Ne zaman Kansas oluruz?

Dünyanın en çok alıntı yapılan cümlesi, Oz Büyücüsü filminden. Bir kasırganın fırlattığı genç kız, harikalar diyarına vardığında köpeğine, "Galiba artık Kansas'ta değiliz" diyor. Türkiye'de, uçaktan inen bir yabancının, artık Kansas'ta olmadığını anlaması da fazla zaman almıyor. Bankamatik kartınızı bir ATM'ye yerleştirin ve çıkan paraya bakın. Cadıların ve konuşan korkulukların ülkesi Oz'da olmasanız bile, eşit derecede bir harikalar diyarı olan Sıfırlar Ülkesi'ndesiniz.

Ne zaman Kansas oluruz?





Daha iyi bir örnek bulabilirseniz lütfen bana haber verin, ama Google'a göre dünyanın en çok alıntı yapılan cümlesi, 1939 yapımı "Wizard of Oz" (Oz Büyücüsü) filminden. Bir kasırga, filmin genç kahramanını, Amerika'nın ortasındaki fazlasıyla normal, fazlasıyla düz ve siyah beyaz olan tarlalarından, gökkuşağının öbür yanına götürüyor. Burası rengârenk bir yer; büyünün ve gerçekten garip olan alışkanlıkların varolduğu bir yer. Genç kız, bu harikalar diyarına vardığında köpeğine "İçimde şöyle bir his var" diyor, "Galiba artık Kansas'ta değiliz."
Türkiye'deki bir uçaktan inen, orta derecede zekaya sahip bir yabancı ziyaretçinin, artık Kansas'ta olmadığını anlaması da fazla zaman almıyor. Bankamatik kartınızı bir ATM'ye yerleştirin ve çıkan paraya bakın: Farkına varacaksınız ki, cadıların ve konuşan korkulukların ülkesi Oz'da olmasanız bile, en azından eşit derecede bir harikalar diyarı olan Sıfırlar Ülkesi'ndesiniz. Bu ülkeye yeni gelenler de hemen fark edilir zaten. Bir ücret ödeyecekken duraksayan, sonra ikinci kez tekrar duraksayanlar işte onlardır. Paranın alt köşesindeki sıfırları toplarken dudakları hareket eder ve sonra bu numarayı, Yen'e veya Zloty'e çevirmek için, akıldan yapılması imkansız olan o bölme işlemini yapmaya çalışırlar. Burada bir süre kalmış olanlar bile sıradan bir şey satın alırken kendilerini Ekonomik Oz'da bulabilir. Evimdeki merkezi ısıtma sistemi için motorin alırken ne kadar ödeyeceğimi hesaplamak yarım günümü aldı: 944 litre çarpı 'bin üç yüz kırk beş.' Ama, bin üç yüz kırk beş ne? Faturanın 1 milyon 270 bin TL olamayacağını biliyordum, ama 1 milyar 270 milyon TL de bana çok pahalı geldi. Hesap makinemde, ikisinin arasını aradım durdum. En sonunda da faturayı ödedim.


Acımasız taksi şoförü
Kendinizi deneyin. Bu cümleyi bitirince gözlerinizi kapatın ve üç katrilyon'a kaç litre süt alabileceğinizi hesaplayın. Bana sormayın. Yıllar önceydi, ama o acımasız taksi şoförü numarasını yuttuğumu itiraf etmeliyim. Şoföre yeni bir 5 milyon TL verdim, o da bana aynı renkteki bir 100 bin TL'yi uzattı; ona yanlış banknotu verdiğimi söyledi. Ben de ücreti tekrar ödeyerek iki kez kandırılmış oldum.
Wizard of Oz filminde, genç kız her şeyin aynadaki yansıma gibi zıt olduğu bir dünyada eğleniyorsa da, aslında Kansas'a dönmek istediğini farkeder. Türkiye'nin ekonomik reformlarının o uzun tarihini, Kansas'tan gelen normal bir insanın anlayacağı kelimelerle anlatmaya çalışsak, havaalanından gelirken fazla kez kazık yemiş olan IMF'li adamdan bahsetmemiz gerekir. Adamcağız oteline varır varmaz ilk işi, Washington'a Türkiye'nin enflasyonu düşürmesi ve enflasyondan kurtulması gerektiğini bildiren bir faks çekmek olmuş.


IMF'li artık taksiye rahat biniyor
Bu birkaç yıl önceydi. Türkiye, Türkiye olduğu için, sorunu çözmeye çalışırken, kendinden istenenin tam tersini yaptı. Kriz üzerine kriz yarattı; enflasyon yükseldi de yükseldi ve sonunda 100 bin TL'lik banknot kalmadı, hatta 100 bin TL'lik madeni para bile neredeyse kalmadı, dolayısıyla IMF'li adam Ankara'da rahat rahat taksisine biner hale geldi. Sonra da enflasyonu düşürme baskısı o düzenbaz taksi şoförlerinden gelmeye başladı. Sürekli artan fiyatlar karşısında ayakta durmak için daha yaratıcı bazı numaralar geliştirmeleri gerekmişti, havaalanından Sheraton'a Eskişehir üzerinden gitmek gibi.
Şöyle bir iyi haber de var ama: Türkiye Merkez Bankası'nın bugün en ciddi sorunu, bütün sıfırları atıp atmayacağı, hatta yeni banknotların nasıl ve ne renk olacağı bile değil. "Wizard of Oz" diliyle konuşacak olursak, Türkiye, evine, Kansas'a dönmeye hazır. (mı?)


Kendi paramızla teşvik ettik
Enflasyonun daha beylik bir açıklaması, hükümetlerin üstüste kendi beceriksizliklerinin maliyetini karşılayabilmek için, gittikçe daha fazla şüpheci olan bir piyasadan, yüksek faiz oranlarıyla borç almak zorunda kalması. Bir seviyede, bu seviye bilinçaltı olsa da, her elektrik faturasını ödediğimizde veya haftalık alışverişi yaptığımızda yılların kötü hükümetlerini para ile teşvik etmiş olduğumuzu biliyoruz. Hükümetlerin özel sektörle ilgili kötü yasalarını da teşvik etmiş oluyoruz. Türkiye kendine karşı dürüst davransa, kendi fırsatçılığının bedelini ödediğini farkeder; sonuç olarak yıllardır daha iyi bir hükümet konusunda daha güçlü bir sesle diretmek yerine, benim taksi şoförüm gibi, o hükümetin zayıflıklarını kullanmak için bazı oyunlar oynamayı tercih etti.
Enflasyonun düşüyor olması, hesaplarını yapmak için sadece on parmağı olan ziyaretçiler için iyi bir haber olabilir, ama diğerlerimizin buna alışması biraz zaman alabilir. Bu ülkedeki insanlar, ben dahil, enflasyona o kadar alıştık ki bunu doğanın bir kanunu gibi kabul ediyoruz. Yeni alışkanlıklar edinmemiz gerekecek.
İyi bankalar (bir bankanın kendine 'kötü' dediğini duymadığımı itiraf etmeliyim), düşük enflasyonlu yeni dönemi dört gözle beklediklerini söylüyor. Hükümete borç para verdikten sonra, günün geri kalanı tavla oynayarak geçirmekten sıkılmışlar. Yatırımcıların parası için rekabet etmeyi, sonra bu parayı ekonominin gelişmesini sağlayacak tüketici ve işletmelere kredi vermeyi iple çekiyorlar.


Yıllık krediye aylık faiz hesabı
Bu da bize kredi kartı satmak için neden bu kadar çok uğraştıklarını açıklıyor. Bu kartların pazarlamasındaki marifeti takdir ediyorum. Bu 'akıllı' kredi kartıyla sadece yeni bir pantolonu dört taksitle almıyorsunuz, ayrıca ekstra puan alıyorsunuz, bedava Hawaii'ye uçuyorsunuz ve yolda indirimli hamburger yiyorsunuz. Kredi kartınız, pembenin size yakışmadığını ise ancak oraya vardıktan sonra açıklıyor.
Türk müşterilerin, Hollanda'dakileri, İtalya'dakileri ve tabii ki Kansas'dakileri çatlatırcasına otomatik ve on - line hizmetlere çoktan sahip olmuş olması bir çelişki. Türkiye, kredi kartındaki yenilikler konusunda sadece Avrupa'ya değil, bütün dünyaya öncülük etti. Yine de, daha oturmuş ekonomilerdeki vatandaşlarının sıradan kabul ettiği belli hizmetler, mesela bir ev için ipotek sistemi ile kredi almak, burada yok. Akbank gibi bazı bankalar, beş yıllık bir ev kredisi veriyor, ama bunun faizi yıllık değil, aylık olarak hesaplanıyor (yüzde 2,5'tan) ve bunu ödeyecek kadar paranız varsa, büyük olasılıkla zaten kredi almanıza gerek yok.
Bankanıza gidip, yeni evinizi satın alabilmek için 25 yıllık ipotekli kredi alabildiğiniz zaman Türkiye, Kansas olmuş olacak mı? Belki de, ama daha çok beklememiz gerekebilir. Daha basit bir test önereyim:
Bu harika kredi kartlarıyla yapamadığınız tek şey bahşiş bırakmak. Dünyanın her yerinde, bir kuaförde, hatta Kansas'daki bir Türk lokantasında hesabı aldığınız zaman, toplamın yanında, imzayı atmadan önce bahşişi yazabileceğiniz boş bir alan bulunur. Bazen bunun biraz abes kaçtığı olur; mesela, yemeği orada yemeyip eve götürdüğünüz bir lokantaya gittiğinizde neden bahşiş ödeyesiniz ki? Veya lokantada zaten servis için bir miktar para alıyorlarsa, neden sizden daha fazlasını istesinler ki? Ama Türkiye'de bahşiş bırakmak isterseniz, bunu nakit parayla yapmanız gerekir. Bunun sebebini tahmin edebilenlere ödül vermeye gerek duymuyoruz: Çünkü nakit üzerinden vergi ödenmez.


Bahşişi kartla veremiyorsunuz
Sizin imzaladığınız küçük kağıtları çıkartan bu POS ("point of sale" yani satış noktası) makinelerini, bankalar dağıtıyor. Çok azı, müessese sahiplerinin bahşiş için bir boşluk bırakmasını sağlayacak şekilde programlanıyor; çok azı. Dışbank'ın bana verdiği listede, kredi kartıyla bahşiş kabul edebilen sadece 100 müessese bulunuyor; bunların arasında kuaförler, spor salonları ve sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar lokanta var.


Yine de telefon ettim
Garanti Bankası ise, bütün İstanbul'da, bahşişi kredi kartıyla ödeyebileceğiniz tek bir lokantaya hizmet ettiğini açıkladı. Bu lokantanın adı da Changa. Şansıma. Bir keresinde bu lokantayla ilgili bir yazı yazmıştım ve kremalı limon otu soslu wasabi somon tortellini'sini eleştirmiştim. Bu da sahipleri ile benim aramda bir atışmaya sebep olmuştu; bu birkaç yıl önceydi, ama yine de onlara telefon etmek konusunda biraz endişeliydim.
Ancak, hepimiz uygar insanlarız ve bir kere olan da olmuş; konuşmamız gayet dostça geçti. Changa yetkilileri, hesabın üzerinde bahşiş için boş bir yer bırakmış olmaktan son derece memnun olduklarını söylediler. Kendi hesaplarına göre, müşterilerinin yüzde 40'ı, nakit para ile bahşiş vermeyi daha zor bulan yabancılar. Müşterilerinin yüzde 90'ının ödemeyi kredi kartıyla yaptığını, bunların da yüzde 100'ünün bahşişi de hesaba yazdığını eklediler. Changa yetkililerine göre garsonlar da bu uygulamadan daha memnun, çünkü müşteriler böyle olunca daha çok bahşiş veriyor. Yani kaybeden yok.
Artık yeni bir hayat felsefem var. Evet, enflasyon düşünce Türkiye daha iyi bir yer olacak ve evet, gelecek kuşaklar evlerini ipotek ile satın almak konusunda anne ve babalarından daha şanslı olabilecekler. Ama bana Türkiye'nin ne zaman Kansas gibi olacağını soracak olursanız, size vereceğim cevap şu: İnsanların vergi ödemesi ne zaman onlar için daha kârlı hale gelirse, işte o zaman.






BUSINESS

















17 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber