Kastamonu'da konak ve mutfak turizmi

Erikleriyle, konaklarını pazarlayacaklar





İstanbul ramazan sofralarının bazı güzellikleri vardır. Bunlardan biri olan 'güllaç' son yıllarda basında çıkan haber ve röportajlarla yeniden gündeme gelerek tanındı, yaygınlaştı. Anadolu'da da aranan, satılan bir lezzet olarak kabuğunu kırdı.
İstanbul'un ramazan sofralarında baş köşede yer alan güzelliklerden biri de üryani eriği idi. Osmanlı'da olsun, Cumhuriyet'in ilk yıllarında olsun, üryani eriği hoşafı, İstanbullular'ın iftar ve sahur sofralarında mutlaka yer alırdı. Paşa konaklarından, ortadirek evlerine kadar üryani eriksiz ramazan sofrası kuran ev olmazdı.
Ama son yıllarda İstanbul'a yönelik göç dalgası ile yaşanan nüfus patlaması sonucunda üryani eriğini bilen, tanıyan İstanbullular azınlıkta kaldı. Köyden yeni gelen İstanbullular'ın çoğu, üryani eriği ile tanışma fırsatı bulamadı.
Ülkemizde sadece Kastamonu'da yetişen, toplandıktan sonra kabuğu elde soyulduğu için adına 'üryani' denen bu kızılımsı kara erik, nedense sadece ramazanlarda ortaya çıkar. Ramazan'da da her yerde satılmaz. Marketlerin hemen hepsinde, hoşaflık kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, çeşitli pestiller bulunur ama çoğunda üryani eriği olmaz. Meraklısı, nerede satıldığını bilir veya arar bulur...

Meraklısı çoğalıyor
Giderek kalabalıklaşan İstanbul'un hay huyu arasında, arayanı soranı azalan üryani eriğinde son yıllarda bir canlanma var. Doğal gıdalara yönelik talepde yaşanan artışa paralel olarak üryani eriği satışları da canlanıyor.
Üryani eriğinin şöhretini duyan veya şifalı özeliklerini öğrenen pek çok insan bu erikle tanışmak için ramazan ayını beklemek zorunda kalıyor. Çünkü bu erik, hâlâ ramazan ayı dışında tezgâhlarda, raflarda gözükmüyor.
Kastamonu Ziraat Odası Meclis Başkanı Serdar İzbeli, üryani eriğine yönelik talebin son yıllarda arttığını belirterek şöyle diyor:
"Üryani eriği ülkemizde sadece Kastamonu'da yetişen lezzetli ve şifalı bir meyvedir. Tek tek elde soyularak, çam tahtalarının üzerinde kurutulan bu erik, hoşaf yapılarak tüketilir. Özellikle ramazan aylarında çok aranan üryani eriği, kabızlığı önleyen şifalı özelliklere sahiptir."

Üryani kıymete bindi
Geçen yıl toptan bir milyon liraya satılan üryani eriğinin bu yıl 3 milyon liradan satıldığını belirten Serdar İzbeli, şöyle devam etti:
"Üryaninin fiyatı artıyor, çünkü talep artıyor. Üretim artışı, talep artışını yakalayamadıgı için fiyat yükseliyor. Bu nedenle Kastamonu Ziraat Odası ile Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası işbirliği yaparak bu eriği destekleme kararı aldı. Her iki odanın işbirliği ile yetiştirilen erik fidanlarını çiftçiye dagıtarak üretimi artırmaya çalışıyoruz.
Yetiştirilen fidanlar, kâr amacı gütmeden, yöre çiftçisine dağıtılıyor. 100 - 120 santim boyundaki erik fidanları için talep edilen ücret ise 2 - 2.5 milyon liradır.

Tek, tek elde soyuluyor
Fidanlar için istediğimiz para, bunları yetiştirmek için harcadığımız paradır. Odalar bu işten para kazanmayı düşünmüyor. Bizim tek amacımız çiftçiyi teşvik ederek, üryani üretimini artırmak. Bu amaçla 25 köy muhtarının da yardımıyla çalışıyoruz."
2000 yılında başlayan fidan dağıtımı bugüne kadar 25 bin adete ulaşmış. 2003 - 2004 dikim mevsiminde de 20 bin adet fidan dağıtımı planlanmış.
Yetişkin bir erik ağacı eylül ayında 200 kilo meyve veriyor. Yıllarca kimsenin ciddiye alıp üzerinde çalışma yapmadığı üryani eriği, önümüzdeki yıllarda Kastamonu için önemli bir gelir kaynağı olarak umut vaad ediyor. Serdar İzbeli ve arkadaşlarının düşüncesine göre Kastamonu ilerki yıllarda bu erikten çok iyi para kazanacak
Kastamonu'da sanayiinin gelişmediğini hatırlatan Serdar İzbeli bu konuda da şöyle diyor:
"Benim düşünceme göre Kastamonu'da öyle bir iklim ve toprak yapısı var ki, Kastamonu'nun para kazanmak için çevreyi kirleten fabrikalara hiç ihtiyacı olmayabilir. Kastamonu başta üryani eriği olmak üzere mantar, ceviz, kestane, elma, sarımsak, safran, ıhlamur, salep ve benzeri bitkileri işledikten sonra tüm Türkiye'ye ve dış dünyaya satarak zengin olabilir. Çünkü çağımızda doğal şartlarda yetişmiş, kimyasal maddelerle kirlenmemiş gıdalara büyük talep var. Sanayileşmediği için toprağı ve havası kirlenmemiş olan Kastamonu, doğal bitki örtüsü ve iklimi ile eşsiz bir cennet gibi. Biz bu doğal zenginliğimizi işleyebilirsek, doğayı kirleten ağır sanayie muhtaç olmadan, sadece gıda işleyen fabrikalar, kündekâri işi mobilya ve turizmle zenginleşebiliriz."
Çağdaş bir çiftçi olan Serdar İzbeli, babadan kalma çiftlik evini onararak pansiyon yapmış. Pansiyon henüz faaliyete geçmemiş ama Ankara'dan otobüslerle gelen gruplar, çiftliğin büyük salonunda, Kastamonu yemekleri yemeye başlamışlar bile.

Ben Bursalıyım. 70'li yılların başında Tofaş ve Renault fabrikaları kurulunca, Bursa iyice zenginleşti ve nüfusu hızla arttı. Zenginleşen Bursalılar, bahçeli evlerini müteahhide vererek kat karşılığı inşaat yaptırdılar. 1960'lı 70'li yıllarda, güzelim Bursa evleri yıkılarak apartmanlar inşa edildi.
Kastamonu bu açıdan şanslı. Bursa gibi sanayileşerek zenginleşmediği, nüfusu da hızla artmadığı için bu kıyımı yaşamamış. 8 - 10 odalı Kastamonu konakları bugüne kadar yıkılmadan ayakta kalmış.
Eski Kastamonu Valisi Enis Yeter, hayırlı bir iş yaparak Kastamonu konaklarını onartmış ve pansiyon, otel gibi kullanılmaları için önayak olmuş. Bu işin para getirdiğini gören Kastamonulular, eski evlerini yıkmadan ayakta tutma, bunları otel, lokanta, pansiyon yaparak para kazanma yollarını aramaya başlamışlar. Safranbolu evleri gibi Kastamonu konakları da turizmin hizmetine girmiş. Kastamonulu işadamı Hayri Bülbül, eski eser olarak tescilli 600 konağın 30 tanesinin onarılarak turizme açıldığını söylüyor ve devam ediyor:
"Kastamonu'ya gelen yerli ve yabancı turistler kalacak yer sıkıntısı çekiyor. Bu nedenle yeni konakların otel olarak hizmete girmesi gerekiyor. Hanları, hamamları da onarıyoruz. Kastamonu'nun tarihi dokusunu koruyarak turizmi geliştiriyoruz.
Bizim pastırmamızın Kayseri pastırmasından, sucuğumuzun Afyon sucuğundan daha lezzetli olduğunu iddia ediyoruz. Yaylalarımızla, konaklarımızla, köçeklerimizle, el dokumalarımızla, elma pekmezimizle, çekme helvamızla, dağ çileği reçelimizle, simit tiridimizle, pastırmalı ekmeğimizle denize ve güneşe bağlı olmayan farklı bir turizm endüstrisi yaratmaya çalışıyoruz."

Türkiye ünlü Alman Prof. Baade'nin tavsiyesiyle 1960'lı yıllarda turizmden para kazanmanın yollarını aramaya başladı.
1960'lı 70'li yıllarda zenginleşen Avrupalı turist güneşli sahillere giderek tatil yapmayı seviyordu. Türkiye'de bu fırsatı değerlendirerek bugün 10 milyondan fazla turisti ülkeye çekmeyi başardı.
Biz bugün, 'turist sayısı 10 milyonu geçti' diye sevinirken İngiltere'ye 70, İspanya'ya 60, İtalya'ya 50 milyon turist gittiğini unutuyoruz.
Tarihi ve doğal çevrenin korunduğu Kastamonu, önümüzdeki yıllarda turizm yıldızı olmaya adaylığını koydu. Kastamonu, İÜ Eczacılık Fakültesi'nin farmakoknozi profesörü Fikret Baytop'un kabızlığa ve kolestrole karşı etkili olduğunu saptadığı üryani eriği ile eski konaklardan para kazanmaya hazırlanıyor.
Türkiye Ege,Akdeniz kıyılarına inşa ettiği 5 yıldızlı oteller ve Efes harabelerinin yanı sıra, Anadolu'nun binlerce yıllık geçmişinden süzülüp gelen kültürü ve doğal gıdalarıyla para kazanabilecegini farketmeli ve harekete geçmeli.
Turizm gelirimizi yılda 50 milyar dolara çıkarabilmek için tarihi ve doğal çevreyi koruyarak, kültür turizmine yönelmeliyiz.



BUSINESS


Gürültüsü geçti, şimdi uğultusu baş ağrısı yapıyor
Senden ayrılırken şaşkınım...
Çalışanların 2003 yılı vergi iadesi, eskisi gibi hesaplanacak
Bir benzinin, bir de Ayşe'nin kokusuna âşık
Kastamonu'da üryani eriği seferberliği var
'Türkiye markası'nın değerini artırıyor
Fransız Bertrand getirdi ilk kez Osmanlı sarayı izledi
"Lap - top" etiği
Türk girişimci dünya sahnesine çıkacak
Roman, köyüne dönüyor
Hayyam Garipoğlu arabada ne yapıyor?
Kötülüğün banalliği...
Fransız timsahı, Türk taklitçinin ahı tuttu
ABD, pornoya bir milyar dolar harcıyor
Ekip ve strateji değişti Sıemens cep'te büyüdü

16 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber