'Sadece izliyoruz'

Etik tartışmaları





Türk bilimadamları değilse de Türkiye kamuoyu, genetik 'mucizesi' kopya koyun Dolly'nin 8 yıl önce gerçekleşen doğumu kutlanırken konudan haberdar oldu! Oysaki içinde yaşadığımız yüzyılın egemen dili olarak kabul edilen 'genetik'te birçok gelişmiş ülkede son irili ufaklı yüzlerce şirket onlarca yıldır hayvan, insan ve bitki genleri üzerinde çalışıyordu. Çok çarpıcı sonuçlara ulaşılmış durumda. Özellikle tarım ürünlerinde! Bir kilo külçe altın 17 milyar lira. Gen yapısı ile oynanmış bir kilo hibrit domates tohumu 15 - 20 milyar lira! Tane hesabıyla satılıyor... İşte size ekonomi! A vitamini açısından değeri yükseltilmiş pirinç! İşte Çin hükümetinin, 1.3 milyar Çin nüfusunu sağlıklı besleyebilmek için bulduğu çare! Lif uzunluğu artırılmış pamuk, zor iklim koşullarında bile verimi düşmeyen, stressiz buğday!..
Biyoteknoloji hayatımıza çoktan girmiş durumda. Genetik ürünlerin ekiminde büyük artış var. Genetik ürün alanları 1996'da 1.7 milyon hektarken 2002'de 55 milyon hektara ulaşmış. Arjantin, Kanada, Çin ve ABD'de genetik ürün üretimi geometrik hızla artıyor. Çin, Meksika ve Güney Afrika'da da büyük artış var.
Arjantin, Avustralya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, Güney Afrika ve ABD genetik pamuk ticareti yapıyor. Güney Afrika'da ticari amaçla yetiştirilen genetik pamuk verimi klasik yönteme göre yüzde 129 verim artışı sağlamış. ABD, Arjantin'de geniş plantasyonlar kurdu.
En çok mısır, patates, soya, domates gibi ürünlerde uygulanıyor. Yaklaşık 60 milyon hektar alanda transgenik bitki üretimi yapıldığı belirtiliyor. ABD ve İsrail'de mısır tohumuyla oynandı. Tohumculukta büyük gelişmeler oldu. İstenilen özellikte tohumlarla büyük cirolar elde edildi. ABD'li Monsanto gibi dev şirketler artık tüm dünyayı yönlendiriyor. Geliştirilen haşerelere dayanıklı mısır sayesinde müthiş bir verimlilik yakalandı.
Biyolojik olarak çözülüp bir plastik haline dönüşen mısırlar doğum kontrolü için kullanılabilecek. Genetik olarak değiştirilmiş brokoli, kanseri önlemenize olanak tanıyacak biçimde tasarlanacak.
Genetik araştırmaların en büyük ikinci müşterisi ilaç şirketleri. Akıllı ilaçlar geliyor. Hastanın gen yapısına göre özel ilaç üretilecek. Büyük ilaç firmaları bu geleceğe hazırlanıyor. Celera Genomicks, insan geninin yüzde 97'sini tamamladığını ilan ettiğinde Pfizer, Novartis ve Amgen milyonlarca dolar ödeyerek insan geni haritasını kullanma kılavuzu aldılar.

Tasarım işi çocuk
Sadece başka canlı türlerinin değil, çocukların bile genetik tasarımı değiştirebilecek. 'Kopyalama', tüp bebek sahibi olma kadar yaygınlaşabilecek.
Japon ve Koreli bilim adamları, memelilerde ilk defa denedikleri bir yöntemle, erkeğin genetik katılımı olmadan iki dişi fareden yavrular dünyaya getirdi. Gerisini siz hayal edin!
Genetik kodunuz kimliğinize dijital olarak basılabilecek ve işvereninizle sigorta şirketiniz, kalp hastalığına yatkın olduğunuz gerekçesi ile yüksek prim isteyebilecek. İşveren sizi işe kabul etmeyebilecek. Hap veya iğne türü ilaçlar tarihe karışacak. Bir besinin parçası, krem, el sabunu ya da bandaj ilaç olacak.
Bireylere, tek başlarına, dünyadaki pek çok ülkeden daha büyük üretim değeri olan sanayi kolları yaratabilme olanağı sağlayan genetik araştırmalarının en büyük destekçisi şirketler. Risk sermayesi grupları öncelikleri arasına bu projeleri alıyor. Projeleri riskli ama sonuç alındığında hayal bile edilemeyecek kazançlar sağlanabiliyor.

Genetik pazarı ABD'nin elinde
Dünya biyoteknoloji pazarı ile ilgili veriler çok farklı. Aslında tam olarak nasıl bir büyüklükten söz edildiğini kimse bilmiyor. Bugün için 70 milyar dolara yakın bir büyüklükten söz ediliyor. 2010 için pazar tahmini 160 milyar dolar! Başka bir tahmine göre biyoteknoloji ürünleri alanındaki küresel pazar 2005'e kadar yıllık 55 milyar dolara ulaşacak. Uzmanlar, kanser ilacının bulunması halinde sadece ABD ekonomisinin yaklaşık 47 trilyon dolarlık bir kazanç elde edeceğini hesaplıyor.
Dünyada genetik mühendisliğine büyük fonlar aktarılıyor. Bu fonların yüzde 75'i insan sağlığı ve tıp alanında. Sadece Amerika'da genetik için ayrılan fonların 40 ila 50 milyar dolar arasında değiştiği belirtiliyor.
ABD'nin tekelinde sürdürülen biyoteknolojik çalışmalar, bugün artık bütün gelişmiş, Hindistan, Çin ve Brezilya gibi bazı gelişmekte olan ülkelere de sıçramış durumda. Ancak hâlâ araştırmaların ağırlığı bu ülkede. Amerika'yı Japonya ve AB izliyor. Çin'de büyük atak var. Diğer ülkeleri geçmesi bile olanaksız görünmüyor.
ABD'de biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren şirketlerin sayısı bin 500 civarında. En büyükleri Gentec. ABD'de 5 şirket her 4 genetik tohum patentinden 3'ünü elinde bulunduruyor. Bu şirketler: Dow, DuPont, Syngenta, Aventis ve Monsanto. Monsanto, uluslararası piyasalarda genetik değişime uğratılmış tohumların ve lisanslarının yüzde 90'ına sahip. Bu alanın diğer büyük şirketleri ise Cargill, Novartis ve Agra.

Avrupa'da şirket patlaması
Genetik araştırmalarının ikinci büyük adresi Avrupa. İngiltere, Almanya ve Fransa öne çıkan ülkeler. İngiltere'de yüzlerce yeni biyoteknoloji şirketi kuruldu. Hükümet, sentetik bir anestezi ilacı, migren ve alzheimer tedavisinde kullanılan iki farklı kimyasal karışımdan oluşan üç yeni ürüne onay verdi.
Almanya, insan - genomu araştırmaları için milyarlarca euroluk bütçe ayırdı. Yüzlerce biyoteknoloji şirketi faaliyette. Almanya'daki araştırmalar özellikle kalp hastalıkları konusunda öne çıkıyor. Münih merkezli Wilex Biotechnology, kanserin yayılmasına yol açan spesifik bir proteini durduran bir ilacın peşinde. Bu konuda araştırmaları ile tanınan diğer bir önemli şirket de Bayer.
Fransa, Paris yakınlarındaki Genepole Vadisi'nde toplanan biyoteknoloji şirketlerini destekliyor. Fransızlar özellikle obezite gizi üzerinde duruyor.
Hollanda'da DSM ve Qiagen biyoteknolojide öne çıkan şirketler. DNA analizi yapan bilgisayar sistemlerinin kurulmasında lider sayılan İsveç kökenli Pyrosequencing de bu konuya yatırım yapan şirketlerden biri. Ayrıca İrlanda, son dönemlerde biyoteknolojiye büyük bütçeler ayırmaya başladı.

İsrail'de 200 genetik şirketi var
İsrail'de 200'e yakın şirket bu alanda faaliyet gösteriyor. Özellikle genetik yapıları değiştirilmiş ürün konusunda Haim Aviv isimli şirketin çalışmaları dikkat çekiyor.
Hintli genetik şirketleri şeker hastalığı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu ülkede bir biyoteknoloji bakanlığı bile var. 50 üniversitede yüzlerce uzman yetiştiriliyor. Hükümet 50 merkezi finanse ediyor.
Brezilya'da Sao Paulo merkezli Bilim Vakfı'na bağlı olarak 200 bilim adamı 62 laboratuvarda çalışıyor. Brezilya, 2002 yılında göğüs kanserine yol açan tümörün genetik haritasını tamamlamayı planlıyor.
Japon hükümeti araştırmaları destekliyor. Yokohama'da da Genomik Bilimi Merkezi bulunuyor. Japonya'da bilimadamları sebze genlerini hayvanlara başarıyla yerleştirdiler. Osaka'da Kinki Üniversitesi'nde domuza ıspanak geni yerleştirilerek daha sağlıklı et elde edildi.
Nexia Biotechnologies adlı Kanada şirketi keçi yumurtasına döllenmeden önce örümcek DNA'sını enjekte etti. İlk ağ üreten dişi keçiler elde edildi. Bu keçiler her gün sütlerinde ağ proteini üretiyor. Bilimadamları şimdi de örümcek ağını bitkilerde oluşturmayı planlıyor.
Bütün ülkelerde, yukarıda adları geçenler dahil, yüzlerce araştırmacı çalıştıran büyük şirketler olmakla birlikte, şirketlerin çoğunluğu 5 - 6 araştırmacı ile kurulmuş küçük şirketler. Ancak alanın özelliği gereği büyük katma değerler üretebildikleri gibi, başarıyı yakalayanlar hızla büyüyor.

Türkiye'de sadece bazı gıda ve ilaç üreticisi firmalar ile bazı araştırma laboratuvarlarının çalışmaları var. Ankara Üniversitesi 2001 - 2006 yıllarını kapsayan bir biyoteknoloji projesi başlattı. DPT'nin de desteğiyle 12 trilyon liralık bir Moleküler Biyoloji ve Teknoloji Araştırma Geliştirme Merkezi kuruldu. Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent ve Sabancı Üniversitesi'nde önemli araştırma merkezleri bulunuyor. Ancak özel sektör bu konuda henüz kesenin ağzını açmış değil. Yetişmiş mühendisler, araştırmacılar, Türkiye'de araştırma ortamı bulamadıkları için yurtdışına gidiyorlar.

Türkiye'de de kullanılıyor
Türkiye'de tarım şirketleri genetik yapısı değiştirilmiş tohum kullanarak üretim yapıyorlar. Tohumların genetik yapısını değiştirmeye yönelik çalışmalar da var. Ancak bunlardan sonuç alınmış değil. Ayrıca Tarım Bakanlığı da bu konuda çalışmalar yapıyor.
Pakmaya Ar - Ge Müdürü Doç. Dr. Levent Dağaşan, "TÜSİAD'ın 'Biyoteknoloji Öngörü Programı'na göre, üniversitelerin araştırmalara ayırdığı fonlar da dahil, toplam üç milyar dolar civarında bir büyüklük sözkonusu. Türkiye'de araştırmacı sayısı yeterli. Fakat olanaklar kısıtlı. Bu alandaki insanların çoğu eğitimini yurtdışında görmüş kişiler. Yani bilgi bakımından hiçbir eksiklikleri yok. Ama Türkiye'de neler yapılabiliyor diye sorulursa, bu kısıtlı bütçe ile sadece dünyada genetik alanında neler yapılıyor, bunlar takip ediliyor. Sadece literatür bazında takip ediliyor. Zaten Türkiye'de bu alana yatırım yapan ciddi bir şirket de yok" diyor.
Genetik biliminin ekonomik anlamda geri dönüşümünün son derece yüksek olduğunu belirten Dağaşan, daha sonra şunları kaydediyor:
"Tıp alanında yapılan işler tamamen insan sağlığına yönelik. Tarımda, bitkide ve beslenme alanında son derece ciddi dönüşler var. Şu anda tüm dünyada kullanılan soya fasülyesi, mısır, pamuk hepsi genetik mühendislik ile yapılmıştır. Monsanto'nun tekelindedir. Tüm dünya, Türkiye ve AB teslim olmuştur. Pakmaya, genetik bilimini bir araç olarak kullanıyor. Genetik ile üretilmiş bir ürünümüz yok. Amacımız genetiği yoğun olarak kullanıp bilgi birikimimizi artırmak. Firma olarak üretim yapan, ürün üreten en ciddi biyoteknoloji firmalarından biriyiz. Bu koşullarda yapabildiğimiz de bu."

'ABD burs için yarışıyor'
Dr. Uğur Sezerman'ın verdiği bilgiye göre, Türk üniversitelerde yetişen uzmanlara, özellikle ABD'deki birçok üniversite burs verebilmek için yarışıyor. Öğrencilerin çoğunluğu da yurtdışına gitmeyi tercih ediyor. Çünkü çok cazip teklifler ve imkânlar onlar için yaratılıyor. Türkiye'de gerçek kapasitelerini kullanabilecekleri işler ne yazık ki yok. Ancak bu konulara ilgi giderek artıyor. Özellikle büyük holdingler ve ilaç firmaları yeni girişimlerde bulunuyorlar.

Biyoteknoloji ile ilgili en önemli tartışma, etik konusunda yoğunlaşıyor. Yaşam kitabının deşifre edilmesi, genetik kodların çözülmesi 'insan türünün insan eliyle şekillendirilmesi' olasılığını da güçlendiriyor. Bilim adamları ellerindeki bilgilerle, istenilen karakterde, vücut yapısında ve bilişsel yetenekte insanlar üretebilir. Sigorta ve insan kaynakları şirketlerinin genetik bilgileri kullanması kaygıları artıyor. Pek çok insanın, ölümcül bir hastalığın genini taşıdığı gerekçesi ile sigorta şirketleri tarafından reddedilmesi gündeme gelebilir.
Bu kişilerin işe alınmasında da gen bilgileri aleyhlerine kullanılabilir. ABD'nin 39 eyaletinde genetik testlere dayanarak sigorta poliçesini düzenlemek; 15 eyalette de genetik testlerden elde edilen sonuçlara göre işten çıkartmalar yasaklandı. Ancak sigorta ve İK şirketleri gizliden gizliye araştırmalarını sürdürüyor. 1999'da yapılan bir araştırmaya göre ABD'de orta ve küçük ölçekli şirketlerin yüzde 30'u terfi ve işten çıkartmalarda çalışanlarının genetik testlerinden yararlanıyor.
Gen yapısı değiştirilmiş ürünler Avrupa'ya giremiyor ya da üzerinde 'Bu GYD'li üründür' etiketinin olması gerekiyor. Gen yapısını değiştirme olanağının 'doğal yapılarla oynama' anlamına geldiği için genelde doğal denge açısından itirazlar olduğu kadar, teknolojinin kötü niyetle kullanılmasından kaygıya dayanan itirazlar da var. Bilimadamları birçok teknolojinin, istenirse kötü amaçla kullanılabileceğini belirtiyorlar.
Ülkeler yasal düzenlemeler geliştiriyorlar. Ancak alanın yeni olması nedeni ile tam olarak hangi konuda nasıl bir hukuki çerçeve çizileceği bilinemiyor.
Tüketici çevrelerinde genetik yapısı değiştirilmiş ürünlere eskisi kadar kuşkuyla bakılmıyor. Gen yapısı değiştirilmiş pek çok gıda maddesi süpermarket raflarını dolduruyor. Aynı teknoloji ile üretilmiş ilaçlara bazı hükümetler onay vermiş durumda.
Genetik bilginin sağlık personeli dışındakilerin eline geçmesi bir ayırımcılığa yol açabilir. Nitekim Amerikan sigorta şirketlerinin birkaç yıl öncesinde başlayan böylesi uygulamalarına son verebilmek amacıyla Clinton Hükümeti sigorta şirketlerine genetik test yaptırma yasağı getirdi.

Dr. Uğur Sözerman'ın verdiği bilgiye göre, ülkelere ait genetik bilgilerin korunması çok önemli. Sözerman, "Estonya bir genom projesi başlattı. Ülkenin genetik alt yapısını bulmaya çalışıyor. Genel popülasyonu örnekleyerek genetik dataları, hastalık öykülerini veri bankalarında topluyor. Tabii bu araştırmaları yaparken bilgiye dışarıdan asla ulaşılmamalı. Veri bankalarının çok güvenli olması gerekir. Örneğin sigorta şirketleri bu bilgilere ulaşabilmek için çok yoğun çaba sarfedebilir. Bir kişinin genetik alt yapısını biliyorsanız, çok daha farklı primler koyabilirsiniz. Toplumların da genetik haritalarının bilinmesi, ortaya çıkması çok doğru değildir. Art niyetli girişimler olabileceği için çok özel korumaların sağlanması gerekiyor. Türkiye'de yaygın olan Akdeniz Anemisi diye bir hastalık var. Hastaların aile geçmişleri, genetik yapılarıyla ilgili veriler elimizde olursa ona uygun tedavi yöntemleri geliştirmek mümkündür" diyor. ABD'de sigorta ve insan kaynakları şirketlerinin bu tür bilgileri kullanması bazı eyaletlerde yasaklanmış durumda. Ancak yine de şirketlerin bu tür bilgilerin peşinde olduğu ifade ediliyor.
Sözerman, 'üstün ırk' tartışmaları ile ilgili olarak da "Bir takım iyileştirmeler yapılabilir. İnsan için ölümsüzlüğe çare bulunamadı. Genetik çağının çok daha başındayız. Israrlı çalışmaların devam edeceğini düşünüyorum. Ama üstün ırk nedir, ideal özellikler nelerdir; bunlar daha çok belirsiz" diyor.

Uğur Sezerman, Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun. Biyomedikal mühendisliği konusunda aynı üniversitede bir lisans programı daha bitirmiş. Boston Üniversitesi'nde biyomedikal mühendisliği doktorası yapmış. İnsan genomu projesini başlatan Charles DeLisi'nin asistanı olmuş. Doktorasını bağışıklık sistemindeki bazı molekülleri modelleyerek sentetik aşı ve ilaç tasarımı konusunda yapmış. Daha sonra da biyoenformatiğin birçok alanlarında çalışmış. 1999'da Sabancı Üniversitesi'nde çalışmaya başlamış. AB'de Altıncı Araştırma Programı'nda (FP6) üç dönemdir raportörlük yapıyor. Avrupa'yı biyoteknoloji alanında öne çıkartılabilecek projelerin desteklenmesi için çeşitli kriterlere göre karar veriyor. Bilgisayarla çözüm üretme ya da modelleyerek çözüm üretme açısından Türkiye'deki 'ilk isim.' Sezerman, Türkiye'de pamukta tekstil enzimlerinde ve Alzheimer üzerinde biyoteknolojik araştırmalar yürütüyor. Ancak bunlar araştırma aşamasından uygulama aşamasına geçmiş henüz bir proje yok. Sezerman, "Türkiye'de bir teknoloji yaratarak dünyada söz sahibi olmak mümkün. Çünkü Türkiye gen kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Her alanda söz sahibi olmak zorunda değiliz. Niş alan bulmalıyız" diyor.


Bitkilerde gen değişiklikleriyle birtakım katkılar ve iyileştirmeler yapıyoruz. Pamukta lif kalitesini arttırma çalışmalarımız devam ediyor. Enzimlerde bir takım yapısal değişikliklere giderek onların kararlılığını ve aktivitelerini artırıyoruz. Tekstilde boyama aşamasında kullanılan enzimlerin kumaşa vereceği zararı en aza indirmek için enzim tasarımları üzerinde çalışıyoruz. Bunlar biyomühendisliğin protein mühendisliği konusundaki uygulamaları. İlaç tasarımında kullanılacak ilaçla reseptör moleküllerin ilişkilerini, bağlantılarını modellemeyi kolaylaştıran hazır paket programlar geliştirme üzerinde çalışıyoruz. Proteinin dizisinden yapısını belirlemeye çalışıyoruz. Protein yapısından işlevini nasıl gerçekleştirdiği bilgisine ulaşmak olası. Bu şekilde işlev bozukluğuna dolayısıyla hastalığa neden olabilecek etmenleri belirlemek mümkün. Buradan da bu etmenleri ortadan kaldıracak ve proteini işlevsel hale getirip hastalığı tedavi edecek yöntemler geliştirilebilir.
Microarray veri analizleri konusunda da araştırmalarım var. Bunlar hücrelerdeki gen ifade oranlarının incelenmesine fırsat veriyor. Bu dataları kullanarak hastalığa neden olan genleri belirleyip tanı için kullanabiliyoruz.

'2.2 milyar euroluk kaynak var'

İrlanda özel fonlar oluşturdu, programlar başlattı. Kanserden parkinsona kadar birçok hastalığa moleküler genetik yöntemlerle çözümler aranıyor. Herkes yeninin peşinde... AB, FP6 programında farklı konularda uzmanlaşmış en az üç dört ayrı kurumun birbirlerini tamamlayarak ortak bir proje sunmasını istiyor. Böylece her grup diğerinin eksiğini tamamlayabiliyor ve bunların sinerjisinden bu çağa damgasını vuracak yeni ürünler ve teknolojilerin çıkması bekleniyor. Türkiye'de de koordinasyon eksikliğinden dolayı çok az sayıda projemiz araştırma programlarından yararlanabiliyor. Bu alanlarda yetişmiş insanlar bile birbirlerinden haberdar değil. Oysa önemli miktarlardaki kaynaklar Türkiye'nin kullanımını bekliyor. Sadece FP6 programında sağlık projeleri için AB'nin verdiği kaynak 2.2 milyar euro. Biyoteknolojini çevre uygulamaları için de buna yakın bir bütçe ayrılmış durumda


Türkiye daha başlangıç aşamasında. Bu tür araştırmalar için öncelikle işgücüne ihtiyacımız var. Yurtdışında yetişen insanlar Türkiye'de uygulama yapmak istiyor. Türkiye'de kısıtlı olan araştırma fonlarına ulaşmak ne yazık ki çok zor. Şirketlerin AR - GE yatırımları son derece kısıtlı. Dünyada ise bu araştırmalar şirketler tarafından desteklenen projelerle yapılıyor.


Genom projeleri özellikle insanda yaklaşık 3 milyar nükleotid uzunluğunda DNA bilgilerinin elde edilmesidir. Bunların sadece yüzde 3 ile yüzde 5 lik kısmı arasında bizim ihtiyacımız olan gen bilgileri var. İnsan genomunda aşağı yukarı 30 bin gen olduğu farz ediliyor. Bu genlerden sentezlenen ~100bin protein dizisini bulmak mümkün. Önemli olan proteinlerin vücutta hangi fonksiyonları ve nasıl yaptığını öğrenmektir. Eğer bunu anlarsak fonksiyon bozukluklarını yani hastalıkların neden kaynaklandığını bulmuş olacağız, tabii ardından düzeltme yöntemlerini de geliştireceğiz. O yüzden akıllı aşılar ve ilaç tasarımları üzerinde çalışıyoruz. İnsan genom projesi bu çağa damgasını vurmuş olan en önemli projedir.


Bu çalışmaları Amerika başlattı. İngiltere de bazı aşamalarına ortak oldu. Farklı farklı kişilerin DNA dizilerini okuyup bütün diziyi elde etmek amacıyla başlatılmış bir projede bu iki ülke beraber hareket etti. Daha sonra Celera adlı özel bir kuruluş da, paralel olarak insan dizisini elde etmek için yola çıktı. Aşağı yukarı aynı zamanlarda insan genom dizisini elde ettiler. Bunlarla beraber çoğunluğu Amerika'da olmak üzere birçok bitki, hayvan ve mikroorganizma genomlarını elde etmek için çalışmalar var. Bunlar model organizma olarak kullanılıp üzerinde detaylı olarak çalışılmayan diğer organizmalarda bilgiye ulaşmak için kullanılabilir.


Genlerin fonksiyonlarını bulmak, fonksiyon bozukluğu varsa buna sebep olan etmenleri tespit etmek. Böylece hastalıkların hepsinin genetik çözümünü bulmuş olacağız. Hastalıkların vücutta ne tür etkileşimlerden sonra oluştuğunu bulmak ve bunları akıllı ilaçlarla veya aşılarla engelleme yöntemleri üzerinde yoğunlaşıyoruz.

'Hızlı tanı sistemleri geliştiriliyor'

İlaç sektöründe gelecekte kişiye özel ilaç devri başlayacak. Her ilaç herkese uygun olamaz, aynı belirtileri gösteremez. Herkesin gen haritasını çıkartıp, o kişide en etkin olacak ilaç tasarımını yapmamız gerekiyor. İlaç sektörü de yakında bu aşamaya gelmek zorunda. Hızlı tanı mekanizmaları üzerinde çalışılıyor. İnsanın yapısında yüzde 99'luk bölüm benzerlikler içinde, farklı olan yüzde 1'lik kısım. Bu da hızlı tanı yöntemleri sayesinde ileride çözülebilecek.


Tarımda çok büyük projeler başlatıldı. Çin'de pirince A vitamini ya da aşı ekleyerek Çin nüfusunun bu eksikliği kapatılmaya çalışılıyor. Bitkiler üzerinde de soğuk sıcak hava, tuzluluk ve susuzluk gibi stres koşullarına dirençler sağlayabiliyorsunuz. Bitkilerin bu stres koşullarında bile verimli olmasını sağlayabiliyorsunuz. Elinizde kaliteli ama bir haşereye dayanaksız buğday var. Bu haşereye dayanaklı buğdaydan dayanıklılık genini bulup diğerine yükleyebiliyorsunuz. Çok lezzetli ama kokusuz çileğe koku geni ekleyebiliyorsunuz. Türkiye'de patateste, muzda ve kirazda bazı çalışmaların olduğunu biliyorum.


Tohumculuk çok büyük bir sektör. ABD'li Monsanto gibi dev şirketler bugün tüm dünyayı yönlendiriyor. Örneğin geliştirilen haşerelere dayanıklı mısır sayesinde müthiş bir verimlilik yakalandı. Pamukta da, domateste de aynı uygulamaları yaptılar. İstenilen özellikte tohumlar ortaya konursa gerçekten büyük cirolar elde edebiliyorsunuz. Bir kilo domates tohumunu 14 milyar liraya alıyorsunuz ve çoğunu tane hesabıyla satıyorsunuz.

'Türkiye gen zengini'

Örneğin pamukta da genetik modifikasyonlar yapabilirsiniz. Pamuk ciddi bir ürün. Lif kalitesini artıracak çalışmalar yapılıyor. Özellik katabileceğimiz bir pamuk tohumu geliştirdiğinizde bunun dünya piyasasında elde edilebilecek milyarca dolarlık bir ekonomik büyüklüğü söz konusu...

Türkiye gen kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Çok çeşitli bir bitki floramız var. Türkiye'nin gen kaynaklarının bulunması, karakterizasyonun yapılması ve koruma altına alınması için ciddi çalışmalar yapmak lazım. Geçen yıl TÜBA tarafından yürütülen ön arama çalışmasında da bu konu en öncelikli konulardan biri olarak öne çıktı. Çünkü Türkiye'ye has bir takım ürünlerimiz bulunuyor. Bunlar belirlenip patent altına alınmalı ki; bu bilgiyi kullanarak ürün haline getirebilelim.

Çin'de kullanılan bir bitki var. Yüzyılladır Alzehamer hastalarına verilirmiş. ABD'de biyomühendisler tarafından yıllar süren araştırmalar sonucunda hastalık için bir ilaç geliştirildi. Sonradan farkedildi ki; bitkinin özündeki etkili olan maddenin moleküler yapısı ABD'de üretilen ilaçla çok benzeşiyor. Doğada bu bilgi var.

Biyoteknolojik ürünler açısından dünyadaki yapılabilecekler sonsuz. Çözülmesi gereken de çok problem bulunuyor. Her hastalığa moleküler genetik düzeyinde çözümler üretilecek. Hayvanlar için de, bitkiler için de, çevresel etkiler için de bundan sonra moleküler genetiğe ihtiyaç duyacaksınız. O yüzden yarışma kabiliyetini kaybettiğimiz konular yerine gelecekte öne çıkacak konular üzerine yoğunlaşmamız çok daha doğru olacak. İrlanda bu konuyu seçip yatırım yaptı ve çok da başarılı oldu. Şu anda İrlanda için Avrupa kaplanı deniyor. Ekonomisi iyi gidiyor, biyoteknoloji konusunda sürekli yatırım yapıyor. İrlanda hükümeti de ciddi teşvikler sağlıyor.

'AB, tutucu davranıyor'

Biyoteknolojinin insan sağlına uygulamalarında yoğunlaşmalarından Amgen, Biogen gibi dünya devi şirketler doğdu. Bu şirketler farklı disiplinlerden gelen bilimadamlarının sinerjisinden ortaya çıkan ürünlerden doğdu. Çevre, enerji ve tarım gibi alanlarda da verimliliğin artırılması hep ekonomiye artı getirecek değerler. Bu alanların her birinden binlerce ürün geliştirip ekonominizi büyütme şansınız var. Ama bu teknolojilerin ürütülebilmesi için bilgisayar, malzeme bilimi, fizik, kimya, moleküler biyoloji ve genetik gibi birçok farklı alandan kişilerin biraraya gelmesi gerekir. Tarım alanında biyoteknolojik ürün geliştirme açısından AB de sorunlar var. Genetik olarak modifiye edilmiş organizmalar üzerinde Avrupa Birliği'nde tartışmalar devam ediyor. Hâlâ genetik modifikasyon konusunda tutucu davranıyorlar. ABD, İsrail, Çin bu konuda büyük adımlar attılar. Mısır tohumlarıyla oynandı. Aşı ve vitamin katkılı pirinç yapıldı. Örneğin bu tür uygulamalar Afrika'da çok önemli. Genetik olarak modifiye edilmiş organizmaların satımı, üretimiyle ilgili bir takım yasal düzenlemelere ihtiyaç var.



BUSINESS


Dünya genetik pazarı 70 milyar doları buldu
Editörden
Eurovısıon katılımcısına 20 dolara hamam turu
Tüketim çılgınlığı yordu
Hayale, hobiye vakit kalmadı
'Mevzuat Hazretleri' Kamuda etik değerleri rafa kaldırır mı?
Beş batık bankadan 5 kuruş bile alınamayacak, çünkü...
Eurobondlar nasıl vergilendirilecek?
'Müteşebbis tanımı ikide bir tartışılmamalı'
Türk reklamcılığının geleceği: Genç yaratıcılar
Outdoor reklamları başarılı oluyor mu?
Korsanlar döndü
Kumarbaz
Makyajlı yeni 50 dolar geliyor
Yeni Megan'ı 'oyun'la tanıttı
'Abi, Çakır vuruldu, bin 500 saat daha gönder!'

21 Eylül 2019 Magazin Bülteni21 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber