Kıbrıs, AB ve Mars

Kıbrıs, AB ve Mars




Borsa, gözlerini açmış Kıbrıs ile ilgili müzakereleri yakından izliyor, her başarıyı makul bir artışla destekliyor. Hükümet izlemekten fazlasını yapıyor. Türk tarafının masadan kalkan taraf olmaması için ellerinden geleni yapıyor; bir tek Rauf Denktaş'ın pantolonunu sandalyeye yapıştırmadıkları kaldı. Mars'tan gelen bir ziyaretçi, Türk askerlerinin Kıbrıs topraklarına ayak basmasından otuz yıl kadar sonra, Türkiye'nin, sonunda, bölünmüş adada makul bir çözüm aramanın Türk toplumu için en iyisi olacağına karar verdiğini düşünebilir.
Bu Marslı böyle düşünürse yanılmış olur. Yedi yaşından büyük herhangi bir çocuk, belki sekiz, bu dikkatli ilginin sebebinin Ankara'nın Kıbrıs'ın geleceğini düşünmesinden çok, Türkiye'nin kendi öncelikleri ile ilgili olduğunu söyleyebilir. "Ha!" der Marslı, "O zaman hükümetin tarihi bir ihanet planı geliştirdiğini söyleyen muhalefet aslında haklı!" "Hayır," der çocuk. "Politikanın uzayda nasıl işlediğini anlıyor olabilirsiniz, ama burada böyle işlemiyor."
Sonra, New York'ta müzakere edilenin aslında Kıbrıs'ın geleceği değil (gerçi bu da bazen işin içine karışıyor), Türkiye'nin Amerika ile ve özellikle de Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinin geleceği olduğunu açıklar. Türkiye'nin, bir çözüme ulaşılması için içten bir şekilde uğraştığı görülmezse, o zaman AB müzakerelerine başlamak için bir tarih alması için fazla şansı kalmayacak. Müzakerelerin başlamasını isteyenler (pazar ve hükümet), görüşmelerin başarılı geçmesini istiyor. AB başvuru sürecinin Türk egemenliğini zayıflatacağından ya da hükümet ve ordu arasındaki garip güç dengesini bozacağından korkanlar ya da Avrupa'yı, Türkiye'nin göze alamayacağı bir kumar olarak görenler, görüşmeler başarısız geçerse üzülmeyecekler. Ve tabii Türk muhalefetinde sekiz yaşındaki çocuklardan daha az tecrübeli olgun olan bazı siyasetçiler var; hükümetin söylediğinin tersini söylemek konusunda psikolojik olarak programlanmış olan bu siyasetçiler, bir bakanın kaşık kullandığını görseler çorbalarını çatalla içmeye çalışırlar herhalde.

Avrupalı kimliğine bürünmek
Bu noktada, Marslı ya kafasını kaşımaya, ya da antenlerini sallamaya başlar. İki taraf, farklılıklarını daha büyük bir Avrupalı kimliğine bürünmek için sona erdirebilecekse, bölünmüş küçük bir adadaki bölmeleri kaldırmak ona daha mantıklı gelir. Ankara'nın, dünyanın çoğunun yapay bulduğu bir sınırı desteklemenin bedelini ödeyip elindeki fırsatları kaybetmekten bıkmış olması da ona mantıklı gelir. Ve aslında Kıbrıs sorununun, Avrupa ile ilgili daha büyük bir konuyu temsil ettiğini de anlayabilir. Peki ama Türkiye Avrupa'ya girmeye neden bu kadar meraklı?
O soruya verilebilecek birçok cevap var. Hatta bunlardan bazıları mantıklı da. Ancak, Kuzey Kıbrıs'taki insanlar saatlerce müzakerenin avantajlarını tartışırken, Türklerin çoğunun AB adayı olmanın tam olarak ne anlama geleceğini düşünmeye zaman ayırdığını sanmıyorum. Çoğu, AB üyeliğinin kendilerini kişisel olarak etkileyecek bir yönüne takılıyorlar; Kürtçe gibi dillerde yayın yapmaya veya tavukların kesilmesi ve paketlenmesi ile ilgili hacimli AB kurallarına. Böyle olunca, daha büyük resmi görmekte zorlanıyorlar.

Yol uzun ve belirsiz
O resmin kavranması neredeyse imkânsız olduğu için, bu anlaşılabilir bir şey. Avrupa Birliği'ne giden yol, uzun olduğu kadar belirsiz de. Eğer Türkiye, üyelik müzakerelerine başlama tarihini bu Aralık ayında alırsa, ve bu müzakereler 2005 yılında başlarsa, resmi üyeliğin en azından 2010'a kadar gerçekleşmesini kimse beklemiyor. Üyeliğin, işgücünün Avrupa'da rahatça yayılması gibi, avantajlarından birçoğu, ancak bir geçiş sürecinden sonra olabilir, mesela 2017 veya 2020'de. Avrupa'nın veya Türkiye'nin bırakın on beş yıl sonrayı, beş yıl sonra bile neye benzeyeceğini kim tahmin edebilir ki?

Dış yatırıma ihtiyaç var
İnsanın en çok duyduğu argüman, AB adaylık sürecinin Türkiye'yi bir reform sürecinin içine kilitleyeceği. Belli ki Türkler dış dünyanın, hükümetlerine kendilerinin güvendiğinden fazla güvenmesini beklemiyor. Adaylık ihtimali bile hükümetlerin arka arkaya, dev boyutlarda reform kanunlarını yürürlüğe koymasına yetti. Bir tarihin alınması da, özellikle dış yatırımcıları, hükümeti ve özel şirketleri daha şeffaflaştırmak için alınan kararların asla geri döndürülemeyecekleri konusunda ikna edecektir.
Üzerinde dev bir yük olan borcunu ödemekle meşgul bir Türkiye'nin iş yaratmak ve ekonomisini büyütmek için doğrudan dış yatırıma ihtiyacı var. Üyelik görüşmeleri bile, bu yatırımcıların ihtiyaç duyduğu güvenlik hissini yaratabilir. Türkiye'ninn, güvenilirliğini, müzakerelerin başlaması için tehlikeye atmasından sonra, reddedilmesi, bir felaket olur.

Marslılar bile biliyor
"Evet, ama," der Marslı. O da, benim gibi, geçen gün yabancı yatırımcılara Türkiye'de danışmanlık yapan birisiyle öğlen yemeği yemişti. Marslılar bile Türkiye'nin coğrafi konumu ile ilgili argümanı bilir. Türk üreticilerinin AB pazarına girişinin uzun süredir serbest olduğunun da farkındadırlar. İnsanların Türkiye'ye yatırım yapmamasının asıl sebebi, yüksek enflasyon ve bürokratik olarak usandırılmış olmalarıdır. Hatta, AB üyeliğinin sağlık ve güvenlik alanlarındaki şartlarının üretimde önemli bir fiyat artışı getireceğini de bilirler. Benim birlikte öğlen yemeği yediğim kişi, "AB üyeliği daha fazla insanın yatırım yapmasını sağlamayacak" dedi.
Rakamları inceledim. Eğer Türkiye Avrupa'ya yarın kabul edilse, 28-50 milyar euroyu, sadece endüstrilerini ve çevre kalitesini AB standartlarına çıkarmak için harcaması gerekir. Bu paranın tamamını bir anda harcamak zorunda kalmaz. Bu yirmi yıla yayılır ve paranın çoğu üyelik alındıktan sonra harcanır. Yine de bu, gayrı safi milli üretimin yüzde 1 ile 2.5'i arasında olur; yükün çoğu da özel sektörün üzerine düşer.
Temiz hava ve su için para harcamak, faiz ödemeleri için veya işe yaramaz bankaları kurtarmak için para harcamaktan çok daha iyi bir şey. Yine de Türk piyasalarının, AB'ye girmeye neden bu kadar olumlu tepki verdiğini açıklamıyor.
Basitçe cevaplamak gerekirse, onlar da üyeliğin çok uzakta olduğunu anlıyorlar. Müzakereler için bir başlangıç tarihinin verilmesi, üyeliğin getireceği yüksek fiyatlara ve zaruriyetlere hemen maruz kalınmadan, Türkiye'de bir istikrar havası yaratacaktır.
"Öyleyse" der Marslı. "Türkiye Kıbrıs'ta bir çözümü istemekten çok, Kıbrıs'taki bir çözüme muhalefet olmayı istemiyor. Bunun sebebi de, AB ile müzakerelere başlamak için bir tarihle ödüllendirileceğini umması. AB ile müzakerelere başlamak için bir tarih istemesinin sebebi de AB'nin tam üyesi olmak istemesi değil, tam aday olmak istemesi."
Sonra da sadece bir Marslıda görülebilecek kederli ve şaşkın bir ifadeyle ekliyor: "Anladım, ama evime döndüğümde bütün bunları tekrar açıklayabileceğimden emin değilim."



BUSINESS




















19 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber