Kendini rakamlarla sınırlamayan iş örgütü

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Çeşme'de toplanıyor. Gündemde hükümete verilecek mesajlar var. Toplantı sonrasında da Sakız Adası'na giderek Yunanlı işadamları ile birlikte yemekli bir toplantıda buluşacaklar. Kendini sadece ekonomi ile sınırlamayan ve eğitim, sağlık, dış politika gibi her konuda görüşlerini geliştiren örgütün yönetimine göre, Türkiye'nin gelişme temposu ile TÜSİAD'ın stratejileri 10 yıllık dilimler halinde ilerliyor

Kendini rakamlarla sınırlamayan iş örgütü



Kendini rakamlarla sınırlamayan iş örgütü


Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) yönetimine göre, "Türkiye'nin gelişme temposu ve TÜSİAD'ın çalışma programları 10 yıllık kesitler halinde' değişiyor. Bu açıdan kuruluşun 32 yıllık tarihi, yakın dönem Türkiye ekonomisinin dönüşümü ile paralellik gösteriyor. 1970'li yıllarda 'ağırlıklı olarak devletçi' ekonomi vardı. TÜSİAD, 'serbest piyasaya geçiş'i savundu. 1985 - 1995 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde Türkiye serbest piyasaya geçti. Ancak kurumsallaşması sorunları gündemdeydi. TÜSİAD bu dönemde 'serbest piyasa ekonomisinin tesisi açısından uluslararası örnekleri ve uygulamaları' Türkiye'nin gündemine taşıdı.
1995 sonrasında, Gümrük Birliği ile birlikte 'uluslararası ekonomik entegrasyon ve piyasa ekonomisinin hukuksal ve kurumsal altyapısının gerçekleşmesi' kuruluşun gündemini oluşturdu. Halen de ana gündemi AB ile ilgili konular. 2005 yılında tam üyelik müzakerelerinin başlaması ile son 10 yıllık kesit tamamlanacak ve 2005 - 2015 yıları arasında TÜSİAD'ın gündemi bu kez 'tam üyeliğin kovalanması' olacak.
Bütün bu dönemlerde kuruluşun raporları, etkinlikleri ana gündeme odaklandı. Kadrolar, seçimler, örgüt içi uygulamalar bu gündeme göre belirlendi. Doğal olarak yapısal bir değişim de yaşandı.
TÜSİAD yönetiminin Business'e yaptığı açıklamaya göre, zaman zaman 'işine baksın', 'akıl vermesin' gibi eleştirlerine karşın, kuruluşun gündemini, sosyal ve siyasal boyutlarından soyutlanmış bir 'rakam ekonomisi' ile sınırlaması söz konusu değil. Tam da buna vurgu amacıyla artık bir 'iş örgütü' olduğundan çok 'sivil toplum' örgütü olduğu hatırlatılıyor. Böylece TÜSİAD, bütün diğerleri gibi, 'sivil toplum örgütü' olarak, kendi toplumsal projesini, 'ekonomi merkezli' bir sistematik içinde sosyal, siyasal bütün alanlara açıyor.
TÜSİAD yönetimi ile bütün bu değişimi ve kuruluşun yeni dönem gündemini konuştuk.


TÜSİAD, 1971'de kurulmuştu. Aradan 32 yıl geçti. Türkiye değişti, TÜSİAD da değişti. Kurulduğu dönemin TÜSİAD'ı ile şimdiki arasında ne gibi bir fark var?
Yapısal ekonomik göstergeler itibariyle, Türk ekonomisinin 70'li yıllarda ağırlıklı olarak devletçi bir yapıda olduğunu kabul etmemiz gerekir. Türkiye'de zaten Osmanlı'dan gelen devletçi ve merkeziyetçi bir yönetim anlayışı Cumhuriyet döneminde de, biraz da 1930'lu yıllardaki uluslararası kriz ortamında ve Avrupa'daki devletçi diktatörlüklerin etkisiyle kuvvetli bir şekilde devam etti.
Ancak, ekonomik gelişmenin yaygınlaşması ve derinleşmesi, özel girişimin yaygınlaşmasıyla olabiliyor. Özel girişimin yaygınlaşması ise serbest piyasa ekonomisi gerektirir. Verimlilik artışlarına bağlı olarak reel ücret artışları, ancak bu tarz bir ekonomide mümkün oluyor. Bu tabii gelişmenin sonucu olarak devlet de kendi asli görevlerine odaklanıyor. Bu süreç toplumsal katılımı artırıcı siyasi bir reform ve demokratikleşme süreciyle desteklenmediği takdirde, hem devlet rant kapısı haline geliyor, hem de yolsuzluklar sonucunda halkın devlete olan güveni sarsılıyor.

'Ekonomik - toplumsal liberalizm bağlantısını kavratmakta zorlandık'
TÜSİAD, kuruluşundan itibaren, 1970 - 1985 yılları arasındaki 15 yıl, devletin ekonomideki yerinin küçülmesi ve piyasa ekonomisinin yerleşmesi için bir araştırma ve kamuoyu bilgilendirme merkezi olarak işlev gördü.
1985 - 1995 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde Türkiye piyasa ekonomisine geçişi yaşadı. Bu dönemde TÜSİAD, Türkiye'de piyasa ekonomisinin tesisi açısından uluslararası örnekleri ve uygulamaları Türkiye'nin gündemine taşıdı. Bu dönemin en çarpıcı çalışması, "21. Yüzyıl'a doğru Türkiye: Geleceğe Dönük Bir Atılım Stratejisi" çalışmasıdır. Tarihsel gelişim, rekabet, stratejik planlama ve sürdürülebilir büyüme konularına dört cilt halinde eğilerek, ülkemize toplu bir perspektif çizme çabasının bir ürünüdür.

'2005 yılından sonra AB'ye tam üyeliği kovalayacağız'
1995 yılından sonra ise AB ile Gümrük Birliği ile birlikte uluslararası ekonomik entegrasyon ve piyasa ekonomisinin hukuksal ve kurumsal altyapısının ve çoğulcu ve katılımcı demokratik siyasi reformların gerçekleşmesi sürecine girildi. Bu noktada 1995'te müteveffa Prof. Dr. Bülent Tanör tarafından hazırlanan "Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri" raporumuz çok önemli bir işlev gördü. Bu rapor ile ilgili olarak TÜSİAD'ın siyasallaştığı ve siyasi parti gibi hareket ettiği söylemleri eleştirel olarak gündeme geldi. Bu dönemde, Türk kamuoyuna, ekonomik liberalizm ile siyasi liberalizmin bağlantısını kavratmakta zorluk çektik.
Görüldüğü gibi Türkiye'nin gelişme temposu ve TÜSİAD'ın çalışma programları 10 yıllık kesitler halinde işliyor. Nitekim AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması süreci de 2005 yılına oturacak. Ondan sonra 2005 - 2015 yıları arasında da tam üyeliği kovalayacağız.
TÜSİAD attığı tüm adımlarda kamuoyu ile paylaştığı görüşlerde, yaptığı araştırmalarda bu on yıllık kesitlere göre hareket ediyor. Ancak siyasetin ve ekonominin günlük seyri ve biraz da Türkiye'deki sansasyonel haber merakı nedeniyle derneğimizin tüzüğünde de yer alan sanayici ve işadamının "öncü ve girişimci" işlevi her zaman kamuoyunda gerektiği gibi anlaşılamayabiliyor.

10 yıl sonra, veya daha uzun erimde TÜSİAD kendini nereye konumlandırıyor?
AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması sürecinin 2005'te başlayacağını ve 2005 - 2015 yılları arasında da tam üyeliği kovalayacağımızı belirtmiştik. Özel sektör, AB ile yapılacak müzakerelerde merkezi bir konumda olmak zorunda. TÜSİAD'ın konuda güçlü bir birikimi var.
Yapısal değişimimizi 1995 yılında zaten başlatmıştık. TÜSİAD bünyesinde çalışan komisyonlar ve çalışma grupları ile özel sektörün AB ile uyum sürecini bugüne kadar takip ettik. Bu işlevi genişleterek sürdürecek, görüş ve öneri geliştirecek bir altyapıya sahibiz.

'AB'ye üyelikten zarar göreceğini düşünen kendini uyum sürecine soksun'
TÜSİAD neden AB'ye öncelik veriyor? Türk özel sektörü AB'yi neden çok istiyor?
Türkiye'de enteresan bir eğilim var. Siyaset ve toplum bir karar verip, sonra o kararı uygulayıp, sonuçlarını değerlendirip bir sonraki aşamaya geçemiyor. AB meselesi 1963 Ankara Anlaşması ile başladı, 1973 Katma Protokol ile devam etti, 1995 Gümrük Birliği'ne dönüştü ve 2005'te de tam üyelik müzakerelerine başlayacağız. Şimdi bir takım çevreler çıkıyorlar, 'AB de nereden çıktı, bizim tabii gelişme alanımız Rusya, Ortadoğu ve Avrasyadır' diyorlar.
AB'ye tam üyelik sürecinde konumunun zarar göreceği beklentisi içerisinde olanlar, kendilerini bir uyum sürecine sokmalılar. Bunu hem fikren, hem de zikren yapmalılar.

'Kamuoyu, lobi çalışmalarımızın kıymetinin pek farkında değil'
Türkiye lobiciliği öğrendi mi? Daha alınacak çok yol var mı? TÜSİAD lobi yapma konusunda başarılı mı?
TÜSİAD'ın ilk yurtdışı teması, 1975 yılında Kıbrıs çıkarması sonrasında ABD'ye oldu. Uluslararası yatırım ve ticaret ilişkileri olan her sanayici veya işadamı bir lobicidir. TÜSİAD'ın lobiciliği öğrenmesi gibi bir durum söz konusu değil. Her üyemiz tabii bir lobiyisttir. TÜSİAD yönetiminin ve üyelerinin bu işlere gerçekten kaynak ve zaman ayırdıklarını söyleyebiliriz. Kamuoyu aslında bunun da kıymetinin pek farkında değil. Hiçbir üyemizden zorunlu olarak böyle bir şeyi yapması istenmiyor. Herkes gönüllü ve kendi mali imkânları ile hareket ediyor.

Türkiye demokratikleşme konusunda belli bir yere geldi. Bu süreçte TÜSİAD'ın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
"Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri" raporumuz bir "check list" niteliğindedir. Bu rapor büyük ölçüde hayata geçti. Ancak Türkiye'de yasal düzenlemenin ötesine geçen, kendine özgü farklı bir sorun var. Batı'da hukuk devleti bakımından çok kötü bir imajımız var. Şöyle bir kanı yerleşmiş. "Türkiye'de yasaların bir anlamı yoktur, adalet keyfi şekilde, adamına göre dağıtılır." Bu çok kötü bir imaj. Kıbrıs meselesini de gerektiği gibi ele alamamış olmamız nedeniyle uluslararası hukuku da hiçe sayan bir ülke imajımız pekişmiş. Haklılık veya haksızlık açısından olaya bakmayalım. Algılama bu. o nedenle, AB uygulama örneklerini görmek istiyor.

'Katı resmi söylem, Türkiye'yi temsil edenin elini kolunu bağlıyor'
Tüm tarihsel ve güncel konularda çok katı bir resmi söylem var. Eleştirel bir yaklaşım sergileyemeyen söylemleri nedeniyle ülkemizin resmi temsilcilerinin elleri kolları bağlı. AB medyasında etkili, inandırıcı ve sempatik bir söylem geliştiremiyorlar. Bu boşluğu Türkiye düşmanları doldurmuş. Biz haklıyız deyip geçiyoruz. Ama, sonunda haklılık ve haksızlığın yargıcı hukuk ve kamuoyudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki kararlar ve AB medyasındaki eksikliğimiz bizi haksız çıkarıyor.

'Devlet, Lizbon stratejisini ciddi olarak gündeme almalı'

Türk ekonomisinin rekabet gücü sizce arttı mı?
Rekabet gücünün çok fazla unsuru var. Verimlilik açısından 1987 - 1989 döneminde bir kopma oldu. 1993'e kadar o verimlilik dalgasının üzerinde yol aldık. Sonra 1994'te reel ücretlerde önemli bir düşme olunca yüksek verimliliği olan yatırımlar ve alım gücü düşük reel ücretlerle karşı karşıya kaldık. 1995 - 1997 dönemindeki toparlanma iç borçların olağanüstü artışını gündeme getirdi. O zamandan bu yana mali ve ekonomik krizler birbirini izleyip durdu. Siyasette de koalisyon yapısı istikrarsızlığı besledi. Ekonomik rekabeti gümrük birliği zorunlu kılıyor ve işletmeleri en iyi şartlarda üretime teşvik ediyor. Bu konuda devlet AB'nin Lizbon Stratejisi'ni ciddi bir şekilde gündemine almalı.

'TÜSİAD artık global bir örgüttür'
TÜSİAD, AB standardında bir örgütü olma misyonunu tamamladı mı?
TÜSİAD'ın 1987 yılında hayata geçirdiği Avrupa Sanayici ve işverenler Konfederasyonu üyeliği, 1994'ten itibaren Türkiye sathındaki sanayici ve işadamları dernekleri SİAD'lar ile bir çalışma platformu oluşturmuş olması ve nihayet Ankara, Brüksel, Washington, Berlin ve inşallah 2004 yılında faaliyete geçecek Paris temsilcilikleriyle global bir sivil toplum örgütü haline geldiğini söyleyebiliriz.

TÜSİAD'ın hükümetlere kendini anlatmakta zorlandığı durumlar oluyor mu?
Uzunca bir süre hükümetler özel sektörle, özel olarak da TÜSİAD ile istişareyi bir zaafiyet unsuru olarak gördüler. Bu durum, tabii doğru bir algılama değil. Hükümet politikasını saptar ama mikro kararları özel girişimciler alacaklardır. En büyük zorluğumuz bu konuda. Siyasetçiler bir şey söyledikleri zaman, hükümet bir karar alacağı zaman kendilerine şu üç soruyu sormalı: 'Bu sözüm veya kararım ekonominin rekabet gücünü artırıyor mu, eksiltiyor mu?'; 'İstihdamı ne kadar artırıyor veya azaltıyor?'; 'Faizleri ne kadar düşürür veya artırır?' Bizce alınacak kararın, bu üç soruya da ilk şıkları itibariyle pozitif cevap vermemesi durumunda, hiç alınmaması daha doğru olur.

RAKAMLARLA TÜSİAD
Özel sektördeki ağırlığı yüzde 50'yi buluyor
Dernek 500'e yakın üyeye sahip
Temsil edilen şirket sayısı 2 bine yakın
Bu şirketlerin;
Satış hacmi 70 milyar dolar
Sağladıkları katma değer 30 milyar dolar
İhracatları 13 milyar dolar
Çalıştırdıkları işçi sayısı 500 bin

Başkanlık ibresi Ömer Sabancı'yı gösteriyor
TÜSİAD'a 2001 yılında başkan olan Tuncay Özilhan, geçtiğimiz ocak ayında görev süresini doldurmuştu. Ancak üyeler tarafından bir dönem daha başkan olarak seçilen Özilhan'ın görev süresi de 2005 yılına kadar uzadı.
Ocak ayında yapılan genel kurulda Özilhan, yönetim kurulunun iki yıl için görev yapmak üzere seçildiğini söylemiş ancak kendisinin işlerinin yoğunluğu nedeniyle görevi bir yıl sonra bırakacağını açıklamıştı.
Bu açıklamaya göre, Özilhan 2004 Ocak ayında yapılacak dernek genel kurulunda görevini bırakacak. Görevini bırakmaması yönünde, üyeler tarafından kendisine bazı telkinler olduğu bilinse de, Özilhan'ın kararlı olduğu söyleniyor.
Bu nedenle gözler de başkan yardımcılarına çevrilmiş vaziyette. Çünkü TÜSİAD geleneklerine göre TÜSİAD başkanlığının yönetim kurulundan ve başkan yardımcıları arasından kıdemli olanlara önerildiği biliniyor.
Şu anda TÜSİAD'da başkan yardımcılıkları görevini Ömer Sabancı ve Mustafa Koç yürütüyor. Koç'un Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı'na daha yeni atanmış olması nedeniyle TÜSİAD başkanlığı için en yakın aday Ömer Sabancı olarak görülüyor. Hatta konuşulanlara göre Sabancı, Avrupa özel sektörünün temsil örgütü UNICE'nin haziran ayında Atina'daki başkanlar konseyi toplantısında diğer üyelerle de tanıştırıldı.

Avrupa özel sektör ailesi
TÜSİAD'ın da üye olduğu UNICE, bilindiği gibi çatısı altında Avrupa ülkelerinin gönüllü üyeliğe tabi özel sektör temsil kuruluşları bulunuyor. Avrupa Birliği tarafından iş dünyasının temsil örgütü olarak resmen tanınıyor. Avrupa genelinde 16 milyon şirket UNICE'nin üyelik tabanını oluşturuyor. Türkiye'den TÜSİAD ve TİSK'in tam üyesi oldukları UNICE'nin yılda iki kere yapılan zirve toplantısına, tüm Avrupa ülkelerinin özel sektörlerinin başkanları ve üst düzey temsilcileri katılıyor. Ayrıca Brüksel'de her hafta AB mevzuatı ve politikalarına yönelik çalışma grupları toplanıyor. Türk özel sektörünü, UNICE'de TÜSİAD'ın AB Temsilcisi Dr. Bahadır Kaleağası temsil ediyor. UNICE de Türkiye'nin AB üyeliğine açık destek veriyor.

Ege'nin iki yakasını patronlar birleştirecek
TÜSİAD'ın bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısı, önümüzdeki hafta sonu Çeşme'de yapılacak.
Açılış konuşmalarını TÜSİAD Yüksek istişare Konseyi Başkanı Muharrem Kayhan ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan'ın yapacakları
toplantıda AB reformlarının uygulanmasında disiplinin kaybedilmemesi gerektiği mesajı verilerek, temkinli iyimserlik içinde olunması gerektiğine vurgu yapılacak.
Toplantının öğle yemeği konuşmacısı ise AB Genel Sekreteri Büyükelçi Murat Sungar. Toplantının ardından "Kamu Kesiminde Kurumsal Yönetim ve Etik Altyapı" başlıklı bir seminer düzenlenecek.
YİK toplantısı kapsamında bu yıl bir ilke de imza atılacak.
Toplantının ardından patronlar feribotla Sakız Adası'na geçecekler. TÜSİAD'ın Yunanistan'daki muadil örgütü Yunan Sanayicileri Federasyonu (FIG) ile Sakız Adası'nda öğle yemekli bir toplantı gerçekleştirilecek.
Bu gezi aynı zamanda Ege'nin iki yakasının birbirine yakınlığının simgesel bir göstergesi de olacak. Geziyle, iki ülkenin sadece coğrafi değil, ekonomik, siyasi açıdan da yakın olduğu vurgulanacak.


AB ile tam üyelik müzakereleri 2005'te başlayacak. Özel sektör, müzakerelerde merkezi bir konumda olmak zorunda. Bizim özel sektörün görüşlerinin oluşturulması ve dile getirilmesi konusunda güçlü bir birikimimiz var. Bu işlevi genişleterek sürdürecek, görüş ve öneri geliştirecek bir altyapıya sahibiz. AB'ye katılan tüm ülkelerde bu süreç yaşandı.
Öte yandan TÜSİAD, gerek Avrupa'daki muadil örgütlerimizin bu yöndeki talepleri, gerekse kendi çalışmalarımız sonucunda ortaya çıkan ihtiyaç nedeniyle 2001 yılı içinde TÜSİAD International'i kurdu. TÜSİAD International, 2002 yılından bu yana UNICE üyesi federasyonlar veya UNICE üyesi olmayan ülkelerin özel sektörünü temsil eden kuruluşlarla ikili yatırım ve ticareti teşvik komiteleri oluşturdu. Bu komitelerde ticaret ve yatırım ilişkilerinin artırılması için ne tür politikalar izlenebileceğine dair çalışmalar yapılıyor.
Bunun yanısıra, Türkiye'nin ve Türk özel sektörünün yurtdışında saygın ve etkili tanıtılması yönünde politikalar geliştirmek amacıyla, yurtdışında yaşayan ve bir lobi gücü oluşturmaya muktedir olan, Türkiye veya bulunduğu ülke vatandaşı olma ayrımı yapılmaksızın, gönüllü olarak ülkemizin tanıtımına katkıda bulunacak Türk grupları ile ilişki kurulup, işbirliği ortamı yaratılmasına çalışılacaktır.


TÜSİAD kurulduğu sırada olduğu gibi bugün de, Türkiye'nin liberal ekonomik düzen içinde kalkınmasına katkı amacıyla çalışıyor. Ancak, kuruluşundan bu yana geçen 32 yıl içinde bu temel amaç aynı kalmakla birlikte, güncel görevler bakımından, kaçınılmaz gelişmeler ortaya çıktı.
TÜSİAD'ın kurulduğu 70'li yılların başında, Türkiye'de "özel girişim" henüz kuşkuyla bakılan bir kavramdı. O dönemde görev, liberal ekonomik düzen fikrinin kabulünü sağlamaktı; TÜSİAD da bunu yaptı. 1990'lara yaklaşırken piyasa ekonomisinin tüm kurumlarıyla yerleşmemiş oluşunun sıkıntıları hissedildi. TÜSİAD da çalışmalarını, bunların sağlanmasına yöneltti. 1990'larda ise, sosyal güvenlik, insan hakları ve demokrasi konularında çağdaş düzeye ulaşılması zorunluluğu kendini hissettirdi. Öte yandan AB'ye tam üyelik konusunda, hem bu reformların yapılması hem de Türkiye'nin görüş ve isteklerinin Avrupa ülkelerine anlatılması gerekiyordu. TÜSİAD çalışmalarını bu konularda yoğunlaştırdı.


TÜSİAD'ın en büyük özelliği, gönüllü bir kuruluş olması, davaya inanan patron ve profesyonelleri bünyesinde toplamasıdır. İlk senelerde ekonominin rahat çalışması, nefes alması, liberalleşmesi, kısıtlamaların kalkması, bürokrasinin azalması için uğraşıldı. Bu konular politika ile iç içe olduğu için zaman zaman politikacılarımız ve de hükümet üyelerimiz ile sürtüşmeler meydana geldi.
80'den sonra alınan kararlar ile ekonomi rahatladı, liberalleşti. Daha sonraları da memleket dünyaya açıldı ve şartlar tamamen değişti. Dolayısı ile TÜSİAD da değişen şartlara göre kendisini ve hedeflerini revize etti. Fakat zaman zaman bunun kâfi gelmediğini görüyoruz. Başka bir konu da, TÜSİAD işlerinin, Başkan'ın tüm zamanını alıyor olması. Onun için tavsiyem; işlerin mühim bir kısmının Genel Sekreter'in uhdesine bırakılmasıdır. Batı dünyasındaki bu gibi kuruluşlar ile çok sıkı işbirliği yapılmasında, onların tecrübelerinden istifade edilmesinde de büyük fayda vardır.


Kurulduğu günlerde TÜSİAD devletin ağırlıklta olduğu Türk ekonomisinde özel sektörün varlığını vurgulamak için çalışıyordu. 1980'lerde ise ekonomide liberalizmin ve dışa açılmanın gerekliliği üzerinde öncelikle duruldu. 1990'lı yıllarda ise "Pazar ekonomisinin ancak tam demokratik bir ortamda sonuç vereceği" teması işlendi. 1990'ların ortasında yapılan tüzük değişiklikleri ve yapılanma ile misyonumuzu kısaca "AB'ye entegrasyon" diye tanımlayabiliriz.
TÜSİAD'ın benim başkanlığım sırasındaki mütevazı kadrosu bugün yerini neredeyse 50 kişilik, kurumsal bir yapı içinde İstanbul'da, Brüksel'de, Washington'da ve Berlin'de faaliyet gösteren bir kadroya görevi teslim etmiş. Çalışmalarını ihale etmek yerine kendi mutfağında hazırlıyor. Birçok kuruluş, STÖ ve üniversite ile ortak kurumsal platformlarda çalışıyor. Bunlardan özellikle SİAD'larla başlattığı birlikteliği belirtmek isterim. Üye sayısı son 10 yılda bir misli artmış, 500'e gelmiş. Mali kaynakları daha güçlü.


TÜSİAD kurulduğu günden 1980'lerin ortasına kadar, özel teşebbüsün Türk ekonomisinin lokomotifi olmasını, devletin temel ekonomik faaliyetleri yürütmek yerine, makro ekonomik politikalara odaklanmasını, Türk ekonomisinin dünya ile entegre olmasın savundu. 1980'lerin ortasından itibaren hükümetlerin "piyasa ekonomisi" kurallarını ve uygulamalarını benimsemeleri ile toplum dinamiklerinde hızlı değişim oldu. Bu dönemin dünyada globalleşme ve hızlı liberalleşme akımları ile birleşmesi, TÜSİAD'ın çalışmalarına daha da geniş perspektifler kazandırdı.
1990'lardan itibaren TÜSİAD ekonomik, siyasi ve sosyal platformda araştırmalar yaparak yeniden yapılanma önerileri sundu. Bu gelişmeler TÜSİAD'ın misyonunun evrensel temellere oturmasını sağladı. Örgütlenme ağını büyük çapta geliştirdi. TÜSİAD'ın bugün zenginleşmiş bir misyonu olduğunu ve bunu yurt içinde ve dışında kapsamlı bir çalışma programı ile yerine getirdiğini düşünüyorum.


'TÜSİAD'ın kadın üyeler konusunda duyarlılığı arttı'
Bu yıl aramıza katılan 11 yeni kadın üye ile daha etkin bir pozisyonda olduğumuzu ve TÜSİAD'ın kadın üyeler konusunda duyarlılığının arttığını düşünüyorum. Türkiye, TÜSİAD'daki kadın üye sayısı ve etkinliği açısından şu anda Avrupa'daki eşdeğer örgütlerinden farklı bir yerde değil.
Bildiğiniz gibi TÜSİAD yönetim kurulu olarak ülkemizin önemli ekonomik ve sosyal meselelerini yakından izliyor ve çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ayrıca yönetim kurulu üyelerinin her birinin farklı sorumluluk alanları var. Benim sorumluluk alanım ise, istihdam ve sosyal güvenlik, eğitim, sağlık ve kadın erkek eşitliği. Sosyal güvenlik ile ilgili çalışmalarımız sürüyor, bunları bir rapor halinde önümüzdeki aylarda kamuoyu ile paylaşmayı düşünüyoruz. Öte yandan son zamanlarda gündemin en önemli maddesi olan YÖK konusunda da görüşümüzü oluşturabilmek amacı ile profesörlerden oluşan bir koordinasyon grubu bir araya geldi. 2 Eylül günü ağırlıklı olarak akademisyenlerden oluşan geniş katılımlı bir toplantı düzenledik. Hocalarımız bu toplantıdaki görüşleri de içinde barındıran bir rapor hazırlamaktalar. En kısa zamanda bu raporu önce internet ortamında, ardından da bir kitap halinde kamuoyuna sunacağız.
Sağlık konusunda ise, John Hopkins International ile "Sağlık Reformu Yolunda Uygulanabilir Çözüm Önerileri" başlıklı bir çalışma başlattık.
Bildiğiniz gibi TÜSİAD bir sivil toplum örgütü. Kurulduğundan beri sadece ekonomik konuları değil, toplumu ilgilendiren birçok farklı konuyu gündeme taşıdı. TÜSİAD'ın bugüne kadar gerek oluşturduğu görüşlerle gerekse izlediği medotla Türkiye'ye gerçekten doğru bir örnek olduğunu ve gelişmemize büyük katkı sağladığını düşünüyorum.


'Artık gerçek anlamda çok seslilik ortaya çıktı'
Yaklaşık 10 yıldır TÜSİAD'ın Yönetim Kurulu'nda yer alıyorum. Şu anda yürüttüğüm Başkan Yardımcılığı'nın yanı sıra bu süre içinde farklı komisyonlarda aktif görevler de aldım.
TÜSİAD'ın 30 yıllık geçmişi boyunca Türkiye çok hareketli dönemler geçirdi; büyük ekonomik krizler, ciddi siyasi çalkantılar, toplumumuz açısından önemli tehditler yaratan bölgesel gerilimler... Tüm bu çalkantılı dönemlerde TÜSİAD ülkemiz için kritik bir rol üstlenmek durumunda kaldı.
414 bin çalışanıyla 227 kurumu, ve Türkiye'de üretilen katma değerin yüzde 50'sine yakınını temsil eden TÜSİAD son büyük kriz de dahil olmak üzere sorumluluklarının gereğini her zaman ve her düzeyde yerine getirdi.
Ancak sevindirici olan şu ki, günümüzde Türkiye'de faaliyet gösteren pek çok sivil toplum kuruluşu TÜSİAD ile birlikte ülkemizin geleceğine yönelik fikir üretimine önemli katkılarda bulunmaya başladılar. Türkiye'de artık gerçek anlamıyla bir çok seslilik ortaya çıktı.
Bu çerçevede 2000'li yılların Türkiye'sinde TÜSİAD açısından asıl iddialı hedefin, ülkemizin dünyada tanıtımı olacağını düşünüyorum. Bunu da Türkiye'nin toplum olarak tanıtımı ve "Made in Turkey" ibaresinin tercih edilen bir marka olarak tüm dünyada benimsenmesinin sağlanması olarak görmek gerekir.
Bu açıdan bakıldığında ilk büyük sınavımız AB ile 2004 Aralık ayında tespit edilmiş randevuya ilişkin çalışmalarımız olacaktır. İşte bu nedenle, ABD ve Brüksel'den sonra Berlin'de açılan TÜSİAD Temsilciliği'ni de çok önemli bir adım olarak görüyorum.



BUSINESS


















18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber