlar. Tütav Termal Otel'de romatizma, yüz felci, sinir felci, gut, kireçlenme, artrid, travma gibi pek çok hastalığın yanı sıra spor yaralanmaları da tedavi ediliyor.

Gelinler bindallı giyerdi
Eskiden Egeli ve Marmaralı gelinler, mor ya da kırmızı kadifeden dikilmiş Bindallı giyerlerdi. Gümüş ya da altın sırma ile işlenmiş Bindallı, genç kızların gelinliği idi. Düğününde giydiği bindallıyı çeyiz sandığında saklayan genç kızlar, akranlarının düğününe de bindallı giyerek giderlerdi. Çeyiz sandığında saklanan bindallılar, anneden kızına kalır, pek çok kız ninesinin hatta büyük büyük ninesinin bindallısını giyerdi. Çeyiz sandıklarında saklanan 100 - 150 yıllık bindallılar, maalesef 1970'li 80'li yıllarda, üç otuz paraya turistlere satılarak tüketildi.
Bursa'da bindallı hemen hemen hiç kalmadı. Ama Kütahyalı kızların çeyizinde az sayıda da olsa bindallı bulunuyor. Bu nedenle Kütahya düğünlerinde bazen sırma işlemeli cepken giymiş delikanlılarla bindallı giymiş kızları birlikte oynarken görmek mümkün oluyor.
Ama Kütahya, Bursa kadar sanayileşmediği için eski ev kıyımdan kurtuldu. Eski kent dokusu büyük ölçüde korundu. Şimdi Kütahya'da da, Safranbolu gibi bu eski evleri, konakları onararak turistik amaçla kullanma gayreti görülüyor.
Şimdilik Kütahya Konağı ile Kurtuluş Konağı, lokanta ve kafeterya olarak Kütahya'ya gelen yabancılara hizmet veriyor. Ama Kütahyalılar daha başka konakları da onararak hizmete açmaya hazırlanıyorlar.
Kütahya kaplıcaları ile de ünlü bir yöremiz. Komşu iller, Bursa ve Afyon kadar kendini tanıtamamış olsa da, Yoncalı, Ilıca, Simav, Gediz, Emet ve Göbel yörelerindeki kaplıca ve şifalı suları ile Kütahya da bu konuda hatırı sayılır bir öneme sahip. Emet İlçesi ise tam bir şifalı sıcak su cenneti. 1993 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile 'Termal Turizm Bölgesi' ilan edilen Emet'in Belediye Başkanı İsmail Fidancı, beldesini şöyle övüyor:

4 yataklı oda 25 milyon lira
"Emet, kaplıca tedavi merkezidir. Yüzme havuzlu 3 Türk hamamımız, yarı olimpik yüzme havumuz var. Kışın kar yağarken, açık havuzumuzda, sıcak suyun içinde yüzebilirsiniz. Yüzlerce dönüm parkımızda, yürüyüş yollarından, kamping alanlarından, koşu parkurlarından, tenis, futbol, basket ve voleybol sahalarından faydalanabilirsiniz. Belediyeye ait apart otelin 4 yataklı, mutfaklı odalarında 25 milyon liraya, pansiyonlarda ise 8 - 10 milyon liraya kalabilirsiniz.

1970'li yıllarda, Beyazıt Camii'nin bitişiğinde, Sahaflar Çarşı'nın yanı başında, Çınaraltı'nda seyyar satıcıların kurduğu antika pazarında dolaşır, ucuz yollu Çanakkale testi, yağlık, buhurdanlık, tepelik, kemer tokası, sikke vb. toplardım. Benim gibi amatör meraklılarla dolup taşan Çınaraltı, o yıllarda tam bir açık hava antika pazarı idi. Sıtkı ve Faik ustaları işte o Çınaraltı yıllarında tanıdım. Faik Usta, (Faik Kırımlı ya da Amel-i Faik) unutulmuş İznik çinilerini canlandırmaya çalışırdı. Doğma büyüme İstanbullu. Aslında gravür ressamı. Fakat çinilere gönül vermiş, 40 yıl çini ile uğraşmış. Hatta bu uğurda bir servet tüketmesine rağmen, kadri bilinmemiş bir üstat. Sonunda herkese küsmüş, kimseyle görüşmüyor, gerçek anlamda bir münzevi hayatı yaşıyormuş.
İznik çinisini uzun yıllar sonra tekrar ortaya çıkaran, İznik çinisinin fidanını diken kişi o. 1960'lı yıllarda bir rastlantı sonucu Polivvi isimli antikacı bir arkadaşı sayesinde İznik çinisiyle tanışmış ve kendini ilk fırsatta İznik'e atmış. Dönüp İstanbul Mevlanakapı'da ilk fırınını kurmuş. Her seferinde hayal kırıklığına uğramış. Bir kızgınlık anında fırını yıkan Kırımlı, hemen değişik sistemde ikinci fırınını yapmış.
İşte bu fırında üretmiş İznik çinisini. Yedi yıl süren araştırmalarından sonra, çini işini 1969'da bitirmiş. Ama, kimya adı demir sülfat olan, o ünlü mercan kırmızısını iki yıl sonra bulmuş. Victoria & Albert Müzesi'nde teşhirde tabağı vardır. Ustalık sırlarını kendine saklamamış, birçok usta yetiştirmiş. 1987'de tekrar İznik'e gitmiş. Belediye başkanı 'duman olur' diye kent içinde fırın kurmasına izin vermemiş. Eşref Eroğlu ona arazisinde yer vermiş. Faik Usta, III. Murad zamanında sünnet düğünü alayında geçen fırının aynısı kurmuş İznik'te. Ve, İznik çinisi yeniden hayata dönmüş. Faik usta anlatıyor:
"Atölyeyi Eşref'e bıraktım sonra. İznik çinilerini İstanbul piyasasında görünce, 'Tamam' dedim, '300 yıl aradan sonra ticaret yeniden canlandı.' Kaybettiklerim umurumda değildi, mutluluktan uçuyordum."

Ülkemizde pek çok kaplıcada tedavi hizmeti veriliyor. Ama ben Tütav Termal Otel yetkililerinden başka kimseden duymadığım uyarıları siz okurlarımla paylaşmak istiyorum. Bir yeraltı suyuna maden suyu veya şifalı su denilebilmesi için bir litresinde en az bir gram mineral veya karbondioksit, hidrojen sülfür ve radon gazlarından en az biri bulunmalıymış. Böyle bir suya kaplıca suyu diyebilmek için sıcaklığı da en az 20 derece olmalıymış. Kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaplıcanın tedavi edici etkisi su içinde bulunan mineral ve gazların deri yoluyla emilmesi ile, bir de suyun sıcaklığı ve çevre faktörlerinin etkisi ile kan dolaşımının artması, metabolizmanın hızlanması, sinir sisteminin ve hormonal sistemlerin uyarılması ile oluyormuş.
Fakat herkese, her zaman iyi gelir diye bir şey yokmuş. Kriz bile geçirtirmiş. Diyorlar ki kaplıca tedavisi başladıktan 4 - 7 gün sonra şikayetler azalmaya başlamışken birden bire ağrılarda artma, ateş yükselmesi, uykusuzluk, iştahsızlık, bulantı - kusma, kabızlık veya ishal, çarpıntı, terleme, üşüme, sıcağa veya soğuğa tahammülsüzlük benzeri bulgular olan bir tablo ortaya çıkıyorsa buna 'kaplıca - banyo reaksiyonu' veya 'Termal Kriz' deniliyormuş. Nedeni hormonal ve sinirsel uyum mekanizmasının bozulmasıymış.



BUSINESS


En öndekiler
'Beni birinci ilan ederseniz gelirim'
Fişer mikyedes çüg noad (*)
Tekno kumaşla üretiyor 'Göbekli'ye satmıyor...
Bush'tan işçilik almadılar
çiçeklerin boynu bükük kaldı...
Şu bizim Kütahya'yı yazıverin hele
'Şarap işi aşk işi'
Aşçı değil 'yemek mimarı' mutfak değil, tat laboratuvarı
Futbol yıldızları moda ikonları haline geliyor
'Etik', söz olmaktan çıkarak bir 'yaşam biçimi' olacak
Dokunmadan, koklamadan karar almıyor
Kâr payı 12 milyarı aşmıyorsa beyan edilmeyecek
Almanya'da sistem değiştirdi Commerzbank yönetimine atandı
Naylon faturacılara büyük operasyon
Otomotiv devleri yıldız tasarımcıların peşinde
'Türkler âşık olduğu otoyu alıyor, Avrupalı mantığıyla seçim yapıyor'
Kıbrıs, AB ve Mars
"Türkiye, bir daha uzaya uydu göndermeyebilir"
Parti gibi golf turnuvası

15 Ekim 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber